Zümer-21:
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ یَنَابٖیعَ فِی الْاَرْضِ ثُمَّ یُخْرِجُ بِهٖ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ یَهٖیجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ یَجْعَلُهُ حُطَامًاؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو𐻾لِی الْاَلْبَابِࣖ
Meali: Allah’ın gökten bir yağmur indirip de, onu yerdeki kaynaklara dâhil (edip depo) ettiğini, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler (bitkiler) çıkardığını, daha sonra da kuruttuğunu görmedin mi? Nihayet sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra (Allah), onu bir çöp kırıntısına çevirir. Şüphesiz bunda akl-ı selîm sahipleri için elbette bir ibret (ve öğüt) vardır.
Zümer-20:
لٰكِنِ الَّذٖینَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِیَّةٌۙ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُؕ وَعْدَ اللّٰهِؕ لَا یُخْلِفُ اللّٰهُ الْمٖیعَادَ
Meali: Fakat Rablerinin emirlerine uygun yaşayanlar var ya, (kâfirlerin üst ve altlarındaki ateşe karşılık,) onlar için (cennette) alt tarafından ırmaklar akan, üst üste yapılmış köşkler var. (Bu) Allah’ın vaadi(dir). Allah vaadinden dönmez.
Zümer-16:
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌؕ ذٰلِكَ یُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهٖ عِبَادَهُؕ یَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ
Meali: Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (ateşten) tabakalar vardır. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. “Ey kullarım! O halde benim emirlerime uygun yaşayıp azabımdan sakının.”
Zümer-8:
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنٖیبًا اِلَیْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِیَ مَا كَانَ یَدْعُٓوا اِلَیْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِیُضِلَّ عَنْ سَبٖیلِهٖؕ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلٖیلًاࣗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ
Meali: İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Rabbine (yürekten) yönelerek O’na dua eder. Sonra (Allah) ona katından bir nimet verdiği (kurtulup rahata erdiği) zaman, evvelce O’na yalvarmış olduğunu (ve asıl kurtaranı) unutur da, O’nun yolundan (sapmak ve) saptırmak için (“bizi falancalar kurtardı” diyerek) Allah’a birtakım eşler koşar. (Resûlüm!) De ki: “Sen küfrünle biraz oyalanıp geçin. Çünkü sen artık ateş ehlindensin.”
Zümer-3:
اَلَا لِلّٰهِ الدّٖینُ الْخَالِصُؕ وَالَّذٖینَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَۘ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِیُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىؕ اِنَّ اللّٰهَ یَحْكُمُ بَیْنَهُمْ فٖی مَا هُمْ فٖیهِ یَخْتَلِفُونَؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یَهْدٖی مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
Meali: İyi bilin ki halis din, yalnız Allah’ındır.* O’ndan başkasını velî/dost edinenler: “Biz, onlara ancak, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.” (derler). Şüphesiz Allah, onlar (ile mü’minler) arasında, (bu şekilde) ayrılığa düştükleri şeylerde hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı (olan, içten içe sevdikleri putlarını ve putlaştırdıklarını gündemde tutarak), nankör olan o kimseleri doğru yola iletmez.
Sâd-87-88
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖینَ
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ
O (Kur’an) bütün âlemler(in huzuru ve düzeni) için ancak bir öğüt (ve uyarı)dır. Bir zaman sonra, onun verdiği haberi(n doğruluğunu) mutlaka öğrenip bileceksiniz.
Sâd-65:
قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا𐻾 مُنْذِرٌࣗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ
Meali: (Resûlüm!) De ki: “Ben ancak (Allah adına) bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici olan Allah’tan başka ilâh yoktur.”
Sâd-66:
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَیْنَهُمَا الْعَزٖیزُ الْغَفَّارُ
Meali: “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”
Sâd-67-68
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظٖیمٌۙ
اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
De ki: “Bu (verdiğim haber), pek büyük bir haberdir! Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”
Sâd-49:
هٰذَا ذِكْرٌؕ وَاِنَّ لِلْمُتَّقٖینَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ
İşte bu (anlatılanlar) bir hatırlatma (ve öğüt)tür. Günahlardan sakınanlar için dönüp varılacak güzel bir yer vardır ki (o da) kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleridir.
