Aysun Çakır (@juheyman) header
Aysun Çakır (@juheyman) profile picture

Huzeyfe Seyyaf ve Ömer Yasir’in Annesi/ Mütercime/ Filoloji / Arapça-Urduca “Uyrukların içinde uygunsuz biriyim”

Joined July 2012
Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)Photo by Aysun Çakır (@juheyman)
Bir düş bir çocuk ve bir varoluş hikayesi…
1
29
Hocalarımız, imamlarımız, vaizlerimiz kürsülerde ne yapmaları gerekiyorsa yapıyor, ne demeleri gerekiyorsa diyorlar. Vazifelerini layıkıyla yapıyorlar, ikazlarını esirgemiyorlar. Bizlere de bunu yaymak, bunun şahitliğini yapmak düşer. İlki Adana'dan, maalesef yayın yasağı gelmiş
Replying to @serbestiyetweb
Erişim engeli geldiyse videoyu yaymak bize düşer......
6
178
1
801
15,183
Aysun Çakır retweeted
Hayatın bana öğrettiklerinden: İnsanlara aşırı anlam yükleyen genelde kaybeder. Severken de kızarken de dengeyi elden bırakmamak lazım.
1
69
3
686
15,588
Aysun Çakır retweeted
Replying to @juheyman
Annelik müthiş zor bir şey. Kolay diyeni vururum. 22 aylık oğlum 22 aydır uykusuzum ben diye bir şey kalmadı. Kitap okumak büyük lüks normal yemek yemeyi özledim.
1
9
512
Aysun Çakır retweeted
Cihattan sonra bencede en zoru annelik
Annelik kadar zor olan başka bir amel olduğunu düşünmüyorum. Bir şey hem güzel olup hem de bu kadar zor olur mu? Her şeyden el etek çektirip nefse oynayan bir amelin kolay olduğunu düşünen ahmaktır. Dışarıyla bağlantınız azalıyor, aktifliğiniz bitiyor. Her işin kendi doğasına göre zorluğu vardır, bu zorlukları başaran kadınları tebrik ediyorum. Amma velakin anneliğin zorluğu “her kadın doğurgandır, ne zorluğu olabilir ki?!” acımasızlığını da hak etmiyor. Ben 7 aydır bir kitap dahi bitiremedim, bu ne kadar bir şey ağır okuryazarlar bilir. Elbette birkaç sene sonra tekrar sosyal hayatın içine döneceğim. Amann neyse, annelik zor kardeşim ve iyi ki çocuklarımız varlar.
1
1
157
Annelik kadar zor olan başka bir amel olduğunu düşünmüyorum. Bir şey hem güzel olup hem de bu kadar zor olur mu? Her şeyden el etek çektirip nefse oynayan bir amelin kolay olduğunu düşünen ahmaktır. Dışarıyla bağlantınız azalıyor, aktifliğiniz bitiyor. Her işin kendi doğasına göre zorluğu vardır, bu zorlukları başaran kadınları tebrik ediyorum. Amma velakin anneliğin zorluğu “her kadın doğurgandır, ne zorluğu olabilir ki?!” acımasızlığını da hak etmiyor. Ben 7 aydır bir kitap dahi bitiremedim, bu ne kadar bir şey ağır okuryazarlar bilir. Elbette birkaç sene sonra tekrar sosyal hayatın içine döneceğim. Amann neyse, annelik zor kardeşim ve iyi ki çocuklarımız varlar.
Sabahtan beri şu konuyla ilgili öyle aptalca şeyler okudum ki biri de bu mesela. Kadının doğurduğu çocuğu saksıya koyduğunu ve orada kendiliğinden büyüdüğünü falan sanıyor galiba. Annelik şu dünya hayatındaki en muazzam işlerden biri, hatta en muazzamı. Bak iş ve eğitim hayatıyla kıyaslandığı için diyorum. Emekse emek, özveriyse özveri, her şey var içinde, her şey. Yav bir de kadının en büyük düşmanı yine kadın. Sabahtan beri birbirlerini alıntıladıkları bir tivitin etrafında gömüp duruyorlar. Birbirinize haset duymak yerine basitçe hayrını gör deyiverin be kardeşim. Dünyanın sonu mu gelir derseniz?
