KONUŞULMAYANLARA DAİR
(Duyulması gerekenler)
15.08.2026
Başak, Yay, Balık, İkizler (Mars ve Merkür)
Vay be, ben neymişim gibi bir söylemle yapıyoruz açılışı, hatta Gökçe’nin de böyle bir şarkısı var. Sevenler, bilenler vardır belki… Kendiniz ve diğerleriyle olan güç-inat savaşı çarpışıp duran beybladeler gibi dönüp durmaya, ateş saçmaya, kızışmaya devam ediyor, heyecanlı bekleyiş sürerken, multitask bireyler olarak siz, varoluşu sorguluyor, ‘’hepimiz, kardeşiz bu kavga ne diye?’’ diyorsunuz.
Ya uyum sağlayacaksınız ya da kendiniz gibi olacaksınız şeklinde, süreç iki temel başlığa ayrılmış sizin için. Bir de en çok çıkar çatışması yaşayıp, ahlaki ikilemlere düştüğünüz ‘’çok isteyip, az verenler’’ ile ‘’sahip oldukları her şeyi boca edip, tamamen kontrol etmek isteyenler’’ var.
Çok fazla merak edildiğiniz, istendiğiniz, eksikliğinizin; buna maruz kalanlar tarafından -evet tarafından- bir yoksunluk krizi şeklinde fark edildiği, bundan doğan çeşitli sorumluklar, merhamet ve kendinize olan saygı ve şefkatle doğal bir çatışmanın sürdüğü, sonsuz gibi akıp giden hayal yolu…
Ne yapmanız gerektiğini bilemiyorsunuz, adil olmak istiyorsunuz, en iyisini yapmak istiyorsunuz.
Şu an için çare akışa bırakmak ve güvenmek gibi gözüküyor. Daha fazla bilgiye, yeni bir perspektife hatta her şeyi düzeltecek o sihirli formüle, felsefe taşına ihtiyacınız var.
Eylül’e kadar kimi ilişkileri, belki işleri nadasa bırakabilirsiniz, burada yapılabilecek -halen daha- çok fazla şey olsa da, mükemmeliyetçi yanınız sizi durduruyor, bekle diyor, hata yapacaksın yoksa? Hata yapmadan, sezgi, akıl yoluyla da ne kadar kavranabilir ki? İnsana arada deney ve gözlem de lazım a dostlar. :)
Aslında süreç biraz şöyle de ilerleyecek, siz düşünürken e zaman da akıp gidiyor ve dışsal olarak bazı faktörler değişip gelişiyor ya, heh tam orada birileri kendiliğinden denklemden çıkacak olabilir, buna kötü bir uzaklaşma, artık birbirini sevmeme, önemsememe diyemeyiz, kimsenin birbirine gönül koymadığı temiz bir sonuç bile denebilir hatta. Dolayısıyla 26 Ekim ve sonrasında zaman baya lehinize işleyecek gibi gözüküyor.
Aralık ayına varan süreçlerde hayatınızda yeni gündemler olabilir, yeni bir iş, şehir, yeni bir sosyal çevre. Burada taşınma ve seyahat teması çok baskın, dünya turuna bile başlayabilirsiniz, çünkü bu kararı aylar yıllar boyunca, zihninizin arka planında işleyen bir yerden veriyorsunuz, takır takır da uygulamaya koyuyorsunuz. Belki sıkıntı sayılabilecek bir şey varsa eğer, o da ‘’artan yalnız kalma ihtiyacınız’’dır. Kafanızda saatler haftalar geçirebilir, tek kelime etmeden, kimseyi merak etmeden haftalarca yaşayabilirsiniz.
