Ayşe Hür retweeted
Mahkeme başkanı, tanık Şükrü Kaynar’a, “Sahte fatura diye bir anlatımın var. Nedir bu sahte fatura? Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketiyle ilgili” sorusunu yöneltti.
Kaynar, “Murat Gülibrahimoğlu değil, Hasan Tahsin Sönmez vardı, başkanım. Bu Cebeci köyünün yerlisiydi. Bununla Murat Gülibrahimoğlu’nun ilişkileri vardı, yani ticari ilişkileri vardı. Oradan biz duyumla söyledik bunu” dedi.
Mahkeme başkanıyla, Kaynar arasında geçenler şöyle:
Mahkeme başkanı: Sahte fatura diye bir anlatımın var. Nedir bu sahte fatura? Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketiyle ilgili.
Şükrü Kaynar: Murat Gülibrahimoğlu değil, Hasan Tahsin Sönmez vardı, başkanım. Bu Cebeci köyünün yerlisiydi. Bununla Murat Gülibrahimoğlu’nun ilişkileri vardı, yani ticari ilişkileri vardı. Oradan biz duyumla söyledik bunu.
Mahkeme başkanı: Kimden duydun?
Şükrü Kaynar: Orada konuşuluyordu, kamyoncular, nakliyeciler, şeyler. Orada gidenler vardı. Böyle yani olmamış ticaretleri yapmış gibi gözüküyorlar diye söylüyorlardı. Bunu da ben birebir şahit olmadım.
Mahkeme başkanı: Bununla alakalı, bir ticaret falan, birbirlerine şahit olmaları, firma ile ilgili firmanın resmiyetteki sahibi falan nerden biliyorsun?
Şükrü Kaynar: Sayın Başkan, onu da söyleyeyim. Hasan Tahsin Sönmez köyün yerlisidir. Firmasının adı Sönmez.
Mahkeme başkanı: Resmiyetteki sahibi kim şirketin?
Şükrü Kaynar: Yeğeniymiş, Turgay Tokdemir.
Mahkeme başkanı: Dedimsin ki, ben Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerinin sahte fatura için kullandığı Sönmez Su isimli bir firma vardır. Sen buradan şahit olmadığın bir şeye ilişkin nasıl böyle net ifadede bulunuyorsun? Görgün aralarındaki ticari ilişkiden bilgin var mı? Ticari ilişkileri var mı?
Şükrü Kaynar: Yok, ticaret yapıldı mı, bilmem. Ondan kum alıyordu.
Mahkeme başkanı: Nereden biliyorsun aradaki ilişkiyi, sahte fatura?
Şükrü Kaynar: O ilişkide o zaman.
Mahkeme başkanı: O zaman ifadeyi verirken şöyle vereceksin: 'Böyle olduğunu konuşuluyor' dedin. Böyle olduğu söyleniyor, böyle olduğunu sağdan soldan duydum. Böyle böyle tutup da net bir ifade kullanamazsın. 'Sahte fatura için kullandı, Sönmez Su isimli bir firma vardır.' Senin şirketin var mı?
Şükrü Kaynar: Yok.
Mahkeme başkanı: Senin hakkında böyle bir ifade verirsen mesela desen de ki sahte faturayı alır. Başka ekleyeceğin herhangi bir şey var mı?
Şükrü Kaynar: Başka yok.
Sırf bu sorgulamayı okuyan bile anlar ortada nasıl bir kurgu olduğunu...
İBB Davası'nda tanıklar dinleniliyor. O tanıklardan birisi de eski Kültür AŞ Genel Müdürü Serdal Taşkın'ın şöförü Orhan Cevahir. Cevahir savcılığa verdiği ifadede gizemli toplantılarda çantalarla para alışverişi olduğunu iddia etmişti. O iddiaların dayanakları sorgulandı bugün. Ve bu trajikomik tablo çıktı ortaya...
Hakim: İddia edilen hususları söyleyeceğine, namusun, vicdanın üzerine yemin eder misin?
Orhan Cevahiroğlu: Yemin ederim.
