The SETA Foundation at Washington DC retweeted
2026 Kongre seçimleri Demokratlar için zaferle sonuçlandı. Sonuçlara nelerin etki ettiğini, Senato’daki son durumu belirleyen kritik eyaletleri ve iki partinin neleri doğru ya da yanlış yaptığını kaleme aldım.
Cumhuriyetçiler Neden Kaybetti, Demokratlar Nasıl Kazandı?
🔎 ODAK | ABD 2026 Kongre Seçim Sonuçları: Cumhuriyetçiler Neden Kaybetti, Demokratlar Nasıl Kazandı?
"Ekonomiye ek olarak siyasi etkenler de seçim sonuçlarını etkiledi. Amerikan siyasi tarihinde yerleşik bir eğilim olarak başkanın partisinin ara seçimlerde cezalandırılması, bu seçimde de kendini gösterdi."
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/abd-2026-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
🔎 ODAK | ABD 2026 Kongre Seçim Sonuçları: Cumhuriyetçiler Neden Kaybetti, Demokratlar Nasıl Kazandı?
"Ekonomiye ek olarak siyasi etkenler de seçim sonuçlarını etkiledi. Amerikan siyasi tarihinde yerleşik bir eğilim olarak başkanın partisinin ara seçimlerde cezalandırılması, bu seçimde de kendini gösterdi."
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/abd-2026-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
ABD Seçimleri Sonrası Netanyahu ve İsrail Lobisinin Geleceği
Amerika’daki ara seçim sonuçları, İsrail lobisinin kongre üzerindeki etkisini ve İsrail Seçimlerinde istediğini elde edemeyen Netanyahu hükümetinin bölgesel savaş politikalarını doğrudan kısıtlayan yeni bir siyasal tablo ortaya çıkarıyor.
AIPAC’in milyonlarca dolarlık seçim harcamalarına rağmen yaşanan başarısızlık, ABD-İsrail ilişkilerinde ve Washington’ın Orta Doğu stratejisinde iki yıllık kritik bir dönemin çerçevesini sunuyor.
@SETADC Koordinatörü @KadirUstun değerlendirdi.
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Trump’ın seçim takvimi, Netanyahu’nun savaş hesabı
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 3 Kasım seçimlerinin hemen sonrasında İran’a yeni bir askeri operasyon düzenlemesi için Trump’a baskı yaptığı yönündeki haberler, bu iki liderin stratejik öncelikleri ve siyasi maliyet hesaplarının farklılığını bir kez dana gözler önüne seriyor. İsrailli yetkililer Netanyahu’nun baskı yaptığını reddediyor ancak Trump’ın diplomasiye daha fazla zaman tanımak istemesi farklı hesap yaptıklarını gösteriyor. Daha önce Amerikan seçimleri öncesinde askeri adım atmayacağını ve böylelikle Trump’ı zor duruma sokmayacağını belirten Netanyahu, İsrail seçim sonuçlarından zayıflayarak çıktığı için koalisyon görüşmelerinde kendi pozisyonunu güçlendirmek için acele ediyor.
yenisafak.com/yazarlar/kadir…
🇺🇸 ABD seçimlerinde gözler kritik eyaletlerde!
📊 Anket sonuçları ve her iki parti de Demokratların kazanacağını kabul etmiş durumda. Peki, seçimde hangi eyaletler belirleyici rol oynayacak?
🎙️ SETA Washington Araştırmacısı Bedirhan Kır, ABD'den son gelişmeleri değerlendirdi.
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
1/ Bugün ABD’de seçim günü. 2026 Kongre seçimlerinde Demokratların Temsilciler Meclisini geri alma ihtimali yüksek görülüyor; Senato ise son ana kadar belirsizliğini koruyor.
İran Savaşı’yla artan enerji fiyatları, yükselen enflasyon ve Trump’ın onay oranındaki tarihi düşüş Demokratlara ivme kazandırdı. Ancak bu ivmenin Senato çoğunluğuna dönüşmesi için Trump’ın 2024'te çift haneli farklarla kazandığı eyaletlerde seçim kazanmaları gerekiyor.
Demokratların Cumhuriyetçilerden alması neredeyse kesin görülen tek eyalet North Carolina. Seçim sonucunu ise Michigan, Maine, Alaska, Iowa, Ohio, Kansas ve Texas’taki başa baş yarışlar belirleyecek.
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
1/ Bugün ABD sandık başında. Ancak bu seçimde asıl mesele sadece Kongrenin hangi partide kalacağı değil.
3 Kasım sonuçları, Başkan Trump’ın görev süresinin son iki yılında ne kadar rahat hareket edebileceğine, Demokratların 2028’e hangi siyasi çizgiyle yürüyeceğine ve Cumhuriyetçi Partinin Başkan Trump sonrasında MAGA siyasetini ne ölçüde sürdüreceğine dair fikir verecek.
Bu nedenle bu gece Amerikan siyasetinin yeni dönemine dair ilk güçlü işaretler ortaya çıkacak.
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
3 Kasım ara seçimleri yalnızca Kongre’deki güç dengesini değil, Donald Trump’ın başkanlığının son iki yılını ve 2028’e giden süreçte Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin yönünü de belirleyecek.
Ekibimizden @EmirhanKinatas ABD ara seçimlerinin olası sonuçlarını ve seçim gecesinde takip edilmesi gereken kritik yarışları @setavakfi için kaleme aldı.
