
Süyüm Bike mahlasıyla yazan Müfide Ferit Hanım ve onun ismini yaşatmak için Ferit Hanım mahlasıyla yazan ben Meryem Çağıl… @cagilmeryem_
ilim, törem, hani?
Joined November 2011
- Tweets34.3K
- Following365
- Followers12.3K
- Likes79.4K
Pinned Tweet
Kitabım Ötüken Neşriyat’tan çıktı.
Vatana millete hayırlı olmasını dilerim.
otuken.com.tr/meryem-cagil-c…
Okunsun⬇️ Çünkü hep aynı…
Batı'nın Son Dekadansında Güç Elitlerini Kavramak-Birinci Bölüm
#Gûngen #DünyanınNabzı'nda
Uğur B.Tezgel ve Kuzgun Nogay'ın kaleminden; Şebekeler Çağında Bir Örümcek Ağı: Epstein-Maxwell Dosyası ve Biz Artık Neyi Tartışmalıyız?
👇
gungen.substack.com/p/50d180…
Pasolini’nin, Salo ya da Sodom’un 120 Günü’nü izlerken bir son bekledim. Adil bir son. Gücü, çoğunluğu güçsüzleştirerek elde eden, ancak işkence ederek var olduğunu hisseden sapkınların hak ettikleri adalet mutlaka gelir diye bekledim. Gelmedi. Film bitmedi.
Salo ya da Sodom’un 120 Günü, 1975 tarihli. Ben filmi 2022’de izledim. Epstein işkence haberlerini ise 2024’ten beri okuyoruz. Film hâlâ bitmedi.
Böylesi vahşi sapkınların, insanlıktan çıkmışların neyle nasıl cezalandırılacakları muamma olduğu için de bitmedi film.
İşkenceden, işkencenin öznesi olduğunda da nesnesi olduğunda da keyif alan kudretlileri nasıl yok etmeli? Kurşuna dizsen, son nefesini de keyif alarak mı verir acaba?
Bunu soruyorum; çünkü merak ediyorum. Ancak cevabıyla şu gerçekle ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum:
İktidarların, sermaye sahiplerinden başkasına sorumluluk duymayan seçilmiş temsilcilerin, ezilenlerin ve ezenlerin hakkı olan adaleti yerine getirecek kudreti yok. Onların kudreti halkı zayıflattıkları kadar var ve halka ancak halk güç verebilir.
Bu gerçekten daha önemli değil hiçbir şey.
Bunun dışında iyi kötü diyalektiğinin de çöktüğü yerde duruyoruz bence. Elbet muktedirlerin, ruhbanın, idealizm filozoflarının bu fikri severek beslemeye devam edeceğini biliyorum; ancak halkın gönlünde şu kuşku da yeşerecek:
İyinin olması için olması gereken o zorunlu kötülük, neden halkın çocukları üzerinden var oluyor? Varsa bir zorunlu kötülük, neden hiç muktedirlere uğramıyor?
Varsa bir safi iyilik kötülük diyalektiği, muktedirler neresinde?
Dolayısıyla ben, işkenceden keyif alana ne olacağıyla ilgilenmiyorum. Çünkü film bitmiyor. Bu film böyle başlarsa ve sürerse de bitmeyecek. İyi kötü diyalektiğinin müminleri var oldukça devam edecek.
Adalet ihtiyacımızı karşılayacak olan, bu kurguyu yok etmek.
Ferit Hanım retweeted
Günün anlam ve önemine binaen bir daha paylaşayım…
Batı'nın Son Dekadansında Güç Elitlerini Kavramak-Birinci Bölüm
#Gûngen #DünyanınNabzı'nda
Uğur B.Tezgel ve Kuzgun Nogay'ın kaleminden; Şebekeler Çağında Bir Örümcek Ağı: Epstein-Maxwell Dosyası ve Biz Artık Neyi Tartışmalıyız?
👇
gungen.substack.com/p/50d180…
Öyle genel anlamda teknoloji ve bilim çağımız yok. Güç elitlerinin kontrol alanlarını genişletmeye yarayan, karşısında toplumların hak ve özgürlüklerini kısıtlayan teknolojinin tüketilmesi ile üretilmesi arasında sınıf farkı var.
Eşitleyici olmadığı için, bilakis farkları derinleştirdiği için tüm dünyada halkların işi daha da zor teknokratlar karşısında.