Hakim: 14.10.2025 tarihli ifaden var. Dinliyoruz seni o hususlarla alakalı.
Orhan Cevahiroğlu: Sayın Başkanım, savcılık makamından çağrıldım. Murat Ongun, Necati Özkan'ı sordu tanıyor musunuz diye. Fatih Keleş'i sordu. Murat Ongun'u sordu. Hüseyin Köksal'ı ve Murat Kapki'yi sordu, bu kişileri tanıyor musun diye. Ben de "Evet, tanıyorum." dedim. Benim Kültür A.Ş.'de Serdal Taşkın'la bir yıllık bir görevim vardı. Onunla beraber hem küçük toplantı salonunu kullanırdık, ben de onun ön tarafında özel kalemliğin orada gelen protokolü ve ziyaretçileri ağırlardım ve Serdal Taşkın'la beraber toplantıları koordine ederdim. Bunları tanıdığımı söyledim. Sayın Savcımız da Hüseyin Köksal'ın ve Murat Kapki'nin şirkete gelip gelmediğini sordu. Ben de evet, şirkete gelip toplantı yaptıklarını ve Hüseyin Köksal'ın da kendi Beylikdüzü'ndeki bulunan firmasına gidip toplantı yaptıklarını da söyledim, beyan ettim. Murat Ongun konusunda da hem makamlarına da gittiğimizi, onlarla beraber toplantı yaptığımızı, Fatih Keleş'in de makamına gittiğimizi, onların da bize geldiğini ve onların da Maltepe'de bir toplantı yaptıklarını beyan ettim. Akşam saatlerinde bu toplantı oluyor.
Sayın Savcımız da bu toplantılarda herhangi bir çantada bir para alışverişi vesaire var mı diye sorduğunda, efendim şimdi şöyle bir şey var, Serdal Taşkın toplantıya çantalarla beraber giriyordu. Yeri geldiğinde bankaya geçiyordu. Araçta da bir anahtar falan vardı, Nişantaşı'nda bir bankaya geçiyordu. Orada bankaya da giriyordu. Sonrasında da Serdal Bey ile beraber bir para alışverişinde has altın yaptığım da oluyordu Serdal Bey'e. Bu maaşlarını biriktirip işte birkaç küçük yatırım, birkaç araç alım satımıyla alakalı. Efendim, bu toplantıya bu çantalarla giriyordu. Hani belki para ticareti olabilir, para alışverişi olabilir ama içeriğini hiçbir zaman bilmiyorum, bunu beyan ettim. Sonra Maltepe'deki bu toplantıdaki içeriği vesairesini sordu Sayın Savcımız. Sayın Savcım, üst katta makamın aşağıda oturduklarını biliyorum ama biz giriş katında şoförlerle beraber otururduk. Orada da Murat Ongun'la, Murat Ongun'un şoförü Kadir, bir de Taner diye bir arkadaş vardı Fatih Keleş'in herhâlde şoförü, onlarla beraber akşam saatlerinde orada oturup makamı bekleyip ondan sonra ayrılmalarını beklerdik.
Hakim: Toplantı içeriklerinde ne konuşulduğuna dair bir bilgin var mı?
Orhan Cevahiroğlu: Şimdi onun içeriğini sordu bana Sayın Savcı. Şimdi ben orada şey tabirini kullandım. Efendim, akşam saatlerinde gidiliyordu, geç saatti. Ortalama bir saat de sürüyordu. Hatta bana sürelerini de soruyordu, diyordu ki: "Ne kadar sıklıkla gidiyorsunuz?" O aralar biraz pandemi dönemine de denk geliyordu. 15 günde bir de oluyordu, 10 günde bir de oluyordu, haftada iki de oluyordu. Bunların hepsi böyle, uzun zaman da geçti, ortalama bu zamanlar diyebilirim.
Hakim: Zamanını sormadım, içeriğinde ne konuşulduğunu biliyor musun?
Orhan Cevahiroğlu: İçeriğini bilmiyoruz. Hiçbir zaman biz toplantıya katılmadık. Hani orada söyledik, biz de...
