Gazeteci/ صحافي /روزنامه نگار/ Journalist Makaleler: https://xitter.cf/t.co/WyMOCML5yO

İstanbul
Joined July 2011
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte ziyaret ettiği Şam'daki Seyyide Zeyneb Türbesinde açıklama yaptı. Ali ez-Zeydi, önümüzdeki günlerde Seyyide Zeyneb ve Emevi Camiine ziyaretlerin yeniden başlayacağını ve ziyaretlerin eskiden daha fazla olacağını söyledi. Ali ez-Zeydi, Seyyide Zeyneb ve Emevi Camii ziyaretçileri için harcaması için mali bağışta bulunduklarını belirtti.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi bugün Suriye'nin başkenti Şam'daydı. Ali ez-Zeydi'nin ilk durağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ydı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. Görüşme sonrası Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şam'daki Emevi Camiini ziyaret etti. Ali ez-Zeydi Emevi Camiine bağışta bulundu. Bir sonraki durağı ise Seyyide Zeyneb Türbesiydi. Tüm ziyaretlerde Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'ye, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşlik etti.
3
3
1,192
Benyamin Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi, Arap partilerinin seçim başarısı ile ilgili açıklama yaptı. Likud, Arap partilerini usulsüzlük yapmakla suçladı. Likud Partisi: "İsrail Devleti’ndeki seçimler, terörü ve Yahudi devletinin ortadan kaldırılmasını destekleyen Arap partileri tarafından; rüşvet, tehdit, şiddet, sahtecilik ve seçmenleri sandığa yönlendirmek amacıyla yasaklı yazılımların kullanılması gibi ağır suçlar işlenerek çalınmıştır. Likud Partisi, çok sayıda Arap sandığında seçimlerin çalındığına ilişkin yüzlerce tanıklık ve delili polise, Şin Bet’e (İsrail iç istihbarat teşkilatı) ve Merkez Seçim Komitesi’ne sunmaktadır. Bunlar arasında binlerce nakit para ve Ra’am Partisi’ne ait oy pusulasının bulunduğu zarf; sandık kurulu üyelerine yönelik tehdit ve şiddet; oy kabininde birden fazla kişinin bulunması; mükerrer kimlikle oy kullanılması; zarf sayısıyla seçmen sayısı arasındaki tutarsızlıklar; yasaklı seçmen mobilizasyon yazılımlarının kullanılması ve benzeri usulsüzlükler yer almaktadır. Polisten ve Şin Bet’ten, Arap partileri tarafından gerçekleştirilen seçim hırsızlığı iddiaları hakkında kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini ve suçluların hukuk önünde hesap vermesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Merkez Seçim Komitesi’nden ise İsrail’deki seçimlerin dürüstlüğünü ve seçim sonuçlarını ciddi biçimde zedeleyen bu suç teşkil eden eylemlerin soruşturulması için derhâl harekete geçmesini talep ediyoruz. Bu, İsrail demokrasisine ve İsrail vatandaşlarının oy kullanma hakkına yönelik ağır bir saldırıdır. Kolluk kuvvetleri kararlı ve sert biçimde, derhâl harekete geçmek zorundadır."
2
2
836
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi bugün Suriye'nin başkenti Şam'daydı. Ali ez-Zeydi'nin ilk durağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ydı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüştü. Görüşme sonrası Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şam'daki Emevi Camiini ziyaret etti. Ali ez-Zeydi Emevi Camiine bağışta bulundu. Bir sonraki durağı ise Seyyide Zeyneb Türbesiydi. Tüm ziyaretlerde Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'ye, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani eşlik etti.
2
1
8
2,824
İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı sosyal medya hesapları, yeni bir animasyon video yayınladı. Videoda Ayetullah Mücteba Hamanei, babasının nükleer silahı yasaklayan fetvasını değiştirdiği görülüyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızayi, DMO Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Seyyid Mecid Musevi'yi telefonla arayarak, "Devrim lideri izin verdi. "Ya Zehra" deyin ve emri uygulamaya başlayın" diyor. DMO Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Seyyid Mecid Musevi telsizden ilk nükleer başlıklı füzenin testinin yapılması talimatını veriyor. Füze testi "Ya Fatımetü'z Zehra" parolası ile geri sayım başlıyor.
3
9
3
30
5,519
Mısır İhvanı Müslimin/Müslüman Kardeşler Hareketi, Tahran'da yapılan "Mekke İttifakı ve İran" toplantısıyla ilgili açıklama yaptı. Mısır İhvanı Müslimin/Müslüman Kardeşler Hareketi: "İhvanı Müslimin/Müslüman Kardeşler Cemaati, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na taraf ülkeler ile İran İslam Cumhuriyeti arasında Tahran’da gerçekleştirilen ortak toplantıyı takdirle karşılamaktadır. Cemaat, bu toplantının bölgesel karar alma bağımsızlığının güçlendirilmesi yönünde doğru atılmış bir adım olduğunu vurgulamaktadır. Bu adım, bölge ülkelerinin ve halklarının, başarısızlıkla sonuçlanacak dış güçlerin hesaplarına kurban gitmek yerine kendi kaderlerini tayin edebilmelerini sağlayacaktır. Ümmetin tüm kesimlerini, anlaşmazlıkların çözümü ve mevcut sorunların ele alınması için ciddi ve sorumlu diyaloğu benimsemeye, iç çatışmalardan kaçınmaya ve yayılmacı gündemini gizlemeyen ortak düşmanla yüzleşmek üzere güçlerini muhafaza etmeye yönelik çağrımızı yineliyoruz."