Makarnacının Türk adıyla bir derdi olmasa kimse celallenmezdi. Ulusal kimliğe nefretin göstergesi olarak görünen bir değişiklik söz konusu ve bunu yapmak için konjonktür beklemesiyle, yani en çok da fırsatçılığıyla boykotu hak etti. Yoksa makarnacının birinin Türk adını makarnasına tamlayan yapmasıyla ulusal kimlik güçlenmez, silmesiyle zedelenmez. Market rafında aramıyoruz Türk’ün adını. Tarlada, ormanda, merada, fabrikada, köyde kaybetmişken…
Bir makarna paketindeki ifadeyi dahi ulusal kimliğe yönelik bir tehdit olarak algılamak, aidiyeti sürekli teyit etme ve toplumsal sadakati denetleme ihtiyacını gösteriyor ki çok da sağlıklı bir hal değil. Oysa kimlik her fırsatta ispatlanmaya ve teyit edilmeye muhtaç, bu kadar kırılgan bir unsur olmamalı. Bütün bunlar durmadan hedef gösteren bir dilin giderek normalleşmesine, farklı kimliklerin tehdit olarak kodlanmasına ve dışlayıcı milliyetçiliğin toplumsal alanda daha fazla karşılık bulmasına zemin hazırlıyor. Ben bu sürecin kendiliğinden geriye çekileceğini düşünmüyorum. Aksine kimlik siyaseti gündelik hayatın her alanına yayıldıkça toplumsal uzlaşma zemininin daralacağından ve önümüzdeki dönemin çok daha sert geçeceğinden eminim.
Ferit Hanım retweeted
Markasından “Türk makarnası” ifadesini kaldıran Filiz’in sahibi Barilla’nın referans olduğu Sebuka isimli bir dernek var.
Bu dernek Yasemin Minguzzi’yi zımnen hedef alıp, laf salatası altında Ahmet’in katilleri ve türevlerinin cezalarının ağırlaştırılmaması için propaganda yürütmüş.
Ferit Hanım retweeted
“Meşrutiyetin en esaslı sıfatı, halkın kendi işini kendisinin yapmasıdır.”
Yusuf Akçura, İstanbul 1909
Meselenin özü budur ⬇️
Yusuf Akçura gibi halkçı bir mütefekkire neden elbise dikip giydiriyorlar? Ve bu ısrarlı yanılgıdan dönmeleri neden çok zor?
Akçura'dan Seküler çıkartmak, evvela Laikliği Sekülerliğin alt kümesi olarak okumayı gerektirir.
Bunu daha da ileri götürüp 'dayatmacı sekülerizm' olarak okuyanlar da vardır. Bir yanılgıdır bu ama yaygın bir yanılgıdır. Çünkü meseleyi Uhrevi dünyanın toplumsal yaşam üzerindeki tahakkümünün eksilmesi noktasından ele alarak işe başlamak, iktidar ilişkilerinin doğasına dair ontolojik bir tasavvur vermez. Klise ruhbanı güçten düşer, burjuva toplumunun bürokrasi ruhbanı güçlenir.
Mesele o sebepten başka bir düzlemde ele alınmalıdır ancak ''Laik olmak'' ile ''Seküler olmak'' arasındaki devasa farkı ayırt etmekte çok zorlanılması da yine bu sebepledir.
Öte yandan, Yusuf Akçura doğrudan doğruya halkın kendi kaderine egemen olması için yaşamış bir mütefekkir. Onun laikliği din karşıtlığı değil halk egemenliğini savunmaktır. ''Milliyetçilik ve halkçılığın hedef-i aslisi, bilâ-kayd ü şart hâkimiyet-i milliyedir'' demiş birisinden söz ediyoruz. Ve bunun Cumhuriyet öncesi de sonrası da yoktur.
Öte yandan bugün sık sık duyduğumuz gibi ''...efendim devlet rejimleri laik olur ya da olmaz, ancak bireyler seküler olur...'' iddiasının altını kazdığınızda daha da başka bir şey ile karşılaşırız: ''Bireysel Kurtuluşçu'' bir tasavvur, bir tür eskatolojik düşünme biçimi, hatta yer yer mesiyanizm örnekleri de bulunur.
