Pinned Tweet
Birkaç yıldır okuduğum felsefe, sosyoloji, psikoloji kitaplarını özetliyorum. Fark etmeden 100’den fazla özet olmuş; resmen mini bir özet kütüphanesi oldu. Kolay keşif için hepsini kronolojik bir dizinde toparladım. İyi okumalar.👇
Bu ve benzeri haberleri dünyanın her yerinde, hemen hemen her sektörde artan bir sıklıkta duyacağız.
Yaşanacak kitlesel işten çıkarmaları yapay zekanın ve yapısal ekonomik çıkmazların tetiklediği sancılı bir sosyal dönüşümün habercisi olarak okuyabiliriz.
Bu kaosun sonunda nasıl bir sosyal güvenlik ağı (Evrensel Temel Gelir, YZ Vergilendirmesi, olası yeni iş sahaları vb.) kurulacağı konusunda henüz bir mutabakat yok.
Hem belirsizliklerden hem de değişimin hızından geçiş dönemi sancılı olacak. Yine de yeni oluşacak düzen konusunda ben umutlu bir yerden bakıyorum.
Bir örnek;
$MSFT offers 60,000 employees a voluntary exit.
60K Y’all!!
First time this has ever been offered at Microsoft and it will affect employees in India, The United States, Canada, and the UK at level 70 or below…
Employees find out in a few hours if they are being targeted for this.
This just makes me think that H127 layoffs sound intense. Is this a pre-layoff round?
Also makes me wonder if they changed some scheduled layoffs due to be called out by @VP. Peace offering? 🤔 Timing is just interesting.
More to come.
Bu sahte sahneler; başarısızlığı sadece bireysel bir kusur, başarıyı da girişimci ruhun mutlak zaferi gibi göstererek sistemi aklayan performans mitolojisinin ibadethaneleriydi.
Toksik pozitiflik kültürüne tahammülün kalmamasını kolektif bir uyanışın habercisi olarak görüyorum (belki safça). İnsanlar nihayet şunu fark ediyor: Sorun senin motivasyonun veya becerin değil, oyunun kuralları ya da sistemin kendisi.
Sahne ışıkları yavaş yavaş sönüyor; geriye kalan ise gerçek hayatın ta kendisi.
Bugün benim doğum günüm. Bu vesileyle Adorno’nun Horkheimer’a yaşgününde hediye ettiği "Minima Moralia" kitabından bazı çıkarımlarımı paylaşıyorum;
-Yanlış hayat doğru yaşanmaz. Toplum eşitsizlik ve tahakküm üzerine kuruluysa kimse özel hayatında masum kalamaz. Tüketimin, konforun içinde bir suç ortaklığı vardır.
-Bütün yanlıştır. “Herkes böyle yapıyor" gibi hazır kalıplara kapılmamak gerekir. Hakikat uyumda değil, rahatsız eden ayrıntıda aranmalıdır. Rahatlık, olup bitene razı olmaktır. Huzursuzluğuna kulak ver.
-Sistem insanlara “kendi olma” yanılsaması verir. Gerçek bireysellik, hazır seçenekleri seçmek yerine onlarla çatışabilmektir. Tarzım, tercihlerim dediklerinin ne kadarı gerçekten sana ait?
-Sisteme uyumlanmak da ona mesafe almak da problemlidir. Uyum adaletsizliğin suç ortağıdır, mesafe ise kendini üstün görme tuzağıdır. Bu noktada ölçüt, teslim olmamaktır: dünyayı çatlaklarıyla, yaralarıyla göstermeye çalışmak!
Başsız kolsuz Episteme heykeli; İçinde bulunduğumuz Post-truth çağının manidar bir sembolü gibi.
Celsus Kitaplığı, Efes Antik Kenti
Maurice Merleau-Ponty – “Algının Fenomenolojisi” eserinden 3 temel çıkarım:
1. Ben akıldan önce, bedeni olan varlığım. Dünya da bedenimin eylem sahasıdır. Bedeni eylemde tecrübe ederim; o hem dokunan (özne) hem dokunulandır (nesne). Ruh hali de bedenle birdir: mesela uykusuzluk düşünceyi biçimlendirir.
2. Algı bir zemin üzerinde ve eksik sunulan anlamdır. Küpün tüm yüzlerini aynı anda göremesek de onu küp olarak algılarız. Fikir ayrılıkları genelde farklı konumlardan bakmaktan doğar. Kendi bakışının da eksikliğini bilmek zihni olgunlaştırır.
3. Özgürlük, durumun sunduğu imkanları dönüştürebilmektir. Ben bir bedenin, bir kültürün içindeyim; dünyadan bağımsız bir bilinç değilim. Bedenimiz, geçmişimiz ve kültürümüz bizi sınırlasa da onlara verilecek anlam bize aittir.
Merleau Ponty - Algının Fenomenolojisi - Özet felsefeli.com/merleau-ponty-…
Merleau-Ponty – "Algının Fenomenolojisi" eserine karşı, bazı eleştirel pozisyonlar:
-Foucault: Beden; kurumlar, iktidar ilişkileri ve tarihsel söylemler tarafından inşa edilir. Bedeni felsefi betimlemenin başlangıç noktası yapmak, tarihsel olarak üretilmiş olanı doğal sanmaktır.