10
1
23
2,781
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun kuzeni Prof. Nathan S. Netanyahu, Likud'a oy vermeyeceğini gerekçeleri ile açıkladı. Nathan S. Netanyahu: "Ben, milliyetçi-liberal sağdan geliyorum; Likud ile uzun yıllara dayanan bir bağım var ve Başbakan'ın kuzeniyim. Bu kez Likud’a oy vermeyeceğim; çünkü orijinal değerlerini terk ettiler ve liderleri ülkeyi derin bir ulusal enkaza sürükledi. ​Amos Peygamber’in kehanetinden esinlenerek, hükümetin ahlaki ve kamusal düzeyde işlediği ve bu nedenle kamunun güvenini artık hak etmediğini gösteren dört suçu sıralayacağım. ​Birinci Suç: Rejim Darbesi ​Nisan 2023’te yaptığım konuşmada, yargı sisteminin bağımsızlığına yönelik tehlikeye karşı uyarılarda bulunmuştum. Annem, Yüksek Mahkeme Yargıcı Shoshana Netanyahu’nun evinde özümsediğim değerler ruhuyla konuşmuştum. Toplum içeriden bölündü; ulusal kenetlenme zedelendi ve güvenlik kurumlarının üst düzey yetkilileri güvenlik tehlikesine karşı uyarılarda bulundu. ​Hükümet tekrar tekrar uyarıldı, ancak buna rağmen demokratik rejimin şahsiyetlerine yönelik zorbalık içeren saldırılarını sürdürdü. Savaşın tam ortasında dahi "yargı reformu" adı altında neredeyse sınırsız gücü elinde toplamaya, denetim mekanizmalarının içini boşaltmaya ve diktatörlük özellikleri taşıyan bir yönetime yol açmaya çalıştı. ​İkinci Suç: Çöken Güvenlik Anlayışı (Konsept) ​7 Ekim’de, hükümet başkanı tarafından yıllardır yürütülen bir konsept çöktü. Bu politika, Katar parası ve ekonomik kolaylıklar aracılığıyla sükûnet satın almayı hedefliyordu. Gerçekte ise bu terör örgütü, bu politika sayesinde güçlendi, büyüdü ve katliam niteliğindeki saldırısına hazırlandı. ​Yaklaşık 1.200 insan —siviller ve güvenlik gücü mensupları— katledildi ve İsrail’in kuruluşundan bu yana yaşanan en ağır felakette hayatını kaybetti. Yerleşim yerleri ele geçirildi, aileler evlerinde katledildi, siviller diri diri yakıldı, kadınlar cinsel tacize ve tecavüze uğradı ve 251 kişi Gazze’ye kaçırıldı. Uzun saatler boyunca Gazze sınır bölgesi sakinleri kaderleriyle baş başa bırakıldı. ​Patlak veren savaş, beden ve ruh sağlığı açısından yaralanan binlerce kişinin yanı sıra, yüzlerce şehit ve yaslı ailenin ağır bedelini ödetti. İsrail o zamandan beri, net bir sonu görünmeyen çok cepheli yıpratıcı bir savaşın içine saplanmış durumdadır. Uluslararası konumumuz benzeri görülmemiş bir dibe vurmuş durumda ve küresel kamuoyu mücadelesindeki enformasyon diplomasisi başarısız olmuştur. ​Üçüncü Suç: Devlet ile Vatandaşları Arasındaki Ahdin İhlali ​Hükümetin eğitim, sağlık, ulaşım, hayat pahalılığıyla mücadele ve kamu hizmetlerindeki süregelen beceriksizliği, felaketten sonra tüm ağırlığıyla ortaya çıktı. Vatandaşlar ve gönüllüler, hükümetin bıraktığı boşluğu doldurarak tahliye edilenlere, yaralılara, kaçırılanların ailelerine yardımcı oldular ve Gazze sınırındaki ile kuzeydeki topluluklar yeniden inşa mücadelesi verirken destek sağladılar. İsrail toplumu tüm ihtişamıyla ortaya çıkarken, hükümet tam anlamıyla çıplak kaldı. ​Yedek askerler ailelerini, geçim kaynaklarını defalarca bırakmak zorunda kaldı ve birçoğu bedenleri ile canlarıyla bunun bedelini ödedi. Buna karşılık hükümet, Ultra-Ortodoks (Haredi) partileri memnun etmek adına devasa bütçeler ayırmaya ve muafiyet yasalarını geçirmeye devam ederken, koalisyonun hayatta kalma hesapları uğruna eşitlik ilkesini kaba bir şekilde çiğnedi. ​Ve Dördüncüsü Yüzünden Onlara Oy Vermeyeceğim: Sorumluluk Üstlenmeyi Reddetmek ​Başkan Truman’ın masasında "THE BUCK STOPS HERE" (Son sorumluluk buradadır) yazılı bir levha dururdu; yani nihai sorumluluk bana aittir. Oysa bizim Başbakanımızın nezdinde sorumluluk her zaman başkasına yüklenir. Bunun en ağır göstergesi, Devlet Soruşturma Komisyonu kurulmasının reddedilmesidir. ​İsrail’de Devlet Soruşturma Komisyonları, yasaya göre çok daha az vahim olayların incelenmesi için bile kurulmuştur. Geniş bir kamuoyu desteği olmasına rağmen, katliamın üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen neden böyle bir komisyon kurulmadı? Büyük ulusal felaketin Devlet Soruşturma Komisyonu gerektirmediği düşünülebilir mi? Sorumluluk üstlenmek cezai suçluluk anlamına gelmez; aksine halka hesap verme zorunluluğudur. ​Başbakan ve bakanları tarafından yargı sistemine, denetçilere yönelik tekrarlanan saldırılar, kışkırtıcı atamalar ve koalisyon eleştirmenlerine yönelik karalama kampanyaları ile Başbakanlık çalışanlarına yönelik ağır şüpheler, yönetim kültürünü aşındırmış, kamu güvenini sarsmış ve toplumdaki ayrışmayı derinleştirmiştir. Tüm bunlar emsalsiz boyutlara ulaşmıştır. Bu derece ağır bir ulusal yıkımdan sorumlu olanlar, bunu tamir edebilir mi? ​Bu nedenle, mevcut yönetimi altındaki Likud’a oy vermeyeceğim ve hareketteki üyeliğimi askıya aldığımı bildirdim. Bu fiyaskolardan ari olan yeni bir liderlik seçildiğinde, harekete yeniden katılmayı düşüneceğim. ​ İsrail Hükümetinin Üç Suçu Üzerine — Ve Dördüncüsü Yüzünden Onlara Oy Vermeyeceğim!