8
16
3
238
8,838
Aysun Çakır retweeted
Mekke’nin fethi sırasında hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyş’i oldukça endişelendirmişti. Bu kadın hakkında Resûlullah (s.a.v) ile kim konuşabilir, diye soruşturdular. Sonunda: Buna Allah Resûlü’nün çok sevdiği Üsâme bin Zeyd’den başkası cesâret edemez, dediler. Kadın, Allah Resûlü’nün huzuruna getirildi. Üsâme onun hakkında Resûlullah (s.a.v) ile konuştu. Efendimiz’in yüzü renkten renge girdi ve: “Allah’ın hadlerinden birini düşürmem için mi şefaat ediyorsun?” buyurdular. Üsâme yaptığına hemen pişman oldu ve: “Ya Resûlallah, benim için istiğfar ediver!” dedi. Akşam olunca Resûlullah (s.a.v) ayağa kalktılar, Allah Teâlâ’ya lâyıkı vechile hamd ü senâda bulunduktan sonra şu hitâbede bulundular: “Sizden öncekiler, ileri gelenlerden biri hırsızlık yaptığı zaman onu cezalandırmadıkları, zayıf biri hırsızlık yaptığı zaman ise ona hemen had tatbik ettikleri için helak oldular. Bana gelince, nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şayet Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı muhakkak onun da elini keserdim.” Sonra emrettiler ve hırsızlık yapan kadının eli kesildi. Âişe (r.a) şöyle der: “Bundan sonra kadın çok samimi bir tevbe etti ve evlendi. Zaman zaman yanıma gelirdi, ben de onun ihtiyaçlarını Allah Resûlü’ne ulaştırırdım.” (Müslim, Hudûd, 8-9)
1
8
279
Aysun Çakır retweeted
Şimdi Seyyid Kutup’tan Yoldaki İşaretler’i okumanın tam zamanı. Haydi Bismillah #SeyyidKutup
57
209
24
999
36,594
Aysun Çakır retweeted
CUMHURİYETİN İLK YILLARI; DEMOKRASİ Mİ, DİKTATÖRLÜK MÜ? Aktay, tarih yazımının yerleşik kabulleri tekrarlamakla yetinemeyeceğini vurguluyor. Tarihçinin görevinin, geçmişi önceden belirlenmiş bir hükme göre anlatmak değil; belgeleri, tanıklıkları ve farklı kaynakları karşılaştırarak olayları yeniden değerlendirmek olduğunu söylüyor. Bu nedenle Cumhuriyetin kuruluş dönemine ilişkin resmî anlatının da eleştiriden muaf tutulamayacağını savunuyor. mirathaber.com/cumhuriyetin-…
11
20
1
102
10,415
Aysun Çakır retweeted
Replying to @seyyahmusa
Ortadoğu’da işgal var. İşgalin şiddeti var, direnişin şiddeti mi sorun oluşturuyor?
6
28
2
274
12,126
Aysun Çakır retweeted
Esasında Seyyid Kutup, Benjamin, Sorel, Fanon, Zizek, Balibar ve Arendt gibi doğrudan "Şiddet" üzerine yazan düşünürlerle karşılaştırmalı analizle okunsa ortaya pek faydalı sonuçlar çıkacaktır. Naçizane bir fikir...
Replying to @seyyahmusa
Ortadoğu’da işgal var. İşgalin şiddeti var, direnişin şiddeti mi sorun oluşturuyor?