Tabii burada büyümeye itiraz etmek gibi bir şey de söz konusu olabilir, beraberindeki toplumsal baskı, normlar, dogmalar, neredeyse hepsini reddediyor, kendi istediğiniz, inandığınız gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Hatta böyle yetişkinler için bir wonderland bulup oraya yerleşebilirsiniz de. Hobileriniz işe dönüşebilir, yaratıcı bir iş yapabilirsiniz. Bu bağımsız, niş alan da sanki yaşam kalitenizi artırıp, hedeflediğiniz o sıyrılma, ayrışma ve denetimli sosyal mesafeyi sürekli, sürdürülebilir bir hale getirecek.
‘’Bazı şeyleri belki kişileri, hiç özlemeyeceksiniz.’’
Canının istediğini yapmaya en düşkün ve muktedir grup, burasıydı. Bol şans. Sevgiler.
KONUŞULMAYANLARA DAİR
(Duyulması gerekenler)
15.08.2026
Boğa, Aslan, Akrep, Kova (Mars ve Merkür)
Yine öfke, kırgınlık ve çaresiz bir sessizlik. Adaletsizlik; haksızlığa uğrama ve uğratma korkusu ile bir kısır döngüde ilerlerken, en değerli şey olan zamanı çatır çutur harcamaktan başka yol bulamamak… Aptal gibi hissetmek ancak denklem kurup, yazıp bozup dünyalar düşlemek. Kimin için tüm bunlar, ne için?
Karanlık bir ormanda yön duygusunu kaybetmiş bir şekilde, sağa sola koşturmaya, bir ses bir işaret duymak istemeye benziyor bu durum, peki bu ses, işaret geldi diyelim, hayra alamet midir? Nedir yapılması gereken? Can havliyle hareket etmek olmaz, akıllı olmalı, bırakmamalı kendini… Derken saatler, aylar, yıllar ve ömrün geçmesi, geçip gidip, hiç mi hiç beklememesi, durup bir dönüp bakmaması… Ne yapmalı öyleyse?
Gördüğüm şey cenin pozisyonunda, soğuk toprağa uzanmış titreye titreye yatan birisi. Derin düşüncelere dalmış, öyle ki aç mı tok mu hissetmiyor ancak iyi durumda olmadığı belli. Peki, neyi bekliyor bu insan? Vaz mı geçti? Yoksa, kulağa tuhaf, mantıksız gelse de memnun mu bu halinden? Yardım istemeyecek, isteyemeyecek kadar bitkin mi yoksa?
Bu desteyi, kısmı okuyan kişilerin tamamen böyle bir durumda olduğunu düşünmüyorum ama bu destede bi ıslaklık, böyle küf kokusu gibi bir şey var. Yağmurdan ıslanmış çok yaşlı bir ağacın kokusu gibi. Belki rutininize devam ediyorsunuz, belki iyiyim diyorsunuz, bilemem ama bi şekilde böyle hissettiğinizi düşünüyorum, bi tarafınız o kadar sıkılmış, bunalmış, soğumuş ki bir şeylerden, karanlık düşünceler, efkar sarmış sizi.
Günün yüzde doksanı iyi geçti/geçiyor diyelim ama mesela öyle bir 5 dakika yaşıyorsunuz ki, ya da saniyelik, aklınızdan öyle bir düşünce geçiyor ki dağılıyorsunuz. Göz seğirmesi, hıçkırık gibi bir şey. Kimsenin çok takılmayacağı, geçer diye bakacağı ama sürekliliği halinde son derece yıkıcı olabilecek bir şey bu. Ki siz de aynısını diyorsunuz! Hatta kilit nokta bu zaten. Acınıza karşı kayıtsızsınız, neredeyse bu hiçlikten, örselenmeden tuhaf bir zevk alıyorsunuz. Aklıma Aşkı Memnu’da Bihter’in düğün öncesi Behlül ile kaçmak üzere bilet vesaire hazırlayıp, koruda buluştuklarında tüm o biletleri yırtıp, gitmesi geldi… Sonrası zaten malum.
Pire için yorgan yakmak diye bir deyim vardır, şu an sanki biraz o moddasınız, hayatınızda bazı şeyler istediğiniz gibi gitmiyor diye, diğer iyi giden şeyleri hiçe sayıyor, görmezden geliyor, küstüm banane diyorsunuz.
Serdar Ortaç’ın Karabiberim şarkısı sizi ağlamaklı mı yapıyor yoksa sjdkjkdk yani tam bu şarkı mı emin değilim ama 9-8’lik göbek atmalık twerk yapmalık bazı şarkılar, sizi duygulandırıyor gibi geliyor bana. JLo’nun Get Right şarkısında demlenmek… Şaka bi yana, harbiden Serdar Ortaç severler var burada.
İçinizdeki o deli dolu enerjiyle, sağa sola çatmak, kavga etmek, bağırmak, bağıra bağıra şarkı söylemek, küfretmek ve tüm bunları sonuçlarıyla uğraşmadan sadece yapmak, yapabilmek istiyorsunuz. O kadar zamandır içinizde tutmuşsunuz ki bazı şeyleri, patlayan bir volkan gibi ateşinizi püskürmek, sonunda serbest kalabilmek, ferahlayabilmek istiyorsunuz.
Ancak bu öfke ya da söylemler muhatabına yöneltilmediği sürece, bu döngü de muhtemelen devam edecek… Temelde kaçındığınız şey çözümün ta kendisi.
youtu.be/Vemw3ClgZDM?si=GDCY…
Zaman istiyorsunuz, gücünüzü toplamak istiyorsunuz ama zaman, azılı bir düşman gibi aleyhinize işliyor sanki… Ağustos, muhtemelen bu duygularla, ruh haliyle geçecek. Ekim ve sonrasında daha huzurlu, kayıtsız ve umursamaz bir enerjiye geçiyorsunuz, çok istediğiniz o boş verme yeteneği süreçte iyiden iyiye pekişecek gibi…
Biliyorum, çok gıcık bir metin ve anlatılanlar kime hitap ediyor bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum, mutluluğunuz için hiçbir şey bakın ‘’HİÇBİR ŞEY’’ yapmıyorsunuz ve de yapmayacak gibi gözüküyorsunuz, çok inatçısınız.
Öyle ya da böyle bir şeyler değişecek diye, kendi kendinize vaat ettiğiniz o değişimi bekliyorsunuz ama o gemi gelmeyebilir, bir lodos, poyraz alıp götürebilir, tüm ümidinizi bağladığınız şansı. Aklınızı başınıza toplayın dostlar, eğer evet bu benim, bunu yaşıyorum diyorsanız, hakikaten… Yapmayın bunu kendinize, iyi gelmiyor.
Didaktik, sıkıcı ve küstah olmak istemediğim için yazıyı burada noktalıyorum zira kendimi tekrar etmekten başka bir şey yapmayacağım.
Sevgiler, bol şans ve kolaylıklar, arkadaşlarım.
KONUŞULMAYANLARA DAİR
(Duyulması gerekenler)
15.08.2026
Oğlak, Koç,Yengeç,Terazi (Mars ve Merkür)
Cesaretle alakalı bir tema var burada, yakın zamanda yeni bir saç kesimi, renk, belki tattoo gibi bir şey deneyimlemiş olabilirsiniz, bu kimileri için yeni bir hobi hatta yeni bir mutfak, yemek denemek de olabilir, muhtemelen ilk kez olan ya da alışılandan farklı bir deneyim söz konusu burada… Belki, belli bir yaş grubu, sosyal sınıf-statü-gelir seviyesi ya da cinsiyete özgü olduğu iddia edilen, ya da sosyal olarak tabu kabul edilmesi muhtemel bir konuda da yine, çeşitli adımlar atmış, ‘’çizgiyi geçmiş’’ ve cesaretinizi pekiştirmişsiniz.
Çevrenizdeki çoğu insanı aşırı sıkıcı buluyorsunuz, kafaları bomboş sanki, ‘’ nato kafa nato mermer’’ adeta, artık bir şeyleri açıklamak, hatta bu insanları dinlemek bir eziyete dönüşmüş sizin için. Bir taraftan tüm bu tutumu kibirli ve suçlayıcı buluyorsunuz, ancak sonra biraz düşünüp, haklı sebepler bulmanın hiç de zor olmadığını fark ettiğinizde, tüm o utanç kayboluyor ve yerini eskisinden de yakıcı bir ateşe ve tiksintiye bırakıyor…
‘’Bir insanın bir şeyi yapmamış olması, onu dümdüz tüm günahlardan, hatalardan aklayıp iyi bir insan yapmaz ki… Düşünemediği için göremediği, algılayamadığı için belli olumsuz hisleri deneyimlemiyor olması, onu nasıl iyi, merhametli biri yapabilir? Bilmiyor, hiçbir fikri yok? Ve ben sırf bu yüzden, neden birini illa anlamak, ona karşı sabırlı olmak, onu sevmek zorundayım? Bahçedeki saksı da kimseye bir şey yapmıyor; kötülük düşünmüyor, hırsları yok, benim çevremdeki bazı kişiler de böyleyse eğer, onları bir saksıdan daha değerli yapan şey nedir benim hayatımda?
Arkadaşlık, dostluk, aşk belki aile olmak; katıp çoğaltmak, yeri geldiğinde bölüşmek değil midir? Peki, bu insanın katacağı hiçbir şey yoksa, katkı diye ortaya koyduğu şey de anlamsız bir çöp yığınıya eğer, ne yapmalı? Ve neden, bunları düşünebiliyorum, sorgulayabiliyorum ve sesli ifade etme cesaretini gösteriyorum diye, neden ben kötüyüm?
Değilim, değilim biliyorum ama soruyorum… Neden artık kimse büyümüyor, sorumluluk almıyor? Kafasını gömdüğü kumdan çıkarıp bir etrafına bakmıyor? İyi olmak, etliye sütlüye karışmadan, parazit olmak, bir köşede süs bitkisi olmak mı demek?
İyilik mücadele demek, her gün şeytanınla savaşıp doğruyu seçmek, bu seçimden gocunmamak, görmek, anlamak demek. Ve iyi olmak, hiç ama hiç kolay bir şey değil, öyle kolay kolay iyi olunmaz! Yok öyle yağma.’’
Haziran’dan beridir parçalı bulutlu olan gökyüzünüzde bu tarz gündemler var, varoluşsal sancılar, günlük hayatın stresi, ilişkiler, siz ve diğerleri derken geçip giden zaman… Bir şeylere yetişemediğinizi hissediyorsunuz, sanki kasada hep açık çıkıyor var hırsız kim, kim sizden eksiltiyor bilemiyorsunuz. Tek bildiğiniz şey, bunun artık böyle gitmeyeceği… Çevrenizde gerçekten, size uygun olmayan insanlar var olabilir ve Eylül’e doğru bu riyakarlık ve iletişimsizlik yarası tekrar kaşınmaya ve sizi huzursuz etmeye başlayabilir. Tüm bunların beraberinde, 24 Eylül ve sonrasında, düşünebildiğiniz tek şey gitmek, uzaklaşmak, kendinize bir ıssız ada bulmak olabilir.
24 Kasım ve 24-26 Aralık gibi yeni bir fikir bulacaksınız tüm sürece dair, kafanızı da epey toplayacaksınız. Tabii buna eşlik edecek bir ‘’insanları değiştiremezsin’’ ya da ‘’kişi kendi kapasitesi kadar anlar bir şeyleri’’ bağlamında bir düşünceyi de aklınıza mıhlamış, bir mantra haline getirmiş olmanız da son derece mümkün.
Yeni dünya görüşünüz sizi overthinkistana zorunlu göçten kurtaracak gibi gözüküyor. Daim olsun diyelim.
Sevgiler.




