Hakim: Savcılıkta gizli toplantı ifadesini sen mi kullandın, savcılıkta mı yazıldı?
Orhan Cevahiroğlu: Yok, onu şöyle, sosyal medyada duyduğumuz kadarıyla dedim. Şimdi akşam saatinde makamlarında da konuşamadıkları için gizli toplantılardı dedim efendim.
Hakim: Şimdi ifadende bak son kısmında diyorsun ki: "Yine bu toplantılarda da ellerinde çantalarla çıktıklarına ve usulsüz ihale ve yasa dışı işler hakkında konuştuklarına şahitlik ederim." Bu senin ifaden altında imzan var. Nasıl bir şahitlik ediyorsun bu hususa?
Orhan Cevahiroğlu: İfadem, okumadım. Anlattıklarımın hepsini, şu an heyecanımı mazur görün Sayın Başkanım, ama konunun içeriğinde kesinlikle bunları anlattım Sayın Savcımıza da. Mesela orada bir...
Hakim: Şu anki heyecanını mazur görüyoruz da şimdi senin eğitim durumun ne?
Orhan Cevahiroğlu: Üniversite efendim.
Hakim: Üniversite. Bak öyle çok sayfalar dolusu bir ifade de değil. Toplamda 20 satır bir ifaden var. Bir ifade...
Orhan Cevahiroğlu: Evet Başkanım.
Hakim: Yazmışsın işte senin söylemediğin bir cümleyi savcılık niye yazsın? Yazdıysa da sen bunu okuduğunda "Bu cümleyi ben kullanmadım, bunu buradan çıkartırsınız." dersin yani. Burada "Şahitlik ederim." diyorsun bize. "Usulsüz ihale ve yasa dışı işler hakkında konuştuklarına şahitlik ederim." Yani bir konuşma içeriğine vakıfsın ki şahit olmuşsun ki burada "Şahitlik ederim." diye beyanda bulunuyorsun. Biz de şimdi o şahitliğini soruyoruz işte, ne duydun ne gördün orada?
Orhan Cevahiroğlu: Biz toplantılara katılmadık Sayın Başkanım. Şimdi orada bir savcımız da para ticaretinin, çantalarla ilgili bir para olduğunu sorduğunda mı ne, ben şimdi olumlu da bir şey söyleyemedim, olumsuz da bir şey söyleyemedim. Ama toplantıya...
Hakim: Bak yine devamında diyor ki bak: "Toplantı sonrasında Murat Ongun ve Serdal Taşkın'ın ellerinde içi para olduğunu düşündüğüm çantalarla çıkarlardı." Şimdi sana içinde para olduğunu düşündüren ne bu çantaların?
Orhan Cevahiroğlu: Efendim, çünkü Serdal Bey toplantıya çantasıyla beraber katılıyordu. Çantasıyla gidiyordu ve çantasıyla beraber...
Hakim: Nasıl bir çanta, nasıl bir çanta?
Orhan Cevahiroğlu: Sırt çantası efendim.
Hakim: Sırt çantası. İçi dolu, boş, anlaşılıyor muydu baktığın zaman?
Orhan Cevahiroğlu: İçinde ebatının ne olduğunu bilemem ama şöyle de bir detay vereyim, ona nazaran bunu hep düşündüğüm için yani olumlu ya da olumsuz hiçbir zaman çantanın içini görmedim. Şimdi Serdal Bey ile beraber bir has altın, benim geçmişimde bir kuyumculuk var. Serdal Bey bana bazen maaşlarını verirdi, hatta bir iki araba ticareti oldu benim kardeşimle beraber, ona has altın yapardım. Has altını dükkândan verirdim, teslim ederdim; çantasından da parayı çıkartırdı, parayı bana teslim ederdi. Sonra hafta sonu da kardeşimden, dükkândan altını alıp kendisine teslim ederdim. Çantayla da beraber toplantıya girdiği için...
Hakim: Maaşlarından verirdi, ben altın yapardım diyorsun yani. Şimdi o anlattığınla şuradaki anlattığının arasındaki bağlantıyı nasıl kurdun sen?
Orhan Cevahiroğlu: Bunları orada da sayın savcımıza anlattım.
