Pinned Tweet
10 Nisan 2019'da insanlık ilk kez bir karadeliğin fotoğrafına baktı. Ama ilginç bir detay vardı: Fotoğraftaki karanlığın kendisi görünmüyordu. Gördüğümüz, etrafında dönen kızgın gazların ışığıydı.
İnsan psikolojisi, travmalar ve anksiyete de tam olarak böyle çalışır
Evrenin en büyük sırrı belki de ne kadar büyük olduğu değil, o büyüklüğün içinde yaşayan beynimizin gerçekliği ne kadar eksik anlayabildiğidir.
Kafatasının içindeki küçücük bir organ milyarlarca ışık yılı uzaktaki galaksileri hesaplayabiliyor, yıldızların nasıl öleceğini tahmin edebiliyor ve atomların davranışlarını açıklayan denklemler kurabiliyor. Ama aynı beyin, algıladığı dünyanın gerçekliğin tamamı olmadığını çoğu zaman unutuyor. Gördüğün renkler, hissettiğin zaman ve dış dünyaya ilişkin deneyimin, beyninin fiziksel sinyalleri işleyerek oluşturduğu bir model. Yani evreni doğrudan deneyimlediğini sanırken aslında onun zihninde kurulan versiyonunu yaşıyorsun.
Kuantum dünyasına indiğimizde bu durum daha da tuhaflaşıyor. Çift yarık deneyinde parçacıkların hangi yoldan geçtiğine ilişkin bilgi elde edilmediğinde girişim desenleri ortaya çıkabiliyor; hangi yol bilgisini sağlayan fiziksel etkileşimler ise bu deseni ortadan kaldırabiliyor. Bu, insan bilincinin gerçekliği yarattığı anlamına gelmiyor. Asıl şaşırtıcı olan, doğanın en temel düzeyde bile günlük hayattaki sezgilerimize uymaması. Evren, bizim nasıl çalışmasını beklediğimize göre davranmak zorunda değil.
Kuantum dolaşıklığında ise iki parçacık, aralarındaki ilişki nedeniyle birbirinden bağımsız sistemler gibi tanımlanamayabiliyor. Aralarındaki ölçüm sonuçları, klasik fizik kurallarıyla açıklanamayan korelasyonlar gösterebiliyor. Bu durum düşüncelerimizin uzaktaki insanları etkilediğini kanıtlamıyor ama gerçekliği yalnızca ayrı ayrı nesneler üzerinden anlamanın yeterli olmayabileceğini gösteriyor. Bazen parçaların kendisi kadar, aralarındaki ilişki de önem taşıyor.
İnsan zihni de dünyayı anlamlandırırken sürekli bağlantılar kuruyor. Bir cümle, geçmişte yaşadığın bir olayı yeniden canlandırabiliyor; tek bir bakış, bir insan hakkındaki bütün düşünceni değiştirebiliyor. Çünkü beynin bilgiyi boş bir ekrana yazmıyor; onu anıların, beklentilerin ve duygularınla yorumluyor. Üstelik çoğu zaman kendi yorumunu gerçekliğin kendisi sanıyorsun. Bir şeye inandığında onu destekleyen işaretleri daha kolay fark edip karşıt kanıtları gözden kaçırabiliyorsun. Böylece zihninin oluşturduğu modele bakıp dünyanın gerçekten öyle olduğuna karar veriyorsun.
Uzayla insan arasındaki bağın en somut tarafıysa bedenimizin içindeki maddede saklı. Vücudundaki bazı elementler, milyarlarca yıl önce yıldızların içinde gerçekleşen süreçlerde oluştu. Yıldızlar bu elementlerin bir kısmını uzaya yaydı; zamanla gezegenlerin ve yaşamın oluşumuna katılan maddeye dönüştüler. Sen de bu kozmik tarihin içinden ortaya çıktın ve şimdi geldiğin yeri anlamaya çalışıyorsun. Bu, evrenin insanı yaratmak için özel bir amacı olduğunu kanıtlamaz. Ama evrenin maddesinin bir bölümünün, evren hakkında soru sorabilen bir zihin oluşturduğunu biliyoruz.
İşte paradoks burada: Evreni anlamak için zihnimize güvenmek zorundayız ama zihnimizin yanılabileceğini de yine onun sayesinde keşfediyoruz. Gözlerimiz elektromanyetik tayfın yalnızca küçük bir bölümünü görüyor, beynimiz sınırlı bilgilerle gerçeklik modeli kuruyor. Buna rağmen teleskoplarla uzak galaksileri inceliyor, doğrudan göremediğimiz kuantum süreçlerini matematikle açıklıyor ve milyarlarca yıl önce gerçekleşen olayların izlerini bulabiliyoruz. Zihnimizin sınırları, evrenin sınırları demek değil.