4
7
1,724
Dün İran'da gerçekleştirilen "dörtlü toplantı" sonrası İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi, Ayetullah Mücteba Hamanei ile görüştü. Görüşme ile ilgili Ayetullah Hamanei'nin ofisinden bir açıklama yayınlandı. Açıklama: "Tümgeneral Dr. Muhsin Rezayi, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri sıfatıyla Ayetullah Seyyid Mücteba Hamanei ile görüştü. ​Bu görüşmede Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamanei, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ve sekreteryasını "Dörtlü Stratejik Kavşak" olarak nitelendirmiş; "kültür", "siyaset", "ekonomi" ve "güvenlik" olmak üzere bu dört alan arasındaki karşılıklı etkileşime ve her alanda karar alınırken buna uygun eklerin bulunması gerektiğine vurgu yapmıştır. ​İslam Devrimi Rehberi, her adımın başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar eksiksiz bir resme dayalı stratejik bir yol haritasından yararlanılmasının, sağlam ve kararlı kararlar almanın bir zorunluluğu olduğunu belirtmiştir. ​Ulusal uyum ve bütünlüğün güçlendirilmesi, halk ile yetkililer arasındaki karşılıklı güven, anayasal kapasitelerden (özellikle Cumhurbaşkanı ve yürütme organlarına ülkenin sorunlarını çözmede yardımcı olmak amacıyla 176. maddeden) yararlanılması, Hürmüz Boğazı üzerinde yönetim uygulanarak ulusal ve bölgesel güvenliğin korunması ile komşu ülkelerle ikili ilişkilerin kalıcı ve karşılıklı çıkar temeline dayanarak güçlendirilmesi, bu görüşmede ele alınan diğer konular arasında yer aldı. ​İslam Devrimi Rehberi, düşmanın çaresiz kalmasının direnişin meyvelerinden biri olduğunu ifade etmiş; ülkenin ve rejimin savunulmasında halkın varlığının sürekliliği için aktif ve zamanında bilgilendirme yapılmasının yanı sıra, İran milletinin hak ve menfaatlerinin güvence altına alınmasının ve direniş cephesi yoluyla, ülke yetkilileri tarafından savaşın ve "Ne Savaş, Ne Barış" koşullarının sona erdirilmesi amacıyla öne sürülen şartların gerçekleştirilmesi suretiyle takip edilmesinin önemine dikkat çekti. ​Görüşmede, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri, ülkenin çeşitli alanlardaki durumuna ve yürütülen çabalara ilişkin bir rapor sundu. Dr. Muhsin Rezayi sunduğu raporda, İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik politikasının takibi kapsamında bölgesel bir nizam ve düzenlemelerin oluşturulmasının, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteryası tarafından yürütülen faaliyetler arasında yer aldığını ifade etti."
8
10
1,438
Meysan İli Meclisi Başkanı Mustafa De'ir Abdülhasan, İran-Irak arasındaki Şeyb Sınır Kapısının açılması için hükümete üç günü süre vermiş, sınır kapısının açılmaması durumunda sivil itaatsizlik yapacaklarını hatta Meysan'ı Irak'tan koparacaklarını açıklamıştı. Irak Başbakanlık Ofisi, Başbakan Ali ez-Zeydi'nin, Meysan İli Meclis Başkanı Mustafa De'ir için soruşturma başlatılması talimatı verdiğini duyurdu.
4
1
494
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı: "Suudi Arabistan Krallığı’nın bölgesel ve uluslararası düzeyde diyalog ve barışın tesis edilmesine yönelik rolünün devamı olarak Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz Âl-i Suud’un ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na taraf ülkelerin temsilcilerinin, üst düzey İranlı yetkililerle görüşmek üzere İran’ın başkenti Tahran’a gerçekleştirdikleri ziyaretin, mevcut krizin tarafları arasındaki gerilimi azaltmaya, diyalog ve diplomatik çözümleri teşvik etmeye yönelik Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na taraf ülkelerin sürdürdüğü çabalar çerçevesinde gerçekleştirildiğini teyit etmektedir. Bakanlık ayrıca, Katar Devleti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti tarafından yürütülen arabuluculuk girişimlerine destek verildiğini vurgulamaktadır."