🔎 ODAK | Ara Seçimler ABD’nin Yeni Dönemini Belirleyecek
"3 Kasım gecesi gelecek sonuçları okumak için yalnızca hangi partinin kaç sandalye kazandığına bakmak yeterli olmayacaktır. Seçimlerin ABD siyaseti üzerinde ne gibi etkiler yaratacağını anlamak için aynı zamanda Kongrenin hangi kanadının hangi partide kaldığına, hangi tür adayların seçimde başarılı olduğuna ve bu zaferlerin 2028 seçimlerinde parti içi kanatlardan hangilerini güçlendirdiğini de analiz etmek gerekecektir."
✍️ @EmirhanKinatas
🔗 setav.org/ara-secimler-abdni…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Demokrat Parti, 2024'te Beyaz Saray’ı ve Kongre’nin her iki kanadını kaybetmesinin ardından başlayan yön arayışını tamamlayamadan 3 Kasım’daki ara seçimlere giriyor. Trump’a duyulan güvenin azalması ve yaşam maliyetine duyulan tepki Demokratlara önemli bir fırsat sunsa da bu fırsat parti içi sorunları çözmeye yetmiyor.
Bedirhan Kır, yeni analizinde Demokratların ön seçimlerde görünür hale gelen ayrışmasını inceliyor. İlerici sol ile merkez kanat arasında İsrail meselesi ve ekonomi politikaları üzerinden derinleşen rekabet, ulusal ölçekte bir liderin bulunmaması ve kampanya finansmanındaki yetersizlik bu tablonun merkezinde duruyor.
Michigan’daki ilerici kanadın zaferinden Maine’deki aday krizine, Senato yarışından 2028 başkanlık senaryolarına uzanan kapsamlı değerlendirme için analizimize göz atabilirsiniz.
📘 ANALİZ | 2026 ABD Kongre Seçimlerinde Demokratların İç Savaşı
Bu analiz Demokrat Parti'nin 2024 hezimetinin ardından 2026 Kongre seçimlerine nasıl hazırlandığını parti içi ayrışma, liderlik krizi ve 2028 senaryoları ekseninde değerlendirmektedir.
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/2026-abd-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Yapay zeka sektörünün altyapısını oluşturan veri merkezleri, yükselen elektrik faturaları, tükenen su kaynakları ve yerel tepkilerle 2026 Kongre seçimlerinin beklenmedik gündem maddesine dönüştü. Amerikalıların yaklaşık dörtte üçü yeni tesislere karşı çıkarken Ohio’dan Texas’a, Wisconsin’den Michigan’a adaylar kampanyalarını bu tepki üzerine kuruyor.
Bedirhan Kır, veri merkezlerinin yapay zekanın “görünen yüzü” olarak nasıl siyasi bir hedefe dönüştüğünü inceliyor. Trump yönetiminin Çin’le rekabet gerekçesiyle düzenlemelere karşı çıkması, Cumhuriyetçi adayların sahada bu çizgiden kopması ve teknoloji sektörünün 190 milyon doları aşan seçim harcamaları bu tablonun merkezinde duruyor.
Eyaletlerdeki düzenleme dalgasından OpenAI ve Anthropic bağlantılı fonların ön seçim yarışlarına, seçim sonrası üç senaryodan 2028'e uzanan izlere kadar kapsamlı değerlendirmeye göz atabilirsiniz.
🔎 ODAK | ABD 2026 Kongre Seçimlerinde Veri Merkezlerini Tartışıyor
"Kasım seçimlerinin sonucu ne olursa olsun veri merkezlerinin YZ tartışmasının merkezinde kalması muhtemel görünüyor. Demokratların kazandığı bir tabloda yerel tepkinin eyaletlerden Kongreye taşınarak ulusal düzenleme talebine dönüşmesi beklenebilir."
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/abd-2026-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
"Demokratların Senato çoğunluğunu alamadığı durumda Trump'a karşı ciddi bir soruşturma yürütülmesi pek mümkün olmayacak. Kongre'nin sadece alt kanadının Demokratlarda olması, Trump yönetimiyle uğraşmaktansa Demokrat seçmeni memnun edecek yasa tasarılarını hazırlayarak Trump'la müzakere etmeye çalışma stratejisine dönmelerine neden olabilir."
✍️ @KadirUstun
setav.org/amerikan-secimleri…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
🔎 ODAK | 2026 ABD Kongre Seçimleri: Senato’nun Dengesini Belirleyecek Yedi Eyalet
"Senato ara seçimleri 35 eyalette yapılsa da Senato aritmetiğini bunların yalnızca küçük bir bölümü belirleyecek. Seçim tahmin kuruluşlarının değerlendirmelerine göre 9 eyalette Demokratların, 12 eyalette Cumhuriyetçilerin kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Rekabetçi kabul edilen 14 eyaletin dördü Demokratlara, üçü Cumhuriyetçilere yakın görünürken sonucu belirleyecek olan yedi eyalette seçimler başa baş olarak sınıflandırılıyor. "
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/2026-abd-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
📘 ANALİZ | 2026 ABD Kongre Seçimlerinde Demokratların İç Savaşı
Bu analiz Demokrat Parti'nin 2024 hezimetinin ardından 2026 Kongre seçimlerine nasıl hazırlandığını parti içi ayrışma, liderlik krizi ve 2028 senaryoları ekseninde değerlendirmektedir.