Belki de insanın evrendeki en tuhaf özelliği, evrenin tamamını anlayamayan bir beyne sahip olması değil; bu beynin kendi sınırlarını fark edip onları aşmaya çalışmasıdır.
Hep aynı tür insanlara çekiliyorsan şanssız değilsin, bir yörüngedesin
Evrendeki en parlak nesnelerin bir kısmı kuasarlar. Süper kütleli bir karadeliğin etrafında dönen gaz, içeri düşmeden önce aynı yolu tekrar tekrar izliyor. Sürtünme onu milyonlarca dereceye kadar ısıtıyor ve gaz X ışını olarak parlıyor. NASA'nın Chandra gözlemevi bu ışımayı defalarca yakaladı. Uzaktan bakınca göz kamaştırıcı bir güzellik. Yakından bakınca aynı yörüngenin sürtünmesi
İlişkilerde de çok yoğun başlayan şeyler böyle hissettiriyor. İlk haftalardaki o şiddetli çekim her zaman uyum değil. Bazen tanıdık bir yörüngeye geri dönmenin heyecanı
Freud buna tekrarlama zorlantısı dedi. Kişi çözemediği acıya bilinçdışı olarak geri dönüyor ve sanki bu sefer farklı bitecekmiş gibi benzer durumları yeniden kuruyor. Bağlanma kuramı da erken ilişkilerden öğrendiğimiz beklentilerin yetişkin ilişkilerimizi şekillendirebildiğini söylüyor. Bunlar yorum çerçeveleri, kesin yasalar değil, kanıtlar da karışık. Ama çoğu insan kendi hayatında bu örüntüyü tanıyor
İyi haber şu. Yörünge kader değil. Yörüngeyi okuyabilen onu değiştirebiliyor
Bu hafta dene
Son 3 ilişkinde ya da işinde ilk iki haftada ne hissettiğini yaz
Heyecan mıydı, rahatlama mıydı, endişe mi
Ortak olan duyguyu bul
Bir sonraki sefer o duyguyu gördüğünde kararını bir hafta ertele
Yoğunluk her zaman uyum demek değil. Bazen alarm demek
Aynı kalıp yıllardır tekrar ediyorsa bağlanma ya da şema odaklı bir terapist çok işe yarar. Şiddet ya da istismar yaşıyorsan suç sende değil, bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş
Sen ilk iki haftada hangi hissi tanıyorsun
Rehberin tamamını (Türkçe & İngilizce PDF) buradan indirebilirsiniz:
mhmt1903.gumroad.com/l/the-i…
Çarpışan iki galaksi kümesinde ağırlık merkezi, görünen maddenin olduğu yerde değildi.
Hayatındaki asıl çekim de orada olmayabilir
2006'da astronomlar Mermi Kümesi denen bir çarpışmayı ölçtü. İki galaksi kümesi birbirinin içinden geçmişti. Sıcak gaz, yani sıradan maddenin büyük kısmı, sürtünmeyle yavaşlayıp ortada kaldı. NASA'nın Chandra gözlemevi bu gazı X ışınlarında açıkça gösterdi
Ama Hubble ve yer teleskoplarıyla ölçülen kütleçekimsel mercekleme başka bir şey söyledi. Kütlenin büyük bölümü gazla birlikte kalmamıştı, çarpışmadan geçip gitmişti. Yerçekiminin merkezi, gözle gördüğün şeyin olduğu yerde değildi
Karanlık maddenin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Bir azınlık bilim insanı yerçekimi yasalarının değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Ama ölçüm net: görünen şey ile asıl çeken şey aynı yerde olmayabilir
Bunu kesin bir yasa gibi değil benzetme olarak okuyorum. Çünkü psikolojide de benzer bir bulgu var. 1977'de Nisbett ve Wilson insanlara davranışlarının nedenini sordu. Cevaplar çoğu zaman gerçek nedenle örtüşmüyordu ama katılımcılar çok emindi. Gördüğümüz açıklama her zaman asıl çekim değil
"İşim yüzünden mutsuzum" diyorsun. Belki uykusuzluk, belki söyleyemediğin bir ihtiyaç, belki aynı yerde tekrar eden bir tepki. Görünen gaz orada duruyor ama merkez başka yerde olabilir
Bunu yalnız düşünerek çözemezsin, ölçmen gerekiyor
7 gün boyunca seni rahatsız eden her anı kısaca not et
Ne olmuştu, bedeninde ne hissettin, kendine ne dedin
Hafta sonunda ortak olanı ara
Bir not. Yoğun kaygı ya da aylardır süren bir sıkıntı varsa bu bir uzmanın işi
Çoğu zaman cevap tek bir cümlede toplanıyor. Senin gazın ne, asıl kütlen nerede
Deepcosmoss retweeted
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor
Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi
Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır
İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor
Bugün kendine şunları sor
6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun
Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın
Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi
Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş
Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
Benim takip ettiğim en kaliteli hesap sana ait. Herkese başkasının parayla sattığı sistemleri bedavaya veriyorsun. İnsanları tüketimden ziyade üretime teşvik ediyorsun.