Sâd-48:
وَاذْكُرْ اِسْمٰعٖیلَ وَالْیَسَعَ وَذَا الْكِفْلِؕ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْیَارِؕ
Meali: İsmail’i, Elyesa’yı ve Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de hayırlı (insan)lardandır.
Ve selamün alel mürselin
Sâd-28:
اَمْ نَجْعَلُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدٖینَ فِی الْاَرْضِؗ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقٖینَ كَالْفُجَّارِ
Meali: Yoksa biz, iman edip de sâlih ameller işleyenlere, yeryüzünde (emirlerimize karşı) bozgunculuk edenler(e olduğu) gibi mi muamele ederiz? Yahut ‘Allah’ın emrine uygun yaşayan/ aykırı davranmaktan sakınanları,’ yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
Sâd-27:
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَا بَاطِلًاؕ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذٖینَ كَفَرُواۚ فَوَیْلٌ لِلَّذٖینَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِؕ
Meali: Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık (bunlar rastgele olmuş şeyler değildir). Bu inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!
Sâd-17:
اِصْبِرْ عَلٰى مَا یَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ𐻿دَ ذَا الْاَیْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ
Meali: (Resûlüm!) Onların dediklerine sabret, güç kuvvet sahibi kulumuz Davud’u da hatırla! Çünkü o, ‘Allah’a çokça yönelendi.’
Yahut: “Nağme ve ahenkle Allah’ı tesbih ederdi.
Sâd-18:
اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ یُسَبِّحْنَ بِالْعَشِیِّ وَالْاِشْرَاقِۙ
Meali: Gerçekten biz, dağları (onun emrine) boyun eğdirdik de (bu yüzden) akşam ve kuşluk vakti onunla tesbih ederlerdi.
Sâd-19:
وَالطَّیْرَ مَحْشُورَةًؕ كُلٌّ لَهُٓ اَوَّابٌ
Meali: (Her taraftan) gelip toplanmış kuşları da (ona boyun eğdirdik. Dağlar ve kuşlardan) her biri daima ona yönel(ip tesbihe katıl)ırlardı.
Sâd-8:
ءَاُنْزِلَ عَلَیْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَیْنِنَاؕ بَلْ هُمْ فٖی شَكٍّ مِنْ ذِكْرٖیۚ بَلْ لَمَّا یَذُوقُوا عَذَابِؕ
Meali: “O Kur’an, artık (kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi?” (dediler.) Hayır! Onlar, benim vahyimden* şüphededirler. Doğrusu onlar, benim azabımı henüz tatmadılar.
İmam İbn’l-Cevzî رحمه الله şöyle demiştir:
“Uzlet, bedenin perhizidir. Münâcât, kalbin gıdasıdır. Mevlâsıyla ünsiyet kuran kimse, O’ndan başkalarıyla ünsiyet kurmaktan uzaklaşır.”
📚 el-Mudhish (s. 338)
اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟
Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar.
Bakara Sûresi(2) 257. Ayet
Sâffât-180:
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَۚ
Meali: Şan ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların taktıkları sıfatlardan yücedir, münezzehtir.
Sâffât-181:
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلٖینَۚ
Meali: Gönderilen peygamberlere selam olsun.
Sâffât-182:
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖینَ
Meali: Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
Sâffât-171:
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلٖینَۚ
Meali: Andolsun ki gönderilen peygamber kullarımız için bizim (şu) sözümüz geçmiştir:
Sâffât-172:
اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَࣕ
Meali: “Hakikaten, kendilerine yardım edilecek (ve muzaffer olacaklar)dır.”
Sâffât-173:
وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Meali: “Muhakkak bizim ordumuz kesinlikle galip gelecektir.”