İran'da bugün yapılan "dörtlü toplantı"ya dair değerlendirme 1) Toplantıdan somut tek bir karar çıkmıştır. Bu da yayınlanan sonuç bildirgesinin sonunda "Katılımcılar; bölgede barış ve güvenlik de dahil olmak üzere, dört bölge ülkesi arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmelere devam etme konusunda mutabık kalmışlardır" şeklinde ifade edilmiştir. 2) Toplantıda İran'a yönelik savaşın yeniden başlamasını önleme, Yemen krizi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İsrail'in yayılmacı politikaları ele alınmıştır. 3) Tahran yönetimi, toplantının "İran-Mekke İttifakı Toplantısı" şeklinde görülmemesi için büyük gayret sarfetti. Toplantının "Tahran Toplantısı" olarak ifade edilmesini istedi. 4) Toplantıya "Tahran Toplantısı" denilmesi, İran'ın Mekke İttifakı içinde yer alan ülkelerle bir araya geldiği gerçeğini değiştirmemektedir. 5) İran, Yemen konusunda arabuluculuk yapabileceği teklifini sundu. Bu, yeni bir durum değil. İran Dışişleri Bakanı Erakçi, daha önce de arabuluculuk hususunu gündeme getirmişti. 6) İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi, toplantı sonrası yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "İran halkının direnişi ve silahlı kuvvetlerinin gücü sayesinde, bölgede ve Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın üst düzey yetkilileriyle yürütülen görüşmelerde yeni ve olumlu bir atmosfer oluştu." Rezayi, İran ordusunun gücü sayesinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın Tahran'a geldiğini ima etti. Gün içinde benzer açıklamaları İran Dışişleri Bakanı Bekayi ve İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Keni de yaptı. Bu ifadeler ciddiyetten uzak ve yakışıksız bir yaklaşımdır. İran, bu üslup ile hiç bir netice alamayacağını anlamaktan uzak bir noktada durmaktadır. 7) Dörtlü toplantının Tahran'da yapılmasının asıl nedeni, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Erakçi haricinde ülkede, üst düzey güvenlik bürokrasisini oluşturan isimlerin rahatça uluslararası seyahat yapamamasıdır. 8) Toplantı, bölgesel sorunların bölgenin önemli ülkelerinin bir araya gelerek konuşulabilmesi ve sürekli diplomatik istişare sürecinin yürütülebilmesi açısından kıymetlidir. 9) Toplantıdan İran savaşının yeniden başlamasını engelleyecek ve Yemen krizinin bitirilmesi için diplomatik sürecin başlamasını sağlayacak somut sonuçlar çıkmamıştır.
2
5
1,320
İran'da bugün yapılan "dörtlü toplantı"ya dair değerlendirme 1) Toplantıdan somut tek bir karar çıkmıştır. Bu da yayınlanan sonuç bildirgesinin sonunda "Katılımcılar; bölgede barış ve güvenlik de dahil olmak üzere, dört bölge ülkesi arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmelere devam etme konusunda mutabık kalmışlardır" şeklinde ifade edilmiştir. 2) Toplantıda İran'a yönelik savaşın yeniden başlamasını önleme, Yemen krizi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İsrail'in yayılmacı politikaları ele alınmıştır. 3) Tahran yönetimi, toplantının "İran-Mekke İttifakı Toplantısı" şeklinde görülmemesi için büyük gayret sarfetti. Toplantının "Tahran Toplantısı" olarak ifade edilmesini istedi. 4) Toplantıya "Tahran Toplantısı" denilmesi, İran'ın Mekke İttifakı içinde yer alan ülkelerle bir araya geldiği gerçeğini değiştirmemektedir. 5) İran, Yemen konusunda arabuluculuk yapabileceği teklifini sundu. Bu, yeni bir durum değil. İran Dışişleri Bakanı Erakçi, daha önce de arabuluculuk hususunu gündeme getirmişti. 6) İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi, toplantı sonrası yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "İran halkının direnişi ve silahlı kuvvetlerinin gücü sayesinde, bölgede ve Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın üst düzey yetkilileriyle yürütülen görüşmelerde yeni ve olumlu bir atmosfer oluştu." Rezayi, İran ordusunun gücü sayesinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın Tahran'a geldiğini ima etti. Gün içinde benzer açıklamaları İran Dışişleri Bakanı Bekayi ve İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Keni de yaptı. Bu ifadeler ciddiyetten uzak ve yakışıksız bir yaklaşımdır. İran, bu üslup ile hiç bir netice alamayacağını anlamaktan uzak bir noktada durmaktadır. 7) Dörtlü toplantının Tahran'da yapılmasının asıl nedeni, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Erakçi haricinde ülkede, üst düzey güvenlik bürokrasisini oluşturan isimlerin rahatça uluslararası seyahat yapamamasıdır. 8) Toplantı, bölgesel sorunların bölgenin önemli ülkelerinin bir araya gelerek konuşulabilmesi ve sürekli diplomatik istişare sürecinin yürütülebilmesi açısından kıymetlidir. 9) Toplantıdan İran savaşının yeniden başlamasını engelleyecek ve Yemen krizinin bitirilmesi için diplomatik sürecin başlamasını sağlayacak somut sonuçlar çıkmamıştır.