✍️ Bedirhan Kır
🔗 setav.org/2026-abd-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
🔎 ODAK | Ara Seçimler ABD’nin Yeni Dönemini Belirleyecek
"3 Kasım gecesi gelecek sonuçları okumak için yalnızca hangi partinin kaç sandalye kazandığına bakmak yeterli olmayacaktır. Seçimlerin ABD siyaseti üzerinde ne gibi etkiler yaratacağını anlamak için aynı zamanda Kongrenin hangi kanadının hangi partide kaldığına, hangi tür adayların seçimde başarılı olduğuna ve bu zaferlerin 2028 seçimlerinde parti içi kanatlardan hangilerini güçlendirdiğini de analiz etmek gerekecektir."
✍️ @EmirhanKinatas
🔗 setav.org/ara-secimler-abdni…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Mekke diplomasisi ve ABD-İsrail-İran üçgeni
Son birkaç günde Türkiye’de ve bölgede gerçekleştirilen kritik diplomatik toplantılar hem Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirme hem de İran savaşının küresel ekonomik sonuçlarını sınırlandırma potansiyeli taşıyor. Netanyahu ve Trump’ın kritik seçim haftasına girerken İran savaşını tekrar başlatma tehditleri savurmaları, kendi siyasi gündemlerinin bölgede yeni bir çatışma sarmalı yaratacağı kaygılarını artırırken bölgesel diplomatik hareketliliği de yoğunlaştırdı. Avrupalı ülkelerle Mekke Anlaşması’na taraf ülkelerin İstanbul’da bir araya gelmesi savaşın alevlenmesinden duyulan kaygıların boyutunu da gösteriyordu. Mekke ittifakı ülkelerinin İran’la Tahran’da yaptığı görüşme ise savaşın yeniden alevlenerek bölgeselleşmesini engellemek amacı taşıyordu. Bu çabaların kısa sürede sonuç vermesi zor ancak en azından bölgesel bir inisiyatifin öne çıkması Amerika ve İsrail’in belirleyici olduğu daha önceki çatışma dönemlerinden önemli bir farklılaşmaya işaret ediyor. Amerika’nın bıraktığı diplomatik boşluğun doldurulması ve Amerikan politikalarının yarattığı istikrarsızlığın sınırlandırılması, bölge ülkeleri açısından hayati önem taşıyor.
MEKKE ANLAŞMASI’NIN İLK MEYVELERİ
Mekke anlaşması uzun süredir bölgeden çekilmeyi savunan Amerikalı stratejistlerin tavrına bir cevap niteliği taşıyor aslında. Amerika’nın bölgede maliyet ödemek istemediğini ve bu bağlamda İsrail’in zoruyla girdiği bir savaşta da Suudi Arabistan gibi bir müttefikini korumayacağını göstermesi, bölge ülkelerine ders oldu. Amerika’nın özellikle 7 Ekim 2023’ten beri bölgede artık düzen kurucu değil istikrarsızlık yaratıcı politikalar izleyeceğini açıkça ilan etmesi, bölgesel inisiyatiflerin mecburiyet olduğunu göstermişti. Bölgeye stratejik bir vizyonla yaklaşma kapasitesine sahip ender ülkelerden olan Türkiye’nin liderliği, Mekke Anlaşması gibi somut bir adımın atılmasını sağladı. Bu oluşumun Amerika aleyhine değil bölgenin lehine bir çaba olması da kayda değer. Bu yüzden mesele Amerika veya İran’ın yanında olup olmamak değil, istikrarın sağlanması için herkesle diyalog kurabilmek.
Mekke anlaşmasına taraf ülkelerin Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarını durdurmak için yalnızca askeri yöntemlere başvurmak yerine diplomasiye ağırlık vermesi, ittifakın sadece askeri bir iş birliğine dayanmadığını gösteriyor. Bir yandan savaşın yeniden alevlenmesinin yaratacağı maliyetten kaygı duyan Avrupalı liderlerle görüşmeleri, bir yandan savaşın tarafı olan İran’la diplomatik temas kurmaları, bu ülkelerin günü kurtarmak için değil stratejik bir vizyonla hareket ettiğini gösteriyor. Dahası, savaşın yeniden başlamasını beklemeden önleyici diplomasiyi devreye sokmaları, geçen hafta sonu gerçekleşmesi beklenen saldırıların askıya alınmasında etkili olmuş olabilir. Mekke ittifakı üyelerinin birbirlerinin güvenliğini korumak üzere harekete geçmesi, bölgenin artık Washington ve Tel Aviv’in iç siyasi dinamiklerinin dayattığı gündemlere mahkûm kalmayabileceğini de gösteriyor.
ABD-İSRAİL-İRAN ÜÇGENİ
Bölge içindeki ittifak ve dayanışma çabalarının başarılı olması için zamana ihtiyaç var zira birçok ülkenin bölge istikrarını öncelediğini söylemek mümkün değil. Bölge adına düşünme biçimine alışık olmadıkları da ortada çünkü uzun süre Washington’ın desteğini alarak kendi güvenliklerini garantiye alabileceklerini düşünen ülkeler, bunun böyle olmadığını gördü. Ortadoğu ülkesi olmasına rağmen zihinsel olarak kendini bölge üstü bir yerde gören İsrail, İran’la bölgesel savaşı sürdürerek koşulsuz Amerikan desteğinin devamını sağlamaya çalışıyor. Amerikan yönetimleri de hem iç siyasetteki İsrail lobisinin gücü hem de farklı stratejik nedenlerle İsrail’in tercih ettiği politikaları takip ediyor. Bu ikiliye İran’ın ‘bölgesel direniş cephesi’ sloganıyla sürdürdüğü asimetrik ama mezhepçi savaş çabası da eklenince, bölgesel istikrarın sadece bölge ülkelerine bağlı olmadığı bir denklem ortaya çıkıyor.