Fakat Halkçı olmak bambaşka bir şeydir. Sekülerlik ile denkleştirmek, veya bu iki kavramı özdeşleştirmek doğru değildir. Çünkü Laos yani Halkı savunmak Ruhban karşıtlığı ile birlikte klanlaşmanın da karşısındadır. Buna karşılık “sekülerleşmiş bireylerin toplumu” da üniterleşme getirmez.
Sözün özü: Akçura halkçıdır, bu sebepten laiktir ve kati surette seküler değildir. Bugünün Türkçü geçinenlerinin iddia ettiği gibi “seküler” olsaydı eğer, kendisinin dindar bir hayat yaşamasından da bağımsız olarak; “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözüne de karşı çıkması gerekirdi. Çünkü sözde bireysel bir özgürleşme imkanının hep doğmasını isterdi.
Veyahut laikliği dayatmacı sekülerizm olarak algılayan tipik bir 'Laikçi' olsaydı eğer, bir 28 Şubatçıdan farksız tepkiler göstermesi gerekirdi.
Ancak Akçura ve yoldaşları hürriyeti Cumhuriyetin en hakiki anlamı olan halk egemenliğinde gördüler.
Gelgelelim, bu kavrayıştan uzak kalanlara ayna tuttuğunuz zaman bir yerden sonra tartışmayı şirazesinden çıkartıyorlar.
Her nedense...
Ferit Hanım retweeted
Yusuf Akçura gibi halkçı bir mütefekkire neden elbise dikip giydiriyorlar? Ve bu ısrarlı yanılgıdan dönmeleri neden çok zor?
Akçura'dan Seküler çıkartmak, evvela Laikliği Sekülerliğin alt kümesi olarak okumayı gerektirir.
Bunu daha da ileri götürüp 'dayatmacı sekülerizm' olarak okuyanlar da vardır. Bir yanılgıdır bu ama yaygın bir yanılgıdır. Çünkü meseleyi Uhrevi dünyanın toplumsal yaşam üzerindeki tahakkümünün eksilmesi noktasından ele alarak işe başlamak, iktidar ilişkilerinin doğasına dair ontolojik bir tasavvur vermez. Klise ruhbanı güçten düşer, burjuva toplumunun bürokrasi ruhbanı güçlenir.
Mesele o sebepten başka bir düzlemde ele alınmalıdır ancak ''Laik olmak'' ile ''Seküler olmak'' arasındaki devasa farkı ayırt etmekte çok zorlanılması da yine bu sebepledir.
Öte yandan, Yusuf Akçura doğrudan doğruya halkın kendi kaderine egemen olması için yaşamış bir mütefekkir. Onun laikliği din karşıtlığı değil halk egemenliğini savunmaktır. ''Milliyetçilik ve halkçılığın hedef-i aslisi, bilâ-kayd ü şart hâkimiyet-i milliyedir'' demiş birisinden söz ediyoruz. Ve bunun Cumhuriyet öncesi de sonrası da yoktur.
Öte yandan bugün sık sık duyduğumuz gibi ''...efendim devlet rejimleri laik olur ya da olmaz, ancak bireyler seküler olur...'' iddiasının altını kazdığınızda daha da başka bir şey ile karşılaşırız: ''Bireysel Kurtuluşçu'' bir tasavvur, bir tür eskatolojik düşünme biçimi, hatta yer yer mesiyanizm örnekleri de bulunur.
Fakat Halkçı olmak bambaşka bir şeydir. Sekülerlik ile denkleştirmek, veya bu iki kavramı özdeşleştirmek doğru değildir. Çünkü Laos yani Halkı savunmak Ruhban karşıtlığı ile birlikte klanlaşmanın da karşısındadır. Buna karşılık “sekülerleşmiş bireylerin toplumu” da üniterleşme getirmez.
Sözün özü: Akçura halkçıdır, bu sebepten laiktir ve kati surette seküler değildir. Bugünün Türkçü geçinenlerinin iddia ettiği gibi “seküler” olsaydı eğer, kendisinin dindar bir hayat yaşamasından da bağımsız olarak; “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözüne de karşı çıkması gerekirdi. Çünkü sözde bireysel bir özgürleşme imkanının hep doğmasını isterdi.
Veyahut laikliği dayatmacı sekülerizm olarak algılayan tipik bir 'Laikçi' olsaydı eğer, bir 28 Şubatçıdan farksız tepkiler göstermesi gerekirdi.