10
5
2
14
4,857
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi'ye ait Tabnak haber sitesinin eski Baş Editörü Gazeteci Mustafa Necefi'den "dörtlü toplantı" değerlendirmesi: "Tahran’daki Dörtlü Toplantı Hakkında Birkaç Not 1. İran, bu toplantının Mekke Paktı çerçevesinin dışında düzenlenmesini kabul etti. Aslında Tahran, bu girişimi Mekke Paktı kapsamında değil, “Tahran Toplantısı” adı altında kabul etti. 2. İran, Tahran Toplantısı’nı bölgesel güvenliğin bölge ülkelerinin kendi imkânlarıyla sağlanması fikri çerçevesinde tanımladı. Bu nedenle Yemen, Lübnan, Filistin, Körfez güvenliği ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliği dâhil olmak üzere bölgesel meseleler görüşmelerin gündemine alındı. 3. Toplantıda bölgesel gerilimin azaltılması ve savaşın sona erdirilmesi konuları da ele alındı. Bununla birlikte, İran’ın ABD’ye yönelik önceki tutumunda ve Tahran’ın yedi maddelik şartlarında herhangi bir değişiklik olmadı. 4. Bu toplantıda İran’ın nükleer dosyası hakkında hiçbir görüşme yapılmadı. 5. Toplantının muhtemel sonuçlarından biri, İran’ın güvenlik kaygılarının ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin Tahran’ın öngördüğü düzenlemelerin (İran ile Umman arasındaki anlaşmanın) kabul edilmesi olabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi, Suudi Arabistan’ın iyi niyet göstermesine ve daha önce olduğu gibi süreci sabote etmemesine bağlıdır! 6. İran, Yemen meselesinde arabuluculuk yapmaya ve krizin çözümüne yardımcı olmaya hazırdır. Ancak Ensarullah’ın da bazı şartları vardır. Suudi Arabistan bu şartları kabul edene kadar savaş devam edecektir! 7. Toplantıya katılan taraflar, İsrail’in bölgedeki maceracı politikalarına ilişkin kaygılarını paylaştılar. Ancak bu durum, tarafların ortak hedeflere ve aynı gündeme sahip oldukları anlamına gelmez! 8. Bu toplantının sonuçları hakkında hüküm vermek için henüz çok erkendir. Bununla birlikte, güvensizliğin yerini güvenin, rekabetin yerini ise iş birliğinin almış olduğu söylenemez! Günümüz Orta Doğu’sunda toplantılar, sorunları çözmekten ziyade krizleri ve gerilimleri yönetmeye veya bunların olumsuz sonuçlarından kaçınmaya yönelik bir araç olarak kullanılmaktadır."
3
13
6
31
6,702
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi, "dörtlü toplantı" hakkında açıklama yaptı: "Bölgesel iş birliği çok daha önce başlamalıydı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan üst düzey yetkililerin gerçekleştirdiği ziyaretler, ABD’nin tehditlerinin dünya ülkeleri üzerinde fazla etkili olmadığını gösterdi. İran halkının direnişi ve silahlı kuvvetlerinin gücü sayesinde, bölgede ve Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın üst düzey yetkilileriyle yürütülen görüşmelerde yeni ve olumlu bir atmosfer oluştu. İran halkının direnişinin sonuçları her geçen gün daha belirgin hâle geliyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan üst düzey yetkililer, bölgedeki sorunların çözümünün dört ülkenin birlikte hareket etmesinden geçtiğini düşünüyorlardı. Batı Asya’da güvenliğin bölge ülkelerinin kendi imkânlarıyla sağlanması ve her türlü dış müdahalenin önlenmesi gerektiği sonucuna vardık. İsrail rejiminin Güney Lübnan’dan, Güney Suriye’den, Gazze’den ve Ürdün Nehri’nin Batı Şeria bölgesinden çekilmesi ve saldırganlığına son vermesi gerektiği vurgulandı."
5
12
2,236
İdlib kırsalındaki Serakib şehrinin batısında patlama sesleri duyuldu. Suriye resmi televizyonu el-Ehbariyye: "İdlib kırsalındaki Serakib şehrinin batısında meydana gelen patlama, eski rejimin kalıntısı olan savaş artığı bir malzemenin infilak etmesinden kaynaklandı." Suriye TV: "İdlib kırsalındaki Serakib'in batısında meydana gelen patlamanın, savaş kalıntılarının imha edilmesinden kaynaklandığı bildirildi."
1
2
1
3
1,241
İsrail Eski Savunma Bakanı ve İsrail Evimiz Partisi Lideri Avigdor Liberman: "Bu sabah Başsavcıya, Başbakan Binyamin Netanyahu hakkında vatan hainliği suçlamasıyla cezai soruşturma açılması talebiyle başvurdum. Geçtiğimiz ay boyunca İsrail Devleti Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran karşısında yanlış hesaplamalara yol açabilecek adımlar atmaları için güvenlik teşkilatının başkanlarına baskı yapıyor. İsrail Devleti'ni seçimler öncesinde bir savaşa sürükleme girişimi, seçimleri kaybetme korkusu nedeniyle IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) askerlerinin hayatlarını feda etme isteğiyle birleştiğinde; devlete, güvenliğine ve IDF askerlerine karşı işlenmiş bir hainliktir."
1
5
1,106
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şadri'yi görevden aldı. Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, yeni bir başkan atayana kadar İstihbarat Teşkilatı'nın yönetimini geçici olarak üstlenecek.
3
4
597
İran'daki "Dörtlü Toplantı" sona erdi Türkiye, Pakistan, İran ve Suudi Arabistan'ın yer aldığı dörtlü toplantının sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesi: "Bölge ülkesi olan dört ülkenin ilk toplantısı, bugün 4 Aban 1405 (26 Ekim 2026) tarihinde Tahran'da gerçekleştirilmiştir. ​İran İslam Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Sayın Muhsin Rezayi bu toplantıya ev sahipliği yapmıştır. ​Toplantıya; Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Sayın Asım Munir ve Türkiye İstihbarat Başkanı Sayın İbrahim Kalın katılmıştır. ​Katılımcılar; bölgede barış ve güvenlik de dahil olmak üzere, dört bölge ülkesi arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmelere devam etme konusunda mutabık kalmışlardır."