Ben sadece yakınen gördüğüm 50 kadar hesabın senin desteğinle nerelere gittiğini biliyorum.
Herkese senin ne paralar kazandırdığını ve 1 TL bile almadan işi nereye getirdiğini biliyorum, o yüzden çok kıymetlisin benim için.
Bak bu kurduğun sistem sayesinde artık youtubede anlatacağım burada yazdıklarımı ve tuşla yapacağım.
Seni takip etmeyen çok şey kaybeder.
Teşekkür ediyorum.
Deepcosmoss retweeted
Daha önce hiç bilgim yoktu uzay ile ilgili ama bu hesabı takip etmeye başladıktan sonra kendim de bir huzur ve rahatlama bile hissediyorum. Her türlü bilgiyi anlatıyor her detay var içerisinde. Takdire şayan inanılmaz
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor
Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi
Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır
İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor
Bugün kendine şunları sor
6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun
Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın
Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi
Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş
Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
Güneş'in yanması klasik fiziğe göre imkânsız. Her saniye imkânsızı başarıyor
Güneş'in çekirdeği yaklaşık 15 milyon derece. Protonların birbirini iten elektrik bariyerini aşıp kaynaşması için bu sıcaklık yetmiyor. Klasik fiziğe göre Güneş sönük kalmalıydı
Kuantum tünelleme bunu çözüyor. George Gamow'un 1928'de gösterdiği gibi parçacık bariyerin üstünden aşmıyor, olasılığı sayesinde karşı tarafta beliriyor. Bu olasılık bariyer kalınlaştıkça çok hızlı düşüyor. İnce bariyer sık, kalın bariyer neredeyse hiç geçilmiyor
Bunu "sen de tünellenirsin" diye okumuyorum. Ama tasarım dersi güçlü. Büyük bir engel çoğunlukla büyüklüğüyle değil kalınlığıyla durduruyor
Alışkanlık araştırmacıları da benzer bir şey söylüyor. Davranışa giden yoldaki sürtünmeyi azaltmak onu yapma ihtimalini ciddi biçimde artırıyor
Yarın erteleyip durduğun işin bariyerini inceltmeyi dene
Kitabı açık bırak
Spor kıyafetini yatağın yanına koy
Mailin ilk cümlesini bir gece önce yaz
Şu an hangi bariyerin kalın görünüyor ama aslında kalın değil
Rehberin tamamını (Türkçe & İngilizce PDF) buradan indirebilirsiniz:
mhmt1903.gumroad.com/l/the-i…
Şu adamı okumak benim zevk aldığım tek şey. Sakinleşiyorum, uzayın derinliklerine gidip geliyorum. Cidden inanılmaz kaliteli bir hesap. 2 şey öğrensem fena olmaz dediğim bir yer yani. Kitap yazsa alınır.