Ancak Akçura ve yoldaşları hürriyeti Cumhuriyetin en hakiki anlamı olan halk egemenliğinde gördüler.
Gelgelelim, bu kavrayıştan uzak kalanlara ayna tuttuğunuz zaman bir yerden sonra tartışmayı şirazesinden çıkartıyorlar.
Her nedense...
Tagar Kültür’de Gökalp ve Akçura’yı konuştuk. Ben de ancak izleyebildim, güzel olmuş bence :)) İlginize … 👇
youtube.com/watch?app=deskto…
Ferit Hanım retweeted
Türkçülüğün Türklük olmadığını sanırım daha çok söyleyip anlatmamız gerekiyor.
Kifayeti kendinden menkul, çağın çeyrek entelektüellerinin elinde oyuncak olmuş, mistifikasyonlara hapsolmuş fikriyatın fasıklığını hele, mutlaka faş etmeliyiz.
@ferithanim mahlasının hakiki öznesine yakışır çabalarından ötürü Meryem Çağıl'a huzurlarınızda teşekkür etmek isterim.
Fikri aleminizi hakikat üzere tahkim etmek için, takip etmenizi öneririm.
Replying to @R_E_Gullu @insveacz
Laik ve halkçı adam, kuruluş ilkeleri laiklik ve halkçılık olan Cumhuriyet’in ilanından sonra terk mi etti bu ilkeleri?
Onun meşrutiyete karşı tavrı Cumhuriyet yolunu yürümesiyle doğrudan ilişkilidir. O günlerde meşrutiyetin coşkusuna kapılanları “gerçek meşrûtiyet halka dayanmaktır ne var şimdi değişen?” diye eleştirir. Ne tür bir güncelleme lazımdı elif’e mertek demek için de siz güncellendiniz? Onun seküler Türkçü ve etnik merkezli milliyetçi olduğuna yönelik var mı bir referans?
Hakimiyeti Milliye medresesi projesi var mesela ve Akçura’nın Kazan’da katıldığı cedit hareketinden mülhem bu projeye desteği söz konusu. Bu projenin detaylarını Paşa ile görüştüğü sırada, sarıklı, sakallı, cübbeli katib-i mesul Hasan Fehmi, medrese geleneğinden geldiği hâlde Akçura’ya itiraz edip eğitimde daha devrimci fikirlere sahip olmak gerektiğini ileri sürüyor odada. İsmail Habib Sevük’ün hatıralarından öğrendiğimiz bu olay 1923’te gerçekleşiyor ve Akçura’nın ne kadar seküler olamayacağını gösteriyor, zira ona göre eğitimde yeniliğe her şeye rağmen din dersleri de dahil edilmeliydi. Hiç şapka takmayan bir adamdı Akçura Paşa’nın yanıbaşında olmasına rağmen, Cumhuriyet’i yalnızca şeklen sergileyen insanları da yine hatıratından bildiğimiz kadarıyla sevmeyen biriydi o. Akçura’nın Cumhuriyet sonrasındaki tutumunun en belirgin ifadelerini ilk Türk Tarih Kongresi’ndeki tebliğinden kavramak mümkündür, o tebliğinde ırkçılığın ne tür bir hastalık ve Batı Tezi olduğu, insan hakları dışında tuttukları Afrikalıların haklarını da Türklerin savunması gerektiği fikirleri göze çarpıyor. Türk Tarih Kurumu başkanlığını yürüttüğü ya da üniversite hocalığı yaptığı dönemlerde kaleminden çıkan her satır, aldığı her karar, Akçura’nın samimi bir Müslüman ve töresine bağlı bir Türk olduğunu gösteriyor. Çok fazla örnek var ama onları yazıp konuşmadan önce gereken, seküler Türkçü ve etnik merkezli milliyetçi yanlışıyla hesaplaşmak.. O da sizin bileceğiniz iş. Ezcümle var mı referans? … Tarihi bozmak istedikten sonra herkesi herşeyle etiketlemek mümkündür. Ama bu hakikat değildir. Mistifikasyondur.
Ferit Hanım retweeted
Yusuf Akçura’nın düşüncesinin açıklayıcı ve özlü 1anlatımı.
Yazıda belirtilen yanlış yorumun kapısını sanıyorum Şükrü Hanioğlu açtı.