-Derrida: Anlam, algı anında hazır bulunmaz; dil, izler ve farklar içinde sürekli ertelenir. Dokunma ve beden analizi de bu şüpheden muaf değildir.
-Althusser: Algıdan ve yaşanmış deneyimden yola çıkan fenomenolojik hümanizma, toplumsal gerçekliği açıklamaya yetmez.
-Dennett: Birinci şahıs betimlemeler tek başına açıklama sunamaz; deneyim, üçüncü şahıs yöntemle incelenmeli ve beyindeki bilgi işleme süreçlerine bağlanmalıdır.
Felsefeli retweeted
Felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarında hem kitap özetleri hem de kitap önerileri bulabileceğiniz güzel bir site: felsefeli.com
Reklam değil, öneridir.
Jean-Paul Sartre – "Varlık ve Hiçlik" eserinden 3 temel çıkarım:
1. İnsanın değişmez bir özü yoktur; kişi, verdiği kararların toplamıdır. Bir masa ne ise odur. İnsan ise kendini tercihleriyle inşa eder. Özgürlükten kaçışın yoktur. Hayatındaki zorluklara vereceğin yanıt tamamen senin sorumluluğundadır.
2. Kaygı, kendi özgürlüğünle yüzleştiğin anın baş dönmesidir. Uçurumun kenarında seni ürküten şey kendini atabilecek olmandır. İnsan özgürlüğün kaygısından kaçmak için "Ben zaten böyleyim, elimden bir şey gelmez" diyerek kendini kandırır.
3. Başkasının bakışı, seni özne olmaktan çıkarıp bir nesneye dönüştürür. Anahtar deliğinden bakarken yakalandığın andaki utanç, öteki’nin varlığının en dolaysız kanıtıdır. İlişkilerde herkes kendini özne kılmak ister; ama öteki’nin özgürlüğü tam teslim alınamadığından sürekli bir çatışma olur.
Jean Paul Sartre - Varlık ve Hiçlik - Özet felsefeli.com/varlik-ve-hicl…
Sartre – "Varlık ve Hiçlik" eserine karşı bazı eleştirel pozisyonlar:
-Heidegger: "Varoluş özden önce gelir" ilkesi ile Sartre, Varlığın ne olduğunu sorgulamak yerine, işe bireysel özneden başlama hatasına düşer.
-Merleau-Ponty: Tam özgürlük mantığını reddeder. Beden, tarih ve toplumsal alan özgürlüğü ortadan kaldırmaz ama şekillendirir. İnsan bedenlenmiş ve tarihsel bir zeminde karar verir.
-Marcuse: Herkesin her koşulda "özgür" olduğunu söylemek, zincire vurulmuş biriyle özgür biri arasındaki farkı felsefi düzeyde siler ve tarihsel baskıyı varoluşsal bir ayrıntıya indirger.
-Levinas: Öteki, bana yöneltilmiş doğrudan bir etik çağrıdır. İnsan ilişkilerini yalnızca çatışma üzerinden okuyan bir anlayış, gerçek bir ahlak ve sorumluluk zeminini kuramaz.
Felsefeli retweeted
Devasa iddiasızlık iyidir…
“Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim.
Kimseden akıllı,
Kimseden güzel,
Kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok.
Kimse için ‘en’ değilim.
‘Daha’ değilim.
Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.”
Sabahattin Ali
Dar gelirli: eşyasını atmaz, çünkü bir gün lazım olursa yenisini alamayabilir.
Zengin: evini boşaltır, çünkü neye ihtiyacı olursa anında erişebileceğini bilir.
Biri için eşya güvencedir, diğeri için yük.
Minimalizm gerçekten azla yetinmek mi, yoksa azla yetinebilecek kadar çok şeye sahip olmak mı?
Birinin boş bıraktığı oda tasarım tercihi olabilirken başka biri için aynı boşluk maddi imkansızlığın sonucu olabilir rahatlıkla.
Bugün sosyal medyada hayranlıkla baktığımız minimalist mekanların ardında çoğu zaman geniş metrekareler, pahalı malzemeler, kusursuz işçilik ve görünmeyen depolama alanları var. Yani ekonomik güç gerektiren şeyler.
Ben buna "zengin minimalizmi" diyorum.
Minimalist olma özgürlüğü herkese eşit dağıtılmıyor bence.
Her ne kadar Sosyalizmin günümüz sisteminden daha adil olduğunu düşünsem de; bu aralar okuduğum Friedrich Hayek - Kölelik Yolu kitabındaki şu kısım önemli:
“Kolektivizmin farklı türleri (sosyalizm, faşizm vs) güttükleri amaçlar bakımından birbirlerinden ayrılsa da; hepsi toplumu tüm kaynaklarıyla tek bir amaç uğrunda örgütlemek isterler. Bü süreçte bireysel amaçların egemen olduğu serbest alanların varlığını kabul etmezler. Bu anlamıyla bütün kolektivist sistemler gerçekte totaliterdir.”