3
17
1,797
Aysun Çakır retweeted
35 yıllık evli bir psikiyatrist büyüğüm, şöyle demişti: "Bir kadının evin koridorlarında yürürken çıkardığı sese bakacaksın. Sadakat de, mutluluk da o adımlarda gizlidir." Başta bunu mesleki bir deformasyon, süslü bir cümle sanmıştım. Mesele şu: Erkekler evin içindeki sessizliği "huzur" zannederler. Fırtınanın dindiğini, her şeyin yoluna girdiğini sanırlar. Oysa kadınlar yaşadıkları mekana sadece bedenlerini değil, ruhlarını üflerler. Ve bir kadının ruhu, ait hissettiği topraklarda çiçek açar. Kendini güvende ve sevilmiş hisseden kadının enerjisi, evin duvarlarını aşar, her odaya bir canlılık yayar. O kadın şarkı söyler, eşyaların yerini değiştirir, o mabedi güzelleştirmek için görünmez dokunuşlar yapar. Attığı her adımda evde bir yaşam belirtisi, bir neşe çınlar. Onun varlığını hiç görmeseniz bile havada bıraktığı o sıcak kokudan anlarsınız. Ama bir kadın o evde sadece görevlerini yerine getirmek için bulunuyorsa, adımları ağırlaşmışsa ve ayakları geri geri gidiyorsa... İşte orası artık bir yuva değildir. Sadece adresi olan bir otel odasıdır. Çünkü kadın, bağ kuramadığı iklimde yavaşça solar. Eğer seninle tartışmıyor, evin içinde bir gölge gibi sessizce süzülüyor ve sürekli kendi kabuğuna çekiliyorsa, sevinme. O sessizlik bir uyum değil, kadının enerjisini o evden tamamen çekmesidir. Ruhu o yuvadan çoktan taşınmıştır, geriye sadece kurallara uyan bir beden kalmıştır. Günümüz erkekleri bu derinliği tamamen gözden kaçırıyor. Kadının sorunsuz olmasını bir başarı sayıyorlar. Oysa bir kadının en tehlikeli hali, artık hiçbir şeyi umursamadığı o kusursuz sessizliğidir. Psikiyatrist şunu eklemişti: "Oğlum, ruhu evde olan kadının sesi de, neşesi de, öfkesi de evde tınlar." Bu yüzden bir dahaki sefere yuvana adım attığında kulaklarını aç ve dinle: Evin koridorlarında yankılanan o adımlar hafif ve telaşlı mı, yoksa bir esaretin ağırlığını mı taşıyor? O mabet için hala kalbi çarpıyor mu, yoksa sadece günün bitmesini mi bekliyor? Erkekler: Asla kadının ev içindeki o tatlı telaşına, dağınıklığına ya da sesine ses etmeyin. O telaş bittiğinde, aradığınız o sıcaklığı bir daha asla bulamazsınız. Bunu bir kanun gibi aklına kazı.
50
291
13
1,788
181,807
Adım Kübra Danladi. Nijerya’da doğdum, iki kez evlendim. İkinci evliliğim 20 yıl sürdü. Dört çocuğum ve altı torunum oldu. Refah bir hayat sürdüm. Bir çocuğumu kaybettim, en mutlu olduğum dönem ilk torunumun doğduğu 50 yaşım idi. 60 yaşında Nijerya’da yaygın olan ishal hastalığından vefat ettim. Ürperdim ya 🥴
Dünya üzerinde herhangi bir ülkede herhangi bir kişi olarak doğup verdiğiniz kararlarla hayatınızı şekillendirdiğiniz bir site. Bir yandan çok eğlenceli, bir yandan da hüzünlü. Ben Endonezya kırsalında doğup zar zor okuyarak şehre göç eden ve 97 yaşına kadar yaşayıp 2 çocuğu, 4 torunu olan bir kadın olarak vefat ettim. 1in8b.life/tr/
1
5
2,731
Huzeyfe Seyyaf burada 7 yaşında, merak edip kitaplığımdan “Yoldaki İşaretler” kitabını almıştı. Ben de Kutup ve o dönem yaşanılanları anlatmıştım. Son yorum kendisinde :) Yasakların hiçbir önemi yok, biz çocuklarımızı bu bilinçte yetiştirelim kâfi.
🔴 SON DAKİKA: Antalya 1.Sulh Ceza Hakimliği'nin kararıyla, Seyyid Kutub'un "Yoldaki İşaretler" isimli eserinin basımı, dağıtımı ve satışı ülke genelinde yasaklandı. Piyasadaki kitapların toplatılmasına karar verildi. (Basın Yayın Birliği)
3
39
3,559
Aysun Çakır retweeted
Önce bir deneme okudum, sonra bir öykü. Akşam yemeği vaktine doğru mutfağa geçtim, hazırlık yaparken dinlediğim sesli kitabı açtım. Yarım saatte üç farklı kitap. Hepsi doğal akışında, kendiliğinden. Kelimeleri böylesine seviyoruz; masadayken, mutfaktayken, her yerde, okurken ve dinlerken. Roman hâliyle, denemesiyle, öyküleriyle. Kelimeleri seviyoruz.