Bu üçgenin oluşturduğu ve devamında fazla sakınca görmediği çatışma ortamı, bölgenin kalkınmasını engellemekle kalmayıp bölge ülkelerinin güvenlik gündeminin ötesine geçmelerini de imkânsız kılıyor. Uluslararası kalıcı ittifakların da öncelikle güvenlikle başlaması, Mekke Anlaşması’nın buna odaklanmasını iyi açıklıyor. Güvensiz bir bölgede güvenlik sağlanmadan iş birliği, ticaret, diplomatik angajman ve kültürel alışveriş gibi kavramlardan bahsetmek son derece zor. ABD-İsrail-İran üçgenindeki aktörlerden birini diplomasi yoluyla çatışma denkleminden çıkarmak elbette kolay değil zira ‘sonuna kadar savaş,’ ‘varoluşsal mücadele’ ve ‘direniş’ söylemlerinin çok büyük siyasi fonksiyonu var. Bu açıdan bakıldığında, İran’la angajman sağlayarak bu üçgenin oluşturduğu çatışma dinamiğinin kırılabilmesi son derece önemli. İran’ın vekilleri üzerinden Suudi Arabistan’ı hedef almasının sonlandırılması, Mekke ittifakı için çok büyük bir başarı olacaktır ama bu savaşın biteceği anlamına da gelmez.
İsrail ve Amerika’daki seçimler sonrasında ya daha da agresifleşen ya da iç siyasetin baskısıyla geri adım atmak zorunda kalan yönetimler görebiliriz. İsrail’de Netanyahu’nun mağlubiyeti ve onu içermeyen bir azınlık hükümetinin kurulması, şahinleri sınırlı da olsa zayıflatabilir. Cumhuriyetçilerin Kongre çoğunluğunu kaybetmeleri durumunda da Trump Kongre’nin savaşı bitirmeye yönelik baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Bu senaryoda tansiyon düşebilir ama gerek Trump’ın gerek Netanyahu’nun savaşı iç siyaset malzemesi olarak kullanma ihtimali de var. Bu açıdan önümüzdeki günlerde seçimlerden çıkacak tablo, Ortadoğu’nun geleceği açısından kritik önem taşıyor ancak bundan bağımsız olarak bölgesel inisiyatiflerin güçlenerek devam etmesi çok daha önemli. Bölgede kalıcı istikrar sağlanması ancak bölge ülkelerinin kendi göbeklerini kendilerinin kesmesiyle mümkün. Bölge ülkelerinin birbiriyle rahatlıkla anlaşabileceğini söylemek naiflik olur ve belki de anlaşmak çok daha uzun pazarlıklar sonunda mümkün olacaktır. Ancak kalıcı istikrar, dışarıdan yapılan dayatmalarla kabullenilen anlaşma metinlerinden değil, tarafların kendi aralarında doğrudan müzakere ederek vardıkları mutabakatlardan geçiyor.
yenisafak.com/yazarlar/kadir…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Trump’ın büyük pazarlık arayışı, Rusya şahinleri ve küresel sistem
Trump Çin lideri Şi Cinping’le bu sene içerisinde üçüncü kez görüşmeye hazırlanırken Rus lideri Putin’in üçlü zirve önerisi Washington’ın Rusya şahinlerini ayağa kaldırdı. Kasım ara seçimleri sonrasında Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılması planlanan Trump, mayıs ayında Pekin’de görüştüğü ve Eylül’de de Washington’da ağırladığı Şi’yle ilişkileri güçlendirmeye çalışıyor. Ticaret savaşlarına Pekin’in misillemeyle karşılık vermesi sonrasında Çin’le ticaret, yapay zekâ, uyuşturucu kaçakçılığı, nadir elementler, Tayvan ve İran gibi konularda diyalog kanallarını açan Trump, şimdi de yeni bir Putin açılımı yapıyor. Rusya’ya karşı yaptırımları dondurmasına, dizel benzin anlaşmasına ve Putin’in üçlü zirve önerisine sıcak durmasına tepki gösteren Rusya şahinleri bu adımları seçimler öncesi çaresizlik ve Ukrayna’nın kaderine terk edilmesi şeklinde eleştiriyor.
Bir yandan Kasım seçimleri öncesinde üzerindeki enflasyon baskısını azaltmak isteyen Trump, bir yandan da Çin ve Rusya’yla yeni bir sayfa açarak İran ve Ukrayna savaşlarının etkilerini sınırlamak istiyor. Genellikle birebir pazarlığı seven bir lider olarak öne çıkan Trump’ın Putin’in üçlü zirve önerisine açık olduğunu söylemesi dünya gücü olarak saygı duyduğu Rusya ve Çin’le Amerika’nın küresel meseleleri çok uluslu formatların dışında çözebileceğini düşündüğünü gösteriyor. Büyük güç siyasetinin üretebileceği ‘büyük pazarlık’ fırsatlarını kurallara dayalı uluslararası sistemin ‘hantal’ yapısına tercih eden Trump’a karşı çıkan dış politika elitlerinin etkisi de sınırlı kalıyor. Bu anlamda Trump dönemi Amerikan dış politikasının müttefiklik sistemini terk ettiği ve büyük güçlerin kritik kararları kendi aralarında aldığı bir sisteme doğru evirildiği söylenebilir.