Akçura’nın Ekim Devrimi öncesi Lenin’le İsviçre’de yaptığı görüşme, Lenin üzerine düşüncesi, emperyalist Türkçülük eleştirisi çok az biliniyor.
Ferit Hanım retweeted
Çok korkuyorlar. Kafalarına bir okkalı yiyecekler diye. Cevap verebilecek halleri, dermanları da yok.
Tarihten silinmenin eşiğindeler, biliyorlar.
III. Dünya Savaşı olasılığı, Avrupa'da alarm zillerinin çalmasına neden oluyor! İngiltere, milyonlarca vatandaşını ilgilendiren çarpıcı bir adım attı. Askere alma yaş sınırını yukarı çıkaran bir düzenleme yaptı. Artık 65 yaşına kadar olanlar da askere alınacak. II. Dünya Savaşı'nda da aynı yolu izleyen İngiltere, 1939'da 20-22 yaşındaki gençleri askere almış, çatışmaların şiddetlenmesiyle yaş sınırını önce 41'e, sonrada 60'a kadar çıkartmıştı. III. Dünya Savaşı kitabı, yedi yıl önce (2019) yayımlanmış, Türkiye hariç kırk günde 44 ülkede medya organlarında gündem olmuştur.
Ferit Hanım retweeted
Skandal olan, bu gibilerin dinsel kurumların başında olması.
Osmanlı sarayındaki batı musikisi bestekarı padişahları yazmayacağım sana; araştır oku öğren cehaletini gider diye.
Dinsel kurumların başında sizin gibilerin olması da bu cehaletiniz sebebiyle, fasık işler.
Sizin ne dinle, ne diyanetle alakanız bile yok. Din bezirganısınız siz. Siyasi emelleriniz ve kişisel ikballeriniz için Allah ile aldatmayı kendinize yol yordam edinmişsiniz.
Hesap Günü gelecek ve o gün hesabınız sorulacak Allah indinde. Biz de şahitlik edeceğiz, kötü bilirdik diye.
📌 CUMHURİYET BAYRAMI’NDA VALS SKANDALI!
📌 MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI DERHAL HESAP SORMALIDIR!
İzmir Atatürk Lisesi’nde Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının vals gösterisiyle yapılması, millî ve kültürel kimliğimiz açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Bizim örfümüzde, geleneğimizde ve medeniyetimizde vals, millî bayramlarımızın bir kutlama geleneği değildir! Cumhuriyet Bayramı, Batı kültürünün taklit edildiği gösterilerin değil, milletimizin bağımsızlık ruhunun ve kendi değerlerinin öne çıkarıldığı bir gün olmalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı derhâl soruşturma başlatmalı ve kamuoyuna açıklama yapmalıdır! Okullarımızın görevi, kendi kültürüne yabancılaşmış nesiller yetiştirmek değil, millî şuur ve tarih bilinci kazandırmaktır. Millî bayramlarımızda kendi değerlerimizi geri plana iten bu anlayışa sessiz kalınamaz!
Mil-Diyanet Sen
Genel Merkezi
#29Ekim1923
#vals
#diyanet
@Yusuf__Tekin
Ferit Hanım retweeted
Araplar laik olmayacaklar ve olamazlar. Seküler olabilirler ve zaten hızla sekülerleşiyor. Ama umarım bir gün yurdum sosyal medya yorumcuları, hem de aydın geçinen zümrelerine rağmen üstelik, ''Laik'' ve ''Seküler'' arasındaki o devasa farkı öğrenir
Bilmediklerini bildiklerinden daha hevesli yazanların konuşanların muteber olduğu yerlerde konuşmamak, yazmamak, sus töresine uymaktır. Kerhanede namus anlatılmaz.
Ferit Hanım retweeted
Kuruluş döneminin diğer dönemlerden farkını, özellikle ülkenin üretim gücünün kademe kademe kastrayon edilmesi ve neyi var neyi yok satılıp paraya boğulduğu on yıllar ile karşılaştırıldığında neden fersah fersah daha büyük bir kalkınma hikayesi yazdığını merak edenler, öncelikle adına Tapınak Ekonomisi dediğim rejimin neden ve nasıl inşa edildiğini anlamaya çaba sarf etmelidir. Şu ekteki karşılaştırma ve soru fena bir başlangıç noktası değildir:
