İran'ın en sahipliğinde MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın katıldığı toplantı, Tahran'da başladı. Toplantıya İran tarafından Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi katıldı. Toplantının bir bölümüne İran Cumhurbaşkanı Pezeşliyan da iştirak etti.
4
26
6
92
24,332
Tunus… 17 Ekim Yürüyüşü: Öfke Sonbaharının Başlangıcı mı? Tunus’un siyasi tablosunda niteliksel bir dönüşümün habercisi olabilecek bir gelişme yaşanıyor. Sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi güçlerin, ülkedeki genel duruma ve Kays Said yönetimine yönelik tepkileri, özellikle ekonomik ve sosyal başarısızlıklar ile özgürlüklerin hızla gerilemesi nedeniyle, daha önce görülmemiş ölçüde arttı. Bu ayın 17 Ekim tarihinde düzenlenen kitlesel halk yürüyüşü, Tunus’ta yaşanan bu niteliksel dönüşümün bir simgesi ve göstergesi oldu. Birincisi: Sivil toplum kuruluşları ve toplumsal güçlerle siyasi aktörler arasında daha önce benzeri görülmemiş bir yakınlaşmanın ortaya çıkması, Tunus açısından önemli bir gelişmedir. Bu durum, 2010-2011 yıllarında gerçekleşen Tunus Devrimi’nden bu yana yaşanmamış bir gelişmeye işaret etmektedir. Bu nedenle ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüş önemli anlamlar taşımış ve açık mesajlar vermiştir. Söz konusu mesajlar, bir tarafta ulusal kuruluşlar, diğer tarafta ise siyasi partiler arasında yakınlaşmanın başladığını ya da belirgin bir ortaklaşmanın ortaya çıktığını göstermektedir. Bu gelişme son derece önemlidir. Zira Tunus’un siyasi tecrübesinde, siyasi güçlerle ulusal kuruluşlar, özellikle de Tunus Genel İşçi Sendikası arasında yakınlaşma ve iş birliği sağlandığında, bu aktörlerle iktidar arasında bir güç dengesi oluşmaktadır. Böyle bir denge ortaya çıktığında sonuç genellikle iki ihtimalden biri olmaktadır: Ya iktidar diyalog ve müzakereye mecbur kalmakta ya da taraflar arasında farklı biçimlerde bir çatışma yaşanmaktadır. İkincisi: Tunus Genel İşçi Sendikası’nın bu kitlesel yürüyüşü düzenleme ve koordine etme konusunda inisiyatif alması dikkat çekiciydi. Sendika, yürüyüşün çağrısını yaparken ulusal kuruluşlar ve sivil toplumla eş güdüm içerisinde hareket etti. Sendikanın bu adımı, Tunusluların insanca yaşama hakkını savunmak, yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek ve iktidarı siyasi ve sivil güçlerle diyalog masasına oturmaya çağırmak amacı taşıyordu. Sendika ayrıca iktidarın ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarını tek başına belirlemesine karşı çıktı; temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini ve tutukluların serbest bırakılmasını talep etti. Sendika, bu tutumu ve ardından gerçekleştirdiği eylemle, iktidarın tercihlerini meşrulaştırmayı veya izlediği politikaları desteklemeyi reddeden bir çizgiye yerleşmiş oldu. Böylece Kays Said’in 25 Temmuz 2021’de ilan ettiği siyasi sürece destek veren ve bu süreci anlayışla karşılayan bilinen tutumunu gözden geçirmiş oldu. O dönemde Tunus’taki ulusal kuruluşların büyük bölümü de benzer bir tutum benimsemişti. Ancak bunlar, geçtiğimiz dönemde tutumlarını aşamalı olarak değiştirmiş ve Tunus Genel İşçi Sendikası’nın girişimine katılmışlardı. Ulusal kuruluşların, özellikle de Tunus Genel İşçi Sendikası’nın tutumundaki bu değişimin önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Sendika, Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin sona erdirilmesinde öncü ve belirleyici bir rol oynamıştı. 13 Ocak 2011’de Safakes vilayetinde düzenlediği kitlesel yürüyüşün ardından, 14 Ocak 2011’de başkent Tunus’ta gerçekleştirilen ve belirleyici nitelik taşıyan yürüyüşe öncülük etmişti. Bu yürüyüş sırasında Bin Ali, Tunus’u terk etmek zorunda kalmış ve ülke tarihinde yeni bir döneme girmişti. Üçüncüsü: 17 Ekim yürüyüşü, siyasi sokak hareketiyle sivil toplum hareketinin birleşmesini temsil etti. Bu durum, farklı güçlerin Tunusluların sosyal ve siyasi haklarını savunmak ve iktidarın politikalarını reddetmek amacıyla asgari müştereklerde buluştuğu bir ulusal uzlaşmayı andırıyordu. Yıllardır bölünmelerin, çekişmelerin ve ayrılıkların etkisi altında kalan Tunus’un siyasi ortamında, Kays Said’in iktidarından önceki yıllarda da bu sorunlar mevcuttu. Böyle bir ortamda ulusal ve toplumsal kuruluşlarla siyasi partilerin aynı protesto alanında, ortak sloganlar altında ve Tunus Genel İşçi Sendikası’nın temsil ettiği ulusal bir çatı altında bir araya gelmesi, Tunus siyasetinde gerçek bir dönüşümün işareti