1
3
59
1,852
Aysun Çakır retweeted
Video Nevşehir'den. Lütfen dikkatle bakın. Hiç tanımadığı, zayıf bir kadına bütün gücüyle tokat atan bir adam. Kadında işitme sorunu oluşacak kadar güçlü bir darbe! Neden hedef tanımadığı biri? Neden zayıf olanı seçti? Düşünmek lazım. Holland “Mizojini” kitabında kadın düşmanlığını dünyanın en eski önyargısı olarak tanımlar. Ona göre bu bir kişilik bozukluğu değil. Pandora mitinden (Yunan mitolojisinde yaratılan ilk kadın olan Pandora, dünyaya kötülükleri, hastalıkları ve acıları salan kişi olarak anlatılır. Yani kadını "erkeğin ve dünyanın başına gelen felaketlerin kaynağı", dolayısıyla her an cezalandırılabilecek bir "günah keçisi" olarak kodlamıştır.) bugüne kadar kültürün içine örülmüş, kuşaktan kuşağa aktarılan bir bakış. Bu bakışta kadın insan olarak görülmez, bir “tür” olarak görülür. O yüzden tanımadığı bir kadına vurmak, mizojinik zihin için tutarsız değildir. Tokat o zayıf genç kadına değil “kadın”a atılır. Kurbanın kim olduğu önemsizleşir, önemli olan kategorisidir. Bu arada yorumlardaki "Ruhsal olarak hasta olabilir” şiddeti bireyselleştirir ve toplumu aklar. Ruhsal sorun yaşayan insanların çoğu şiddet uygulamaz. Şiddeti seçen kişiler, hedeflerini rastgele seçmez: kendinden güçlüye değil, güçsüze, cezasız kalacağını düşündüğü kişiye yönelir. Bu şuuraltı boşlukta oluşmadı. Kadını aşağılayan espriler, dizilerde normalleşen tokatlar ve hafifletilen cezalar... Fail o malzemeyle büyüdü. Mizojini “tabii” değil, öğrenilmiş bir şey. Öğrenilen şey yeniden öğretilebilir. @tcailesosyal nitter.gq/HaberReport/status/211…
Nevşehir'de bir iş yerinin önünde bekleyen kadına tokat atan şahıs tutuklanarak cezaevine gönderildi. - Saldırıya uğrayan kadının işitme kaybı yaşadığı belirlendi. - Saldırgan ise ifadesinde kadına bilerek vurmadığını, kolunun yanlışlıkla çarptığını söyledi.
15
46
3
277
19,484
Aysun Çakır retweeted
Okurken son aradığım şey bilgi. Okumazsam düşünme, kavram ve tasavvur ufkum şahit olduğum kadarıyla toplumla sınırlanır ve gündelik hayatımı idare etmemin bana yettiği bir hayat tarzına giderim ki bunu istemem. Gündelik hayatı "gerçek" sandıran bu kendine yetme yanılsamasıdır.
NEREDEYSE 3 YILDIR KİTAP OKUMUYORUM... Ondan önceki dönemde de oldukça fazla okuyan biriydim. Ancak artık ne kitap alıyorum ne de okuyorum. Çünkü okudukça, bana anlatılanların gerçek sosyal hayatla pek de örtüşmediğini fark ettim. Kitaplar bize iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı+
6
46
7
367
18,256
Bir mahkememde (Ankara) şu an fetöden tutuklu olan hakim karşısında ayağa kalkmamıştım, kanun üzerine yemin de etmemiştim ama yine de şu muamele ile karşılaşmayıp tutuksuz yargılanmıştım. Diyeceğim o ki, fetöcülerden daha da fetöcü olanlar var.