Hakim: Yine ifadenin son satırlarında diyorsun ki; "Yine haberlere de konu olan ve harici olarak Ekrem İmamoğlu'nun paralarını da Serdal Taşkın'a taşıttığından, bu çantaların arabada olduğunu gördüm." Ne demek bu?
Orhan Cevahiroğlu: Efendim, ben sırt çantasından başka elinde çanta göremedim.
Hakim: Ekrem İmamoğlu'nun parası olduğunu nereden biliyorsun?
Orhan Cevahiroğlu: Efendim, savcılıkta anlattıklarım bunlardı efendim.
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Orhan Bey, bana bir bakar mısınız? Beni tanıyor musunuz? Beni tanıyor musunuz?
Orhan Cevahiroğlu: Hayır, tanımıyorum.
Murat Kapki: Peki. Başka bir şey dememe gerek var mı?
Hakim: Başka soru vardır mutlaka sanıklardan. Anlaşıldı ne anlatmaya çalıştığın.
Murat Kapki: Ben Murat Kapki. Hani Mado’da da görmüşsün ya devamlı beni.
Orhan Cevahiroğlu: Mado’da gördüğümü orada söylemiyorum Murat Bey. Murat Bey, şimdi...
Hakim: Tamam.
Orhan Cevahiroğlu: Sayın Başkanım, Murat Kapki'nin ve Hüseyin Köksal'ın şirkete geldiğini ve Kültür A.Ş.’ye geldiğini ben kendim olarak, protokol olarak ben taraftan aldığımı onu biliyorum. Bunu söyleyebilirim.
Hakim: Neyse, Orhan Cevahiroğlu, ifadende şu olduğu için... İfadende şu cümle var. "Açık hava reklam işleri Serdal Taşkın, Ekrem İmamoğlu'nun ekibinde yer alan Murat Ongun, Murat Kapki, Hüseyin Köksal, Necati Özkan, Fatih Keleş isimli şahısların haftada en az 2 gün bir araya gelip Beylikdüzü Mado’da toplanırlardı." Senin ifaden bu. Sanık da soruyor; sen beni gördün mü?
Orhan Cevahiroğlu: Evet Başkanım, işte bu ilk baştaki sorduğu soruyla beraber hani Murat Kapki ile Hüseyin Köksal'ı soruyordu bana sayın savcım. Ben burada onları anlattım. Evet şirketimize geliyorlardı, toplantı yapıyorlardı. Hatta biz Serdal Bey ile beraber Hüseyin Köksal'a…
Hakim: Sanık, beni tanıyor musun diye sordu. Nereden tanıyorsun?
Orhan Cevahiroğlu: Efendim şimdi o zamanlar...
Orhan Cevahiroğlu: Murat Bey, Murat Bey, sizin geldiğinize ve toplantı yaptığınıza eminim.
Necati Özkan: Orhan Bey, beni tanıyor musunuz?
Orhan Cevahiroğlu: Hayır.
Necati Özkan: Teşekkür ederim.
Orhan Cevahiroğlu: Sizin için zaten efendim bir şey söylemedim hani ben orada....
Hakim:... Toplantıda olduğuna dair ismini beyan etmiştiniz.
Orhan Cevahiroğlu: Necati Özkan'ın orada geçmedi hatta ismi şimdi konuşurken. Savcılıkta da aynısını söyledim hani ben.
Rahşan Sertkaya: Orhan Bey, öncelikle size de geçmiş olsun. Şimdi nereden başlayacağımı da bilemiyorum ama şuradan ben başlayayım.
Rahşan Sertkaya: Valla efendim, nereden başlayacağımızı şunun için bilemiyorum, çünkü düşünün burada bu kadar ifade var. Şu verdiği ifadenin tamamını reddetti neredeyse. Ve ifadelerinin buraya aslında söylemediği şekilde geçirildiğini söyledi. Onun için bilemiyoruz sebep olan biz diyeceğiz ifadenize,
Hakim: Soruya geçelim tamam.