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor
Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi
Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır
İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor
Bugün kendine şunları sor
6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun
Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın
Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi
Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş
Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
Bir karadelikte olay ufkunu geçerken hiçbir şey hissetmeyebilirsin. Hayattaki en zor sınırlar da çoğu zaman böyle geçiliyor
Süper kütleli bir karadelikte gelgit kuvvetleri ufukta henüz zayıftır. Çizgiyi geçersin ve fark etmezsin. Fark ettiğinde artık dönüş yoktur. Çünkü ufuk fiziksel bir duvar değil, matematiksel bir çizgi
Bunu hayat için kesin bir kural gibi değil, güzel bir benzetme olarak okuyorum. İnsan zor giden şeylere çoğu zaman böyle giriyor. İlk günlerde alarm çalmaz. Sürekli eleştirilen çocuk "bu normal" der. Yıpratan bir işte ilk aylar "geçici" gibi gelir. Çizginin nerede geçildiği geriye bakınca anlaşılır
İyi haber şu: fizikte ufuktan dönüş yok ama psikolojide mutlak bir sınır yok. Travma odaklı terapiler ve EMDR için güçlü kanıt var ve anılar her çağrıldığında geçici olarak yeniden işlenebilir hale geliyor
Bugün kendine şunları sor
6 ay önce kabul etmeyeceğin neyi bugün normal sayıyorsun
Bunu ilk ne zaman fark etmeye başladın
Güvendiğin biri bunu duysa sana ne derdi
Cevap seni korkutuyorsa ya da güvenliğin tehlikedeyse bir uzmana ya da güvendiğin birine ulaş
Çizgiyi ancak geriye bakınca görürsün. Ama geriye bakmaya cesaret edersen yön de orada başlıyor 🕳️
Rehberin tamamını (Türkçe & İngilizce PDF) buradan indirebilirsiniz:
mhmt1903.gumroad.com/l/the-i…
Samanyolu bitmiş bir galaksi değil. Bugün bile küçük uydu galaksileri yutmaya devam ediyor ve bunların izlerini Gaia teleskobu yıldız akımlarında okuyor
Spiral bir galaksi tek seferde oluşmuyor. Gaz yavaş yavaş çekim merkezine akıyor, parçalar ekleniyor, yapı milyarlarca yıl boyunca şekilleniyor
Benliğin de böyle kurulduğunu düşünüyorum. Ama çoğumuz kendimizi tamamlanmış bir ürün gibi görüyoruz. Bir yargı veriyoruz, ben böyleyim diyoruz, kapıyı kapatıyoruz
Oysa psikolojide bunun karşılığı var. Carl Jung kendinde kabul etmediğin yanları gölge olarak adlandırdı ve gelişimi o parçaları dışarıda bırakmak değil içeri almak olarak anlattı. Bu kanıtlanmış bir yasa değil, yararlı bir harita
Bugün küçük bir deneme yap. Kendinde reddettiğin bir özelliği seç, öfke, hırs, kıskançlık olabilir. Bu özelliğin sana hangi ihtiyacı anlattığını tek cümleyle yaz
Bastırdığın parça galaksinin dışında bir düşman değil, henüz yutmadığın bir uydu olabilir
Sen hangi parçanı hâlâ dışarıda tutuyorsun
What are the mechanisms behind the formation of spiral galaxies? 🌞
To study this process, researchers conducted simulations on a high-performance computing cluster, modeling how the primordial gas of the early Universe transformed into the astronomical structures we observe today.
In the initial stages of the simulation, surrounding gas flows into a region of heightened gravity, where it becomes concentrated. Over the course of several billion years, complex dynamic interactions of matter lead to the formation of a distinct central component.
As the simulation progresses toward the present cosmological epoch, clumps of gas—some of which are compact satellite galaxies—spiral inward toward the rotating galaxy and are eventually absorbed by it.
It is worth noting that the formation process for the Milky Way is not yet complete; in the future, it is expected to undergo a gravitational interaction with the Andromeda Galaxy.
Bir şeyi sürekli kontrol ederek daha hızlı değiştireceğini sanıyorsun ama bazen yaptığın şey tam tersine dönüşüyor. Her gün tartıya çıkıyorsun, takipçi sayını kontrol ediyorsun, attığın tweetin kaç görüntülenme aldığını tekrar tekrar açıyorsun. Henüz sonuç değişmemişse daha fazla kontrol ediyorsun. Peki ya sorun yeterince kontrol etmemek değilse? Kuantum fiziğinde kulağa imkânsız gelen buna benzer bir etki gerçekten var
Bir hafta boyunca küçük bir deney yap. Günlük takip ettiğin bir sonucu seç ve onu kontrol etmek için önceden belirlediğin tek bir zaman aralığı oluştur. Aradaki günlerde sonucu sürekli yenilemek yerine, o sonucu etkileyen davranışa odaklan. Takipçi sayısı yerine ürettiğin içeriğe, tartıdaki rakam yerine sürdürebildiğin alışkanlıklara bak. Bu, sonucu görmezden gelmek değil; sonucun her gün ruh halini belirlemesine izin vermemeyi öğrenmek.
Kuantum Zeno Etkisi bize insan zihninin nasıl çalıştığını kanıtlamıyor. Ama bize çok güçlü bir soru sorduruyor: Bir şeyi değiştirmek için sürekli ona bakmak gerçekten gerekli mi, yoksa bazen değişime alan açmak mı gerekiyor?
Çünkü hayatta ilerlemeyi engelleyen şey her zaman çabasızlık değildir. Bazen insan, ilerleyip ilerlemediğini kontrol etmekle o kadar meşgul olur ki ilerlemek için gereken şeyi yapmayı unutur.
Sen hayatında neyi o kadar sık kontrol ediyorsun ki artık hedefinden çok kontrolün kendisiyle uğraşıyorsun?