UKRAYNA’YA BASKI, RUSYA’YLA YAKINLAŞMA
Trump’ın kasım seçimleri öncesinde Rusya’ya baskıyı hafifletip Ukrayna’ya baskı moduna dönmesi, Zelenski’yle ilişkisinin Amerikan himayesindeki bir küçük güce ‘ayar verme’ Putin’le ilişkisinin ise hep bir büyük güce saygı ekseninde geliştiğini hatırlatıyor. Trump Rusya’ya yaptırımları uygulamayı erteliyor, enerji ticaretini genişletiyor ve Putin’le ilişkileri normalleştirmeye çalışıyor. Buna karşın Zelenski’den Rus petrol rafinerilerine saldırılarını durdurmasını isterken Ukrayna’da yeni bir lider ihtiyacı olduğundan bahsediyor. Trump ‘enerji ateşkesini’ kabul etmeyen Rusya’ya yüklenmektense Kiev’in saldırılarını öne çıkarıyor. Elon Musk’ın şirketi Starlink’in Ukrayna’yla işbirliğini yavaşlattığı yönündeki haberler ise Washington’ın fiili baskısının sahadaki operasyonlara etki edecek noktaya geldiğini gösteriyor.
Kongre’deki Rusya şahinlerini harekete geçiren bu gelişmeler, bazı Cumhuriyetçi senatörlerin Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’un Putin’e ‘insaniyetli’ ifadesini kullanmasına karşı sert tepki göstermelerine neden oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin geleneksel dış politika anlayışında Rusya ve Çin’in rakip veya düşman olarak görülmesine karşın Trump’ın bu ilişkileri uzun vadeli stratejik çerçevenin dışına çıkararak kişisel diplomasi ve ekonomik pazarlıkları öncelemesi eleştiri alıyor. Wall Street Journal başyazıları ve John Bolton’ın yazıları bu minvalde örnek gösterilebilir. Bu tepkilerin ciddi bir siyasi direnişe dönüşmesi pek mümkün görünmüyor elbette ancak özellikle seçim sonrasında Kongre’nin dış politikaya daha fazla aktivist biçimde yaklaşmasını ve medyanın daha ağır eleştirilerini tetikleyebilir. Diğer bir deyişle, Ukrayna’nın yalnız bırakılması ve Rusya’ya yakınlaşılması, bölünmüş bir Kongre aritmetiği senaryosunda Trump’ın işini zorlaştıran bir dinamik olarak öne çıkabilir.
SEÇİM HESABI MI, STRATEJİK EKSEN KAYMASI MI?
Trump’ın Rusya ve Çin’le yeni bir yakınlaşma arayışı içinde olmasını seçim dinamiklerine ve ticari çıkarlara bağlamak mümkün. Ancak bu yakınlaşmanın özellikle Batı ittifakı içinde yarattığı derin çatlağı kısa vadede tamir etmek mümkün olmayacaktır. Bu da kısa vadeli hesaplar olsa bile Amerika’nın transatlantik ittifak içerisindeki yerinin orta ve uzun vadede kalıcı olarak değişeceğine işaret ediyor. Amerika artık müttefiklerini yanına alarak Rusya ve Çin’le rekabet veya mücadele derdinde görünmüyor. Bu ülkelerle Amerika’nın doğrudan çıkarlarını görüşmeyi ve bunu Önce Amerika ideolojisinin bir gereği olarak gören bir yönetim anlayışı hâkim.
Trump’ın Putin ve Şi’yle yakınlaşmasını liderlik diplomasisi olarak okumak mümkün ancak bu perspektif eksik kalacaktır. Trump Amerika’nın Batı ittifakındaki liderlik rolünden feragat etmekle kalmayıp geleneksel muarızları olan büyük güçlerle barış yapan bir siyasi miras bırakmak istiyor. Üçlü zirvede Ukrayna, İran ve Tayvan gibi diğer ülkelerin kaderini belirleyecek görüşmeler yapılması, şimdiden Yalta Konferansı benzetmelerine zemin hazırlamış durumda. Amerika’nın Trump döneminde bu şekilde bir küresel yönetişim anlayışına evirilmesi, NATO ittifakının ve Birleşmiş Milletler sisteminin geleceği açısından da önemli sonuçlar üretebilir. Dünyanın farklı bölgelerindeki çatışmaların kaderinin ve nüfuz alanlarının bu üç büyük güç arasındaki pazarlıklarda belirlenmesi ihtimali, Amerikan dış politikası açısından da yeni bir stratejik eksen kaymasına işaret ediyor.