Rahşan Sertkaya: Evet. Şimdi Orhan Bey, şimdi 14.02.2025 tarihindeki ifadenizde diyorsunuz ki "Ben 2 yıl boyunca Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünü yaptım." Biraz evvel de dediniz ki "Ben 1 yıl boyunca toplantılarını koordine ettim." Ama biz Kültür AŞ'ye sorduğumuz zaman sizin 29 Temmuz 2019'dan göreve başladığınızı makam şoförü olarak, 16 Mart 2020 tarihinde de Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünden ayrıldığınızı görüyoruz. Yani 7,5 ay makam şoförlüğü yapmışsınız. Neden Savcılık Makamında "2 yıl boyunca makam şoförlüğü yaptım" dediniz?
Orhan Cevahiroğlu: Sayın başkanım, 2 yıl Genel Müdürlükte ben görev yaptım. Ondan sonraki süreçte de müzeye geçtim. 2 yıllık sürecin de 1 yıllık sürecinde de Serdal Taşkın'la beraber görev yaptım ben.
Rahşan Sertkaya: Şöyle Orhan Bey, ben size yardımcı olmak için söyleyeyim. İfade tutanağınızda diyorsunuz ki siz, imzaladığınız ifadede, "Serdal Taşkın'ın yaklaşık 2 yıl makam şoförlüğünü yaptım." Onun için sordum. Ama siz diyorsunuz ki "Zaten ben böyle söylememiştim." Konu açıklığa kavuştu. Şimdi biraz evvel ifade verirken sizde demin bir şey dikkatimi çekti. Dediniz ki "Savcılık Makamı bana sordu, ben de dedim ki Mado'da 10-15 günde bir toplantı yapıyorlar ama pandemi dönemiydi herhalde" dediniz. Doğrudur değil mi? Böyle dediniz biraz evvel.
Orhan Cevahiroğlu: Evet. Pandemi dönemine de denk geliyordu.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi siz buradaki görgünüz Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğüne dayanıyorsa ve siz makam şoförlüğü görevinden 16 Mart 2020 tarihinde ayrıldıysanız, ülkemizde daha henüz pandemi başlamamış. Yani siz pandemi başlamayan bir anda Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünden ayrılıp da pandemi döneminde Mado'da olan toplantılardan nasıl haberdar olabilirsiniz? Yani sizin verdiğiniz tarihler ve ifadeyle hayatın gerçekleri uyuşmuyor. Yani bir önceki ifadenizle bu ifadenizi geçiyorum. Siz pandemi döneminde Mado'da yapılan toplantılardan bahsediyorsunuz, e 16 Mart 2020 tarihinde ayrılmışsınız Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünden. Nereden bilebilirsiniz siz Mado'da pandemi döneminde yapılan toplantıları? Yanlış hatırlıyor olabilir misiniz?
Orhan Cevahiroğlu: Fahrettin Bey ile beraber zaten onun bir alıştırma süreci vardı, bir 9 aylık bir süreçti diyebilirim bu. Onunla beraber yine ben devam ettim. Serdal Bey'le ortalama benim bu süreçlerde birlikte olduğumu kendisi de söyleyebilir.
Rahşan Sertkaya: Yani siz biraz evvel verdiğiniz ifadeden de ... ettiniz şimdi. Öyle mi? O da doğru değil yani. Peki. Şimdi Orhan Bey, biraz evvel dediniz "Hani ben bu toplantıların ne olduğunu düşündüm" vesaire. Aslında ben Mahkeme Heyetine Orhan Cevahiroğlu'nun biraz evvel verdiği ifadelerinin aslında doğru olduğunu gösteren bir görsel yansıtmak istiyorum. Lütfen Görsel 1'i açabilir misiniz? Şimdi siz ilk ifadenizde işte iki toplantılarda nakit para alışverişinden, çantalardan bahsediyordunuz ama bugün Murat Ongun'un elinde bir çanta görmediğinizi söylediniz. Ben yanlış anlamadıysam bir tek Serdal Taşkın'da sırt çantası vardı dediniz, değil mi?