olarak değerlendirilebilir. Bu tablo, bölünmenin yerini yakınlaşmaya, dağınıklığın yerini koordinasyona, karşılıklı çekişmelerin yerini uzlaşmalara, suçlamaların yerini ise karşılıklı anlayışa bırakması anlamına geliyordu. Elbette bunlar henüz başlangıç aşamasındaki yakınlaşmalar ve daha önce neredeyse hiç bulunmayan asgari uzlaşma zeminleridir. Bununla birlikte, bu gelişmeler güçlenme ve genişleme yönünde bir dinamik oluşturabilir. Gerçekliğin dayattığı ihtiyaçlar, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunlar, ulusal sorumluluk bilinci ve ülkeyi kurtarma gerekliliği, bu dinamiği geri döndürülmesi zor bir sürece dönüştürebilir. Bu yakınlaşmanın gelişme ve büyüme ihtimalinin, gerileme ve dağılma risklerinden daha yüksek olduğu söylenebilir. Dördüncüsü: Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri Nureddin es-Salimi’nin ekim ayının ortasında gerçekleştirilen yürüyüşün sonunda Habib Burgiba Caddesi’nde (Devrim Caddesi) yaptığı konuşma, hem iktidara hem de muhalif ulusal güçlere yönelik güçlü ve açık mesajlar içeriyordu. Genel Sekreter Salimi, binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Bugün bu ulusal yürüyüşte bir araya geliyoruz; çünkü artık sessizlik kabul edilemez. Çünkü yıldırma, yönetim politikası olamaz. Çünkü ülke dışlayıcılıkla yönetilemez. Çünkü devlet, bütün yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanmasıyla inşa edilemez. Çünkü egemenlik, halka ve onun canlı güçlerine kapıların kapatılmasıyla, halkın katılım, değerlendirme ve hesap sorma hakkının ortadan kaldırılmasıyla korunamaz.” Salimi, Tunus’un bugün yaşadığı krizin esas itibarıyla “bütün yetkilerin tek elde toplanması krizi” olduğunu belirtti. Krizin, yanlış siyasi tercihlerden, pervasız ve kibirli popülist politikalardan kaynaklandığını ifade etti. Salimi’ye göre bu politikalar, nefret, düşmanlık, karalama ve her şeyden şüphe duyma üzerine kurulu bir söylemle toplumu bölmüş; devletin imkânlarını kullanarak farklı görüşlerini ifade etme hakkını kullanan kişilerin vatanseverliklerini, dürüstlüklerini ve onurlarını sorgulatmıştır. Bu tutum, Tunus’un en büyük ulusal kuruluşlarının ve onların arkasında yer alan diğer sivil ve siyasi güçlerin, mevcut yönetim sisteminin niteliğine, politikalarına ve tercihlerine ne ölçüde karşı çıktığını göstermektedir. Sendikanın konuşmasında, mevcut yönetimin bütün alanlardaki performansına yönelik olumsuz ve eleştirel değerlendirmeler dikkat çekiyordu. Siyasi alanda siyasi hayatın tahrip edilmesi; ekonomik ve sosyal alanda hayat pahalılığı ve kalkınma başarısızlığı; dış politikada ise diplomatik içe kapanma, egemenliği ve Tunus’un çıkarlarını zedeleyen gizli anlaşmalar eleştirildi. Sendika ayrıca ekonomik ve sosyal krizin siyasi krizden kesinlikle ayrı düşünülemeyeceğini; aksine bu krizin, siyasi bunalımın açık sonuçlarından biri olduğunu vurguladı. Bu tespitler ve sonuçlar, Tunus Genel İşçi Sendikası’nın derinleşen siyasi krizden çıkış yolu bulunmasına katkıda bulunma konusunda kararlı olduğunu göstermektedir. Sendika, bu amaçla geçmişteki deneyimlerini ve özellikle kriz dönemlerinde üstlendiği rolleri yeniden gündeme getirmektedir. Sendika, tarihsel tecrübesinden hareketle, ülke kapsamlı bir krizle karşı karşıyayken kendi rolünün yalnızca sendikal meselelerle sınırlandırılmasını da reddetmektedir. Zira mevcut krizin temelinde, esas itibarıyla siyasi bir sorun bulunmaktadır. Beşincisi: Ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüş, Kays Said’in yaklaşık beş yıl önce iktidar üzerinde tam kontrol sağlamasından bu yana Tunus’ta gerçekleşen çeşitli girişim ve hareketliliklerin birikimli sonucu olarak ortaya çıktı. Bu süreçte “Darbeye Karşı Vatandaşlar”, “Ulusal Kurtuluş Cephesi”, “Ulusal Güçler Koordinasyonu” ve “Haklar ve Özgürlükler Ağı” gibi farklı oluşumlar öne çıktı. Önceki hareketliliklerin bir sonucu ve adeta bir doruk noktası olarak ortaya çıkan ekim ayı ortasındaki yürüyüş, iktidara karşı ulusal birliği ve uzlaşmayı güçlendirmeyi amaçlayan farklı bir dinamiğin başlangıcını ilan ediyor gibi görünmektedir. Tunus Genel İşçi Sendikası Genel Sekreteri de konuşmasında bu dönüşümü dile getirdi. Salimi, 17 Ekim yürüyüşünün şu temel gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Farklı ulusal güçler, Tunus’un çıkarları dar hesapların üzerinde tutulduğunda ve ülkeyi kurtarmanın hiçbir tarafın tek başına üstesinden gelemeyeceği bir sorumluluk hâline geldiği durumlarda