Trumpçı ‘Önce Amerika’ dış politikasının Ukrayna ve İran savaşlarında ‘parçalı bulutlu’ bir karnesi olduğunu yazmıştım. Trump’ın Rusya ve Çin’le yakınlaşma çabasının da kapsamlı ve etkili bir stratejik dönüşüm çabasına matuf olduğunu söylemek zor. Kısa vadeli ekonomik çıkarların baskın olduğu bu yönelim, seçim kaygılarının da baskısıyla ivme kazanmış görünüyor. Ancak bu sürecin dört başı mamur bir stratejik yaklaşımla yürütülmüyor olması, Amerikan dış politikasının birçok açıdan kalıcı bir dönüşüm içinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Müttefikleriyle arasına ciddi mesafe koyan, büyük güç pazarlıklarında uluslararası sistemin idamesini değil kendi ulusal çıkarını önceleyen, kısa vadeli ekonomik ve siyasi çıkarlar için stratejik muarızlarıyla işbirliğine açık yeni bir Amerikan dış politikası ortaya çıkıyor. Bu politikanın küresel siyaseti kurallar ve normlara dayalı uluslararası sistemden uzaklaştırarak herkesin ‘kendi başının çaresine bakmak zorunda’ olduğu bir sisteme doğru götürdüğü söylenebilir.
yenisafak.com/yazarlar/kadir…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Anketler Trump’ı Rusya yaptırımlarını delmeye zorluyor
Başkan Trump’ın ara seçimler öncesi adeta bütün düğmelere bastığını gösteren en son örnek Rusya’yla dizel benzin anlaşmasına vardığını açıklaması oldu. 2022’den beri Rusya’ya birçok farklı yaptırım uygulayan Kongre, daha bir ay öncesinde kadar Rusya’yla petrol ve gaz alışverişi yapan ülkelere karşı yeni yaptırım kararı almıştı. Kırsaldaki seçmen tabanını doğrudan etkileyen dizel benzin fiyatlarının tavan yapması, Trump’ı bu anlaşmaya sürüklemiş görünüyor. Bu tür pragmatik adım fırsatlarını kaçırmayan Putin, Amerika’nın Avrupa’yla arasını daha da açacak ve Ukrayna’yı Washington’dan uzaklaştıracak bir adım atmış oldu. İlk aşamada 300 bin ton ve kasımda da 500 bin ton dizel benzin satışı karşılığında Rusya’ya karşı yürürlükteki enerji yaptırımlarını askıya alacak olan anlaşmanın seçim öncesinde fiyatları düşürmesi pek mümkün görünmüyor. Ancak Trump ara seçimlerin bir numaralı teması haline gelen enerji fiyatları konusunda acilen bir şeyler yaptığını göstermek zorunda hissediyor.
‘UKRAYNA’YA YENİ BAŞKAN LAZIM’
Trump’ın Putin’le görüşme sonrasında açıkladığı anlaşmaya tepki gösteren Zelenski’nin açıklamalarına karşı Ukrayna’nın yeni bir başkana ihtiyacı olduğunu söylemesi, meşhur Beyaz Saray basın toplantısı skandalını hatırlattı. İkinci dönemine Ukrayna savaşını hemen bitirme vaadiyle başlayan ve bunu Ukrayna’ya baskı kurarak başarmaya çalışan Trump, Avrupa’nın Kiev’e yardımları üstlenmesi ve Amerika’nın silah satar pozisyona geçmesiyle tansiyonu düşürmüştü. Kongre’nin Rusya’ya baskıyı artırmaya çalışan yaptırım çabalarına karşı çıkmayan Trump, İran savaşı sonrası oluşan enerji fiyatları krizini yönetmekte zorlanıyor. Hürmüz krizinin uzun süre uluslararası gündemi işgal etmesi ve enerji fiyatlarının Amerika’da yüksek fiyatları tetiklemesi, kasım seçimleri öncesinde Trump’ı acil bir çözüm bulmaya itiyor. Rusya’yla açıklanan anlaşmanın ne enerji krizini çözmesi ne de hızlı bir çözüm üretmesi mümkün ancak Trump gündemi İran savaşından Ukrayna’ya çevirmeyi kısmen başarmış görünüyor.
Biden’ın Ukrayna politikasına sert eleştirileri sandıkta karşılık bulan Trump, savaşı bitiremese de yardımları keserek Amerika’yı silah tedarikçisi konumuna çekti ve Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üslenmesini sağladı. Bunun sonucu olarak Washington’ın Ukrayna meselesindeki etkinliğinin azaldığını söylemek mümkün. Zelenski’nin anlaşmayı eleştirmesi ve Avrupalı liderlerin Ukrayna’ya destek açıklaması bunun örnekleri olarak okunabilir. Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in açıklamalarında görüldüğü üzere, Trump yönetimi iki tarafın da masaya oturması ve savaşı bitirmesi gerektiğini söylüyor ancak bunu gerçekleştirmek için kapsamlı bir plan ortaya koymuş değil. İran’la savaşın Ukrayna savaşını gündemden düşürmesi sonrasında, Hürmüz’deki güvenlik tehditlerinin ve en son Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarının enerji fiyatlarının hızlıca düşmesine izin vermediği de ortada. Her iki savaşı da sona erdirme konusunda başarılı olamayan yönetim, kasım seçimlerinin baskısını hissediyor.
ANKETLER NE DİYOR?
Seçimlere yaklaşık iki hafta kala, Trump’ın enerji fiyatlarındaki artışı durdurmaya yönelik adım attığını göstermek istemesi ve bu durumun sorumluluğunu dolaylı da olsa Zelenski’ye yüklemesi şaşırtıcı değil. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesine neredeyse kesin gözüyle bakılırken Senato çoğunluğunu kaybetme tehlikesinin de baş göstermesi Trump’ın tamamen seçimlere odaklanmasını mecbur kılıyor. Dizel benzin fiyatları ve enflasyon Maine, Iowa, Alaska, Michigan, Kansas, Nebraska ve Texas gibi tarımsal eyaletlerde seçim tartışmalarının gündemini belirliyor. Alaska ve Michigan’daki Cumhuriyetçi senatör adayları Rusya’yla dizel anlaşmasına karşı çıkarken, Iowa, Nebraska ve Kansas’taki Cumhuriyetçi adayların da Amerika’nın dizel benzin ihracatını askıya alması çağrısında bulunduklarını unutmamak gerekiyor. Iowa ve Kansas’taki anketler Cumhuriyetçi adayların sadece 1-2 puan önde olduğunu gösterirken, Michigan’da Demokrat el-Sayed’in ve Texas’ta da Demokrat Talarico’nun 3-4 puan önde olmaları enerji meselesini daha da kritik hale getiriyor.