Allah adına yemin etmek üzere mahkemelerde bir sivil itaatsizlik kampanyası düzenlense “adalet sistemi” ne kadar dayanır? Saçmalamada her gün yeni bir seviye aşılıyor. Allah adına yemin eden vatandaşın tutuklu kaldığı her saniye zülüm değil midir? @adalet_bakanlik @abakingurlek
23
1,965
Aysun Çakır retweeted
Hafta sonu bu videoyu 3 kere başa sarıp sarıp tekrar izledim. Cate Blanchett, Tokyo’da ödül alıyor. Dünyanın en iyi aktrislerinden biri, kürsüye çıkıyor ve ilk söylediği şey şu: Söyleyemediğimiz o kadar çok şey var ki. Cate, konuşmaya kelimelere güvenmediğini söyleyerek başladı ve anında bütün salonu avucunun içine aldı. Ama beni asıl yakalayan şey sessizliği kullanmasıydı daha doğrusu bedeninin sessizliğini. Dört dakika boyunca doğru dürüst elini bile kaldırmadı. Omuz oynatmadı, kafa sallamadı. Eller masanın altında, gövdesi ağaç gibi. Yıllardır insanlara; heyecanınızı sesinize verin ellerinize vermeyin diyorum. Bunu bu kadar temiz yapan birini çok az gördüm. Cate, konuşmanın neredeyse tamamını kağıttan okudu. Başı eğik, gözleri metinde. Ama arada başını kaldırdı, pembe gözlüğünün üstünden salona bakıp bir cümle söyledi. Konuşmasından aklımda kalan cümleleri yazdım. Hepsi başını kaldırdığı anlar. İnsan kağıttan ne zaman koparsa, dinleyici o cümleleri yanında götürür. Sonra asıl bomba geldi. Ödül kürsüsünde, herkesin başarının sırlarını anlattığı yerde dedi ki: Şüphe çoğu zaman özgüven eksikliği sanılır. Oysa şüphe benim başlangıç noktam. Hala her işe bunu yapmalı mıyım diye sorarak başlıyormuş. Sokrates’ten beri bilinen bir şey var. İnsan, tereddüdünü saklamayana güvenir çünkü tereddüt taklit edilemez. Cate, bu kuralı anlatmakla yetinmedi, kendi üzerinde de gösterdi. Gelelim kapanışa. Konuşması “kelimeler insanı suskun bırakır” diye açılmıştı. “Bu ödül beni suskun bıraktı” diye kapandı. Homeros’un bile kullandığı çok eski bir teknik. Başladığın yere geri dön, dinleyici hikayenin bittiğini zerrelerinde hissetsin. İyi bir konuşmada en zor iş fazlalıkları çıkarmaktır. Uzun zamandır bu kadar temiz bir konuşma dinlememiştim. Retoriği kanlı, canlı görmek istiyorsanız bu konuşmayı çok dikkatli izleyin.
125
1,625
91
11,499
1,561,861
Aysun Çakır retweeted
Beyaz ekmek konusunda gördüğüm en başarılı anlatım👇👇👇
434
3,683
217
20,283
2,518,377
Aysun Çakır retweeted
Diyanet'e soruyoruz: Birlik ve beraberlikten söz ederken hangi birliği, hangi beraberliği kastediyorsunuz? Diyanet İşleri Başkanlığı, Müslümanlara Allah'ın dinini ve Resûlü'nün sünnetini anlatmakla mı yükümlüdür, yoksa mevcut siyasi düzenin millî değerlerini dinî referanslarla meşrulaştırmakla mı? Hutbeler, Allah'ın vahyini topluma taşımak için mi hazırlanıyor, yoksa mevcut düzenin ideolojik sınırlarını dinî söylemlerle güçlendirmek için mi? Diyanet'in görevi, siyasi konjonktüre uygun söylemler üretmek değil, hakkı hiçbir dünyevî otoritenin gölgesinde bırakmadan ortaya koymaktır. Bu hutbe, “birlik ve beraberlik” kavramını ayet ve hadislerle süsleyerek Kemalist cumhuriyetin millî ve ulusal sınırları içine hapsetmektedir. Saff 61/4’teki “kenetlenmiş yapı gibi saf bağlamak” emri, Allah’ın nizamı olan Hilâfet’in altında, Şeriat’ın hâkim