Orhan Cevahiroğlu: Murat Ongun için değil. Serdal Taşkın için, çantasıyla toplantıya katıldığı ve çantasıyla beraber toplantıdan çıktığı...
Rahşan Sertkaya: Serdal Taşkın için söylediniz yani onu.
Orhan Cevahiroğlu: Evet.
Rahşan Sertkaya: Şimdi savcılık makamı, sizin o en aslında doğru olmadığını söylediğiniz ifadenizden yola çıkıp diyor ki bu ihaleler verilmiş, bu ihaleler alt yüklenicilere verilmiş, o alt yükleniciler de paraları almış, sonra bunlar çantalara doldurulmuş, ondan sonra bu çanta transferleri de işte Mado'da yapılmış diyor. Şimdi ekranda Sayın Mahkeme Heyetinin de dikkatine sunmak istiyorum, Orhan Cevahiroğlu'nun Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünü yaptığı dönemde sadece iddianamede bu 3.... giriyor. Sadece bu 3 ihalenin yapıldığı tarihte Serdal Taşkın'ın makam şoförlüğünü yapıyor ve bu tarihlerde alt yüklenicilere yapılan bir tek ödeme var, Beytur Turizm'e yapılmış. O tutarlar da sadece 23 bin... TL. Yani Orhan Cevahiroğlu'nun Serdal Taşkın'ın makam şoförü olarak çalıştığı dönemde yapılan ihalelere fesat karıştırılmış olsa bile bu ihalelerin ne çanta çanta paralara sebep olması mümkün, ne bu paraların gizli toplantılara getirilmesi mümkün, ne de bu nakit paraları Orhan Cevahiroğlu'nun görebilmesi mümkün. Zaten biraz evvel kendisi ifadesinden geri döndü. Şimdi ben sizin Beylikdüzü Mado iddianıza geri dönüyorum. Çünkü biraz evvel bunu reddetmediniz. Yani siz Beylikdüzü Mado'daki toplantılara tanıklık ettiğiniz iddiasındasınız hala, değil mi?
Orhan Cevahiroğlu: Beylikdüzü Mado'da bulunduk efendim.
Rahşan Sertkaya: Bulundunuz. Peki. Şimdi biz sizin beyanlarınıza baktık ve Murat Kapki'nin Beylikdüzü Mado'da tek bir baz kaydının olmadığını gördük. Hüseyin Köksal ile... Bu arada bunu ben söylemiyorum, iddianame eki belgeler söylüyor, onu söyleyeyim. Hüseyin Köksal ile Murat Ongun'un ortak baz kaydı verdiği tek bir zaman diliminin bulunmadığını öğrendik. Hatta Murat Ongun'un 5 yıllık bir zaman diliminde sadece 5 kez baz verdiğini gördük. Ama siz haftada 2 kere buluştular diyorsunuz. Biraz evvel 10 günde 15 günde bir buluştular diyorsunuz. Bu baz kayıtlarıyla hala sizin ifadeniz arasında tutarsızlık var. Sebebi ne bunun?
Orhan Cevahiroğlu: Ben Kadir ile beraber Murat Ongun... yani Murat Ongun'un şoförü zaten Kadir Bey.
Rahşan Sertkaya: Kadir Bey sizin bu ifadelerinizi doğrulamıyor ama onu diyeyim.
Orhan Cevahiroğlu: Ben onlarla beraber Mado'da olduğumu, yani Mado'da beraber oturduğumu, orada toplantıların olduğunu hatırlıyorum ve adım gibi de eminim.
Rahşan Sertkaya: Ama baz kayıtları da sizi doğrulamıyor. Peki. Sonraki sorumu bir görsel eşliğinde sormak istiyorum. Lütfen yansıtabilir misiniz Görsel 2'yi? Şimdi Orhan Bey, bunu da henüz netleştirmedi ama bu Karsan Örme fabrikasında da haftada 2 gün toplantılar yapıldığını söylediniz ifadenizde. Doğru mu? Hala arkasında mısınız bunun?
