Aslında denk gelişten ziyade iki konu arasında tam bir mantıksal süreklilik olduğunu düşündüğüm için yaptım bu flood’u. Türkiye’deki tarih eğitimi Neoplatoncu “düşüş” öğretisi gibi bir zemine dayanıyor. “Kurucular” var, onların çağı altın çağ. Dinlerin, devletlerin, her şeyin
Altıntıladığım twitte @_geistarbeiter ın süreklilik-kesiklilik diyalektiği ve Türkiye'de tarihin sistematik anlatılmaması üzerine yazacakları varmış. O da buraya denk gelmiş. Çünkü TGRT'nin haberi büyük olasılıkla bir çeviri hatası.
mümkün değil.
Yaklaşık 100-120 yıl öncesine kadar felsefe karşısındaki tavrımız da böyleydi. Abdülhamid zamanında hangi felsefe olduğundan bağımsız olarak felsefe kelimesinin kendisi üniversiteye sokulmaz, onun yerine hikmet denirdi. Anadolu’da hala felsefe’den söz edilince
Bu tür twitlerin meali: “Şimdiye kadar duyduklarıma aykırı olan bu bilgiye benim aklım yatmadı, kafam da basmadı. Ama cevap verecek kültürüm de yok. Anlayan biri görsün de benim başlatamadığım linci başlatsın.”
Bütün değerler eğitiminin amacı, şöyle bir insana dönüşmemek olmalı.
İbrani geleneği içinden türemiş bir inançla yoğrulmuş. Tıpkı bizimkinin Hicaz’da doğan bir inançla yoğrulması gibi.