Trump’ın 2016 ve 2024 başarılarında anketlerde temsil edilmesi zor olan kırsal seçmenin rekor seviyelerde sandık başında gitmesi çok önemli rol oynamıştı. Her iki seçimde de büyük ekonomik vaatlerle gelen Trump’ın kendi tabanını en fazla etkileyen enflasyon meselesine çözüm bulamaması Cumhuriyetçilerin şansını zorluyor. Kırsal seçmenin önemli bir bölümünün ideolojik oy verdiğini ve Trumpçı seçmenin Demokratlara dönmesinin kolay olmadığını da hatırlatmakta fayda var ancak bu kitlenin heyecansızlığının sandık başına gitme oranlarını etkilemesi mümkün. Bazı Cumhuriyetçi senatör adaylarının Trump’la aralarına mesafe koymak zorunda kalması da aleyhlerine işleyebilir. Bütün bunlarla birlikte Cumhuriyetçi Parti’nin finansman kaynaklarının Demokratlardan çok daha fazla olduğunu ve reklam kampanyalarını domine etmelerini hafife almamak gerekiyor. Elon Musk gibi milyarder Cumhuriyetçi donörlerin çok büyük bütçeler ayırdıkları haberlere yansıyor. Trump, anketlerde görülen derin hoşnutsuzluğun 3 Kasım’da Demokratlar adına ‘mavi dalgaya’ dönüşmesine engel olmak için Rusya yaptırımlarını bizzat kendisi delmeyi bile göze almış durumda. Bu çabası başarısız olur ve Temsilciler Meclisi’yle birlikte Senato’yu da kaybederse, kendisini çok zorlu bir topal ördek dönemi bekliyor.
yenisafak.com/yazarlar/kadir…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Bu siyasi mühendislik 3 Kasım seçimlerini etkileyebilir mi?
Yeni haritalar Cumhuriyetçilere önemli avantaj sağlasa da anketler Demokratların Temsilciler Meclisi'ni kazanabileceğini gösteriyor.
Harita savaşlarını ve muhtemel sonuçlarını yazdım.
setav.org/abd-2026-kongre-se…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
"Hakkında çıkan 7 Ekim saldırılarını önceden haber aldığı yönündeki haberler, İsrail'deki baskıyı had safhaya çıkarırken New York'u Trump'la görüşmeden terk etmesi, Netanyahu'nun siyasi kariyerinin kritik bir aşamasına yaklaştığını teyit ediyordu."
✍️ @KadirUstun
setav.org/7-ekim-dosyasi-net…
The SETA Foundation at Washington DC retweeted
Kasım seçimleri ve Trump’ın son iki yılı
3 Kasım’da yapılacak Amerikan Kongre seçimlerine bir aydan az bir süre kaldı ve Virginia ve Minnesota gibi bazı eyaletlerde erken oy verme işlemi başlamış durumda. Hafta sonu yayınlanan anketler Cumhuriyetçi Parti için kötü sinyaller vermeye devam ediyor. Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’ndeki 218’e karşı 214 Cumhuriyetçi üstünlüğünün Demokratlar lehine sona ermesi ihtimali son derece yüksek görünüyor. Kongre’nin üst kanadı Senato’da ise 53’e karşı 47 Cumhuriyetçi üstünlüğünün Demokratlar lehine sona ermesi ihtimali daha düşük olsa da imkânsız görünmüyor.
Bu iki kanattan sadece Temsilciler Meclisi’nin Demokratlara geçmesi Trump’ın elini zayıflatacak ancak Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetmesi durumunda Trump açık bir yenilgi almış olacak. Bu durumda son iki yılını Demokratların baskısı, soruşturmalar ve sonuçsuz siyasi pazarlıklarla geçirmek zorunda kalacak olan Başkan Trump ‘topal ördek’ dönemini etkisiz bir siyasi figür olarak bitirmek durumunda kalabilir. Cumhuriyetçilerin son bir ay içinde en büyük avantajları finansman olarak öne çıkarken Trump’ın ekonomi politikalarından hoşnutsuzluk en büyük dezavantajları olarak kritik rol oynuyor.
DEMOKRAT DALGA GELİR Mİ?
Demokrat adayların bu seçim dönemindeki en önemli avantajı, İran savaşının doğrudan veya dolaylı neden olduğu hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının seçim gündemini belirlemesi oldu. Her seçimde elbette seçmen öncelikle ekonominin durumuna bakarak karar veriyor ve bu sefer de öyle olması normal. Ancak enflasyonu durdurma, ekonomiyi şaha kaldırma ve bir daha savaşa girmeme sözüyle seçimleri tekrar kazanan Trump’ın yönetiminde İran’la savaşa girilmesi ve kümülatif enflasyonun 2025 Ocak ayından 2026 Ağustos ayına kadarı %5 civarında gerçekleşmesi bağımsız seçmeni ve Trumpçı tabanın da bir kısmını hüsrana uğrattı.
Demokratlar ara seçimleri Trump politikalarının referandumuna dönüştürmekte çok zorlanmadılar zira hayat pahalılığını gündemde tutmak zor olmadı. Hürmüz krizi ve Ukrayna savaşının neden olduğu yüksek enerji fiyatları, Amerikan halkının en fazla gözüne batan benzin fiyatlarını rekor seviyelere çıkardı. Trump Ocak 2025’te göreve geldiğinde galon başına ortalama benzin fiyatı $3.11 iken Ekim 2026’da $4.40 seviyesine yükselmesi seçmen nezdinde en göze çarpan gösterge oldu. Temel gıda fiyatlarındaki yükselişlerle birlikte Trump yönetiminin milyarder teknoloji firmalarının dertleriyle daha fazla ilgilenen görüntüsü Demokratlara fırsat yarattı.
Sağlık maliyetlerinin yükselmesi orta sınıfı etkilerken yönetimin göçmenlik konusundaki sert tavrı da küçük ve orta ölçekli işletmelerin ucuz iş gücü teminini zora soktu. Trump’a desteği yüksek kırsal bölgelerde sezonluk geçici işçilerin temininin zorlaşması gıda fiyatlarını artırmakla kalmayıp Trumpçı tabanın Cumhuriyetçilere desteğini zayıflattı. Başkan’ın görev onay oranı hep düşük olmakla beraber seçimlere bir ay kala %38 seviyesinde seyretmesi de Demokratların ekmeğine yağ sürüyor. Demokratların ideolojik söylemi güçlü adaylarla birlikte geçim sıkıntısı ve gündelik sorunlara odaklanan ‘seçilebilir’ adaylarla seçime girmesi, ara seçimlerde ‘mavi dalga’ yaratabilmeleri için önemli bir avantaj sağlıyor.
‘TOPAL ÖRDEK’ DÖNEMİ
Demokratların Kongre’nin her iki kanadında çoğunluğu ele geçirmeleri ‘mavi dalga’ ve Trump’ın yenilgisi anlamına gelecek ancak Senato çoğunluğunun az farkla da olsa Cumhuriyetçilerde kalması durumunda Trump zafer ilan ederek Demokratlarla pragmatik iş yapma moduna girecektir. Demokrat zafer senaryosunda soruşturmalar ve belki de görevden alma çabalarına muhatap olacak olan Trump, bölünmüş Kongre senaryosunda daha rahat bir topal ördek dönemi geçirecektir. En azından Senato’yu kaybetmemek için son haftalarda gerçekleştirilmesi pek de mümkün olmayan büyük vaatlerde (Cumhuriyetçilerin kazanması karşılığında kişi başı 5 bin dolar dağıtma gibi) bulunan Trump’ın en büyük avantajı Cumhuriyetçilerin seçim bütçelerinin Demokratlardan çok daha yüksek olması. Texas gibi başa baş görünen yarışlara büyük para aktaran Cumhuriyetçilerin kendi hanelerinde görmeye alıştıkları bu eyaleti kaybetmeleri de kritik bir psikolojik darbe etkisi yapacaktır.
Cumhuriyetçilerin Kongre’nin her iki kanadını ellerinde tutması mümkün görünmüyor ancak yenilgiyle ‘hezimet’ arasındaki farkı Senato belirleyecek. Hezimet durumunda Trump yalnızlaşarak agresifleşecektir ve kendisine karşı açılacak soruşturma ve görevden alma girişimlerine karşı beklenmedik adımlar atmaya kalkabilir. Senato’nun Cumhuriyetçilerin elinde kaldığı senaryoda ise kendini güvende hissedecek ve 2028 başkanlık seçimlerinde kimi destekleyeceğine odaklanacaktır. En bariz aday elbette Başkan Yardımcısı J.D. Vance ancak Cumhuriyetçilerin hezimete uğradığı bir senaryoda Marco Rubio gibi isimlerin de şansı artabilir zira parti yeniden yapılanma ihtiyacı bağlamında daha merkeze doğru evirilme ihtiyacı duyabilir. Trump’ın partinin geleceği değil geçmişini temsil ettiği bir denklem oluşursa, yeni isimler öne çıkabilir.
Demokratların net bir zafer kazanıp Kongre’nin her iki kanadını almaları durumunda Trump’ın topal ördek dönemini nasıl değerlendirecekleri, onların başkan adayını da belirleyecektir. Progresif siyasetçiler başarılı olursa merkez adaylarla iş birliğinin ne kadar işlerine yarayıp yaramadığını değerlendirerek ona göre bir başkan ve başkan yardımcısı adayı bulmak zorunda kalacaklar. Net bir zafer kazanılmayıp seçimden net bir mesaj çıkmazsa, bu sefer progresif kanadın daha aktif biçimde merkezci politikalardan uzaklaşmak gerektiği şeklindeki argümanı güçlenecektir.
3 Kasım seçimleri bir yandan Cumhuriyetçi Parti’nin Trump etkisinden ne kadar uzaklaşıp uzaklaşmaması gerektiği, diğer yandan da Demokratların merkezci siyasetle ilericiler arasında nasıl bir denge kurmaları gerektiği sorularına cevap verme potansiyeli taşıyor.
yenisafak.com/yazarlar/kadir…