Orhan Cevahiroğlu: Şimdi Mado'daki olan toplantıyı Hüseyin Köksal ve Murat Kapki ile olan bir bağlantıdakini birleştirmedim ben. İlk önce bana sorulan soruda, Savcımızın sorduğu soruda Hüseyin Kapki'ui, şey Murat... Murat Kapki'yi ve Hüseyin Köksal'ın şirketimizde ağırlandığını, toplantılar yapıldığını ve Hüseyin Köksal'ın şirketine gittiğimizi, toplantıların Serdal Taşkın'ın toplantılarına şirketinde katıldığını ben onu ilk önce bir söyledim.
Rahşan Sertkaya: Karsan Örme'yi söylüyorsunuz şirket derken. Beylikdüzü...
Orhan Cevahiroğlu: Evet. Beylikdüzü Sanayi'nin içerisindeki olan bir bölümde firmaları var.
Rahşan Sertkaya: Murat Ongun var mıydı bu toplantılarda?
Orhan Cevahiroğlu: Murat Ongun bu toplantılarda yok.
Rahşan Sertkaya: O zaman ifadenizde söylediğiniz beyanlarınızdan vazgeçiyorsunuz. Murat Ongun yoktu bu toplantılarda. Peki bu toplantılarda içinde para dolu çantalar, para olduğunu düşündüğünüz çantalar gördünüz mü?
Orhan Cevahiroğlu: Serdal Bey yine sırt çantasıyla beraber toplantıya girerdi ve çıkardı.
Rahşan Sertkaya: Anladım. Tamam. Anlamlı değil çünkü burada da iddianame eki belgelerden Murat Ongun'un hiçbir zaman Karsan Örme'de ortak baz vermediğini görebilirsiniz. Teşekkür ederim cevaplarınız için.
Sayın mahkeme heyetine beyanda bulunmak istediğim bir husus var. Efendim biraz evvel Orhan Cevahiroğlu savcılık makamında verdiği ifadelerinin doğru olmadığını, kendisinin bu ifade tutanağındaki gibi ifadede vermediğini, buna rağmen ifadelerinin ifade tutanağına farklı şekilde aksettirildiğini söyledi. Cumhuriyet Savcısı Ömer Örücü nezdinde alınmış, zabıt katibi Melisa Moroğlu nezdinde alınmış böyle bir ifade söz konusu, 14 Şubat 2025 tarihi. Eğer bu hususun araştırılması bu ifadenin tutanağa yanlış geçirilmesine sebep olan kişiler hakkında mahkemenizce suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.
Kazım Yiğit Akalın: Orhan Bey, biraz önce Necati Bey'i tanımadığınızı söylediniz. Yanlış duymadıysam, Necati Bey'i bir toplantılarda, bir toplantıda görmedim mi dediniz? Tam anlayamadım da.
Orhan Cevahiroğlu: Burada Necati Özkan'ı bana savcımız ismini veriyor. Ama ben burada Necati Özkan'ı oradaki toplantıların içerisine koymuyorum. Yani şimdi Mado'da Necati Özkan'ı vesaire hani bu Necati Özkan'ı görmediğimi burada size de dile getiriyorum ama ifademde Necati Özkan'ın da sanki Mado'da olduğu anlamı çıkıyor.
Kazım Yiğit Akalın: Tamam. Başka bir toplantıda gördünüz değil mi? Toplu olarak siz...
Orhan Cevahiroğlu: Necati Özkan'ı gördüm. Toplantılarda, şimdi Kültür A.Ş.'de dediğim gibi ben Kültür A.Ş.'de Serdal Taşkın, Kültür A.Ş.'de üç günü biz dururduk ve iki günü de İletişim Koordinatörlüğü, aynı zamanda Serdal Taşkın iki gün de Serdal Taşkın İletişim Koordinatörlüğünde görev alırdı. Ben Necati Özkan'ı efendim o zamanki evrelerde gelip gördüğünü biliyorum, toplantılarda olduğunu biliyorum.
Kazım Yiğit Akalın: Neyi bildin? Siz biraz önce tanımadım dediniz. Kendisini tanımadığınız insanın o toplantıda olduğunu nasıl biliyorsunuz?
Orhan Cevahiroğlu: Efendim, ismi geçