IJMES’de yayımlanan makalemde, Mickey Mouse’un Türkiye’ye gelişiyle birlikte Cumhuriyet aydınları arasında Amerikan kültürünün Türkiye’deki geleceği üzerine ortaya çıkan tartışmayı ve bu tartışmanın modernizm ve kapitalizm eleştirileriyle ilişkisini ele aldım.
Kısaca, 1930’lu
agah enes retweeted
Modernleşen Dervişler: Mevleviler, Bektaşiler ve Nakşiler
Yeni kitabımda, Osmanlı-Türk modernleşmesinin başlangıcından 1925 yılında tekkelerin kapatılmasına uzanan süreci, sosyolojik bir bakış açısıyla anlatmaya çalıştım...
Keyifli okumalar...
Link:
kitapyurdu.com/kitap/modernl…
agah enes retweeted
Tarihi değiştiren bir makale: İngilizlerin el koyduğu iki dretnotun parası meğer Osmanlı Donanma Cemiyeti tarafından ödenmemiş. Halkın parasıyla alındığı iddiası propaganda imiş. Borç tahvilatı çıkarılarak alınmış, hatta Reşadiye’nin parasının yarısından çoğu ödenmemiş.
agah enes retweeted
Yûnus Emre'ye Ait Yeni Bir Nüsha Bulunmadı...
❝Geçen günlerde, Yûnus Emre'ye ait kayıp bir divan nüshasının bulunduğu ve bu nüshada şaire ait dokuz yeni şiirin keşfedildiği duyuruldu. Oysa gelişme, yeni bir divan nüshasının keşfini doğrulamaktan oldukça uzak.
Karşımızda, esasında, daha önce varlığı bilinen bir dağınık mecmuaya ait yaprakların yeniden tespit edilip derlenerek neşre hazırlanması dışında bir gelişme yok. Nitekim, bu mecmua yapraklarından 1966 yılında Türk Yurdu dergisinde Sevim Narinç'in sahaf Raif Yelkenci ile gerçekleştirdiği mülakatta bahsedilmişti.
Zannederim mecmuaya ilginç bir şekilde "Türk Yurdu Nüshası" denmesi de mezkur röportajdan kaynaklanıyor. Meselenin daha önemli tarafı ise yazmanın mahiyeti. Bu bir divan değil, mecmua.
Haberde, “Yûnus Emre Divanı'nın yeni nüshası” olarak takdim edilen yazmada, Yûnus'a atfedilen 113 şiirin yanında Âşık Paşa, Said Emre ve Kaygusuz Abdal'a ait olduğu belirtilen 12 şiir daha bulunuyor. Dağınık varaklar hâlinde günümüze ulaşan bu derleme, mevcut bilgiler ışığında müstakil bir divan nüshasından ziyade şiir mecmuası olarak değerlendirilmelidir.
Bir yazmada Yûnus Emre şiirlerinin çoğunlukta bulunması, onu kendiliğinden Yûnus Emre Divanı'nın bir nüshası hâline getirmez. Adına "Türk Yurdu Nüshası" demek de bu mahiyeti değiştirmeyecektir. Kaldı ki Raif Yelkenci'ye ait Yûnus Emre yazmaları da ilim dünyasının yabancısı değildir.
Abdülbaki Gölpınarlı, 1943 tarihli Yûnus Emre Divanı neşrinde Raif Yelkenci Divanı ile Raif Yelkenci Mecmuası'nı birbirinden ayırmış, her ikisinden de yararlanarak şiirleri varak numaralarıyla göstermiştir. Mustafa Tatcı da çalışmalarında Raif Yelkenci Divanı'nı değerlendirmiş, Raif Yelkenci Mecmuası'nı ayrıca kaydetmiştir. Tatcı, son çıkan Yûnus Emre külliyatında tüm nüsha ve mecmuaları değerlendirdiğini bize zaten haber vermektedir.
Bugün ortaya çıkarılan yaprakların Gölpınarlı'nın kullandığı mecmuayla aynı yazma olup olmadığı ise henüz açıklığa kavuşturulmuş değil. Fakat bu durum, Yelkenci'ye ait bir şiir mecmuasının varlığının öteden beri bilindiği gerçeğini değiştirmiyor. Zannederim, burada ilk itiraz edilmesi gereken nokta, bir Divan keşfedildiğine yönelik olmalıdır.
Geriye, mevcut nüshalarda bulunmadığı ileri sürülen dokuz şiir kalıyor. Ancak bu şiirlerin metinleri henüz yayımlanıp bağımsız incelemeye açılmış değil. Kıymetli divanlarda kullanılan kadar belki bir o kadar kullanılmayan Yûnus mahlaslı şiirler var. Bu açıklık Bursa Nüshası dışında hiçbir Nüshada belirtilmiyor.
Özetle, Yûnus mahlasıyla kaydedilmiş olması onun tarihî Yûnus Emre'ye aidiyetini ispatlamaz. Başka Yûnuslara ait şiirlerin asırlar boyunca birbirine karıştığı bilinirken, bu dokuz şiirin dil, üslup, tarih ve metin tenkidi bakımından değerlendirilmesi gerekiyor.
Haberde, "müjdeyi veren" hocamız, daha önce de yeni bir Divan keşfedildiğini ve bu sayede Yûnus'un Bektaşî olduğunun ispatlandığını iddia etmişti. Henüz Bektaşîliğin olmadığı bir asırda Yûnus'un bir iki şiirden birkaç motiften yola çıkarak Bektaşî olarak değerlendirilmesi de elbette ilmî değildi. Zaten bir karşılık da bulmadı.❞
Mehmet Hakakn Kekeç
Sorunlu bir yaklaşım daha :( Öncelikle, 1909 yılına kadar İstanbul ve Bilâd-ı Selâse (Üsküdar, Galata ve Eyüp) halkı askerlik yükümlülüğünden muaf tutuluyordu. Dolayısıyla özellikle eğitim ve meslek edinme imkânlarına sahip kentli Müslüman nüfusun eczacılık alanındaki azlığını,
agah enes retweeted
🚨🗳️ I couldn't find a global, open, interactive online archive of every election. So I built it: Introducing Elections Archive!
It's live on beta today. I've begun with 10 countries, with the US being the most complete, from presidential to school board elections, 1787 to now!
agah enes retweeted
Koçu'dan Ansiklopedi'de Eksantrik Kurgular
❝‘Hippi Ozanı’ Mehmet Gökçınar, İstanbul Ansiklopedisi’nin 11. cildinde Koçu’nun hayal gücüyle yaratılmış en sıra dışı figürlerden biridir. İlk kez ‘Esrarkeş Turistler’ maddesinde beliren Gökçınar, 1970’lerin karşı kültüründe sokaklarda yaşayan, esrarla sınanan, hem kadınlarla hem erkeklerle ilişkiler yaşayan bir halk ozanı olarak kurgulanır.
Şiirleri, Âşık Razi ve Ali Çamiç Ağa’nın dizeleriyle örtüşür; çevresindeki ‘yaverler’ ise Koçu’nun eski tiplerinin hippi uyarlamalarıdır. Sabiha Bozcalı imzalı illüstrasyonlar, kurmaca ile gerçeğin nasıl birleştiğini gösterir.
Arşiv fotoğraflarını yeniden üreterek Gökçınar’a metinsel ve görsel bir beden kazandıran Koçu, düşsel bir figürü neredeyse gerçek kılar. Gerçekteyse Gökçınar, gazetelerden derlenen haberler ve Koçu’nun kurgu gücüyle yoğrulmuş bir bileşimdir.❞
✒️ Agah Enes Yasa
📜 İstanbul’un Son Masalcısı
📚 Aktüel Tarih 15, Bektaşîlik
Osmanlı sanayisi Türkiye’de uzun zamandır daha çok yokluklar, eksiklikler ve “neden sanayileşemedik?” sorusu üzerinden anlatılıyor. Peki gerçekten hikâye bundan mı ibaret? Aktüel Tarih’in 19. sayısında, Osmanlı sanayisini ilk kez popüler bir tarih dergisinin geniş okuyucu
"Türkler/Osmanlılar ticaretten anlamaz, her şey gayrimüslimlerin elindeydi biz köylüydük 😓😓" diye self-oryantalizm yapanlar, bu videoyu iyi izlesin. Orta Avrupa ticaretini gayrimüslim Osmanlı tüccarlarıyla beraber kontrol eden beşeler, yani çoğu yeniçeri kökenli tüccarlar⬇️




