bir araya gelebilir.” Salimi ayrıca koordinasyon çerçevesinin yalnızca bu yürüyüşle sınırlı, geçici bir oluşum olmayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu çerçeveyi genişletme ve geliştirme; özgürlüğe, demokrasiye, sosyal adalete ve ulusal egemenliğe inanan canlı ulusal güçlere açılma konusundaki kararlılığımızı vurguluyoruz.” Bu mesaj, ekim ayının ortasındaki yürüyüşün Tunus siyasetinde yeni bir dönemin kapısını araladığını açıkça göstermektedir. Bu yeni dönem, hem ülkenin farklı ulusal güçleri arasındaki ilişkilerin niteliği hem de bu güçlerin mevcut iktidara yönelik tutumları açısından önem taşımaktadır. Ekim ayının ortasında düzenlenen yürüyüşün ortaya koyduğu tabloya bakıldığında, Tunus siyasi hayatının yeni ve farklı bir döneme girdiği açıktır. Bu dönemde siyasi muhalefet ile ulusal kuruluşlar, Kays Said’in başkanlığındaki mutlak iktidarın sonuçlarının bir hayal kırıklığı yarattığı konusunda ortak bir değerlendirmede bulunmaktadır. Aynı zamanda ülkenin bütün alanlarda yaşadığı gerilemeden çıkabilmesi için ulusal bir sorumluluğun üstlenilmesi ve ülkeyi kurtarmaya yönelik ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiği düşüncesi öne çıkmaktadır. Sendikanın söylemi, reform ve değişim amacıyla yürütülecek eylemleri artırma kararlılığını yansıtmaktadır. Ancak bu tutum, diyaloga inanmayan bir iktidar ve devlet ile toplum arasında aracı kurumların varlığını kabul etmeyen bir yönetim sistemi karşısında sınanacaktır. Tunus’ta her yeni siyasi ve sosyal yılın başlangıcında, çoğu zaman olağanüstü bir ivme kazanan toplumsal ve siyasi hareketlilik yaşanmaktadır. Halk protestoları ve siyasi eylemler giderek yoğunlaşmakta ve birçok durumda adeta bir “Öfke Sonbaharı” tablosuna dönüşmektedir. Bu süreçte iktidar, acil sosyal taleplerle ve halkın satın alma gücünün artırılması yönündeki beklentilerle karşı karşıya kalmakta; bunlara siyasi reform çağrıları da eşlik etmektedir. Peki, bu ayın 17 Ekim tarihinde düzenlenen yürüyüşün Tunus’ta yeni bir “Öfke Sonbaharı”nın başlangıç noktası olduğu söylenebilir mi? Yoksa iktidar, protestoların oluşturduğu ivmeyi kontrol altına almaya ve taleplerini etkisizleştirmeye mi çalışacaktır? Halk desteğinin hızla azaldığı görülen mevcut yönetim sistemi, toplumsal hareketliliği kontrol altına alabilecek ve sınırlandırabilecek bir politika izleyebilecek midir? Önümüzdeki haftalar bu soruların yanıtlarını ortaya koyacaktır. Üstelik bütün bunlar, gelişmelerin seyrini öngörmenin ve muhtemel sonuçlarını tahmin etmenin neredeyse imkânsız hâle geldiği, çalkantılı bir bölgesel ve uluslararası ortamda yaşanmaktadır. -Mağrip Araştırmaları ve Kalkınma Merkezi-
2
1
526
İran'ın en sahipliğinde MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın katıldığı toplantı, Tahran'da başladı. Toplantıya İran tarafından Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi katıldı. Toplantının bir bölümüne İran Cumhurbaşkanı Pezeşliyan da iştirak etti.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın Tahran'da İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi ile toplantı yapacağını açıkladı. Bir diğer açıdan baktığımızda İran, Mekke Ortak Savunma İttifakı'nda yer alan ülkelerle bir araya gelecek.
3
10
4
13
31,328
Tişrin Devrimi veya Tişrin Protestoları yıldönümü münasebetiyle Irak'ın başkenti Bağdat'ta kitlesel gösteriler düzenlendi. Gösterilere katılan kalabalık bir kesim, ​"İran dışarı, dışarı.. Bağdat özgür kalacak" sloganı attı. Iraklı bir gösterici basına yaptığı konuşmanın videosu sosyal medyada viral oldu. Iraklı gösterici: "Biz hiçbir şey istemiyoruz, sadece İran'ı istemiyoruz. Bırakın açlıktan ölelim; doları yükseltin, bir milyar yapın! Biz İran'ı istemiyoruz, İran'ı istemiyoruz! Yani ne, Allah bunu mu yazdı üzerimize? İstemiyoruz, onları istemiyoruz! İran'ı istemiyoruz, bıktık usandık, usandık artık! Bizi katlettiler, usandık amca usandık, Irak'ın yıkımının sebebi İran'dır. İran'ı dışarı atın..." Irak'taki İran'a yakın çevreler, İran aleyhinde slogan atan kitlenin Irak'ın batısından bu iş için taşındığını iddia ediyor.
13
3
6
1,439
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Keni, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid Bin Selman'ın Tahran'da İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rezayi ile toplantı yapacağını açıkladı. Bir diğer açıdan baktığımızda İran, Mekke Ortak Savunma İttifakı'nda yer alan ülkelerle bir araya gelecek.
1
4
2
6
6,901