olduğu bir devlette ümmetin birliğini sağlamak ve küfür sistemlerine karşı omuz omuza durmak içindir. Resûlullah’ın (s.a.s.) sırf Allah için birbirlerini sevenleri öven hadisi de Türk-Kürt-Arap-Boşnak ayrımı yapmadan, tek bir ümmet olarak Allah’ın hükmü altında birleşmeyi tarif eder; “vatan, bayrak, cumhuriyetin 103. yılı” ile sınırlanan millî kardeşliği değil. Hutbe, “İstiklalimizin sembolü bayrağımızı el ele vererek göklerde dalgalandırdık” ve “Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümünde” ifadeleriyle, 1924’te Hilâfet’i kaldıran, Şeriat’ı yönetimden uzaklaştıran ve yerine ulus-devlet, laiklik ve milliyetçilik esaslarını koyan sistemi “emanet” ve “mukaddes değer” diye kutsamaktadır. Bu, birlik değil, asabiyyettir. Resûlullah’ın (s.a.s.) cahiliye çağrısı olarak nitelendirdiği asabiyetten sakındıran uyarısı ortadayken, millî kimliği ümmet birliğinin önüne koymak nasıl açıklanabilir? Gerçek birlik; tek bayrak (Râyet-i Resûl), tek emir (Halife) ve tek hukuk (Şeriat) altında gerçekleşir. Diyanet'in asıl sorgulaması gereken mesele şudur: Hilâfet'in kaldırılmasıyla ümmetin siyasi birliğinin ortadan kaldırılması ve Müslümanların ulusal sınırlarla birbirinden ayrılması neden hutbelerde aynı açıklıkla gündeme getirilmemektedir? Cumhuriyetin yıl dönümü dinî bir hutbenin merkezine taşınırken, ümmetin parçalanmışlığı neden sorgulanmamaktadır? Hakikati anlatmak, gerektiğinde yerleşik anlayışları da sorgulamaktır. “Eli kalem tutanlar, dili kelam edenler birliğe katkı sunsun” deniyor; fakat kalem ve dil, “vatan-millet-cumhuriyet” üçlemesinin sınırları içinde kaldığı sürece ümmeti birleştiremez. Gençlere “vatanına, milletine, bayrağına sahip çık” denmesi, Allah’ın yolunda saf tutma emrinin yerine millî kimliği koymaktır. Allah’ın yolunda saf tutmak; Hilâfet’in yeniden kurulması için çalışmak, ümmeti tek çatı altında toplamak ve Şeriat’ı tatbik etmektir. Hutbenin sonundaki “birlik ve beraberliğe sarılın, ayrılıktan sakının” uyarısı doğrudur. Ancak ümmeti parçalayan sınırlar, anayasalar ve millî kimlikler sorgulanmadan gerçek birlikten söz edilemez. Ümmetin ihtiyacı, ulusal sınırlar içinde kenetlenmek değil, yeniden tek bir siyasi çatı altında birleşmektir. Diyanet şunu anlamalıdır: Müslümanların ihtiyacı, mevcut düzenin değerlerini ayet ve hadislerle süsleyen hutbeler değil, İslâm'ın hükümlerini bütün açıklığıyla ortaya koyan dinî rehberliktir. Din, hiçbir siyasi düzenin ideolojik kılıfı hâline getirilmemelidir. Minberler, herhangi bir rejimin sözcülüğünü değil, hakkın ve hakikatin sesini taşımalıdır. Özetle: Bu hutbe, ayet ve hadisleri cumhuriyet ve milliyetçilik potasında eriterek Allah’ın emrettiği asıl birliği (ümmet birliği ve Hilâfet) gölgelemektedir. Saf tutmak, mevcut ulus-devlet sistemini korumak değil, Allah’ın nizamını tesis etmek için çalışmaktır. Diyanet'e son sözümüz: Ümmetin birliğini anlatırken ümmeti parçalayan anlayışları sorgulamaktan kaçınmayın. Ayetleri okuyup geçmeyin; onların ortaya koyduğu hakikati de anlatın. Minberler, mevcut düzenin sınırlarını kutsamak için değil, hakkı ve hakikati haykırmak için vardır. #FonVurgunu #TDTAnkaraZirvesi2026
28
55
7
264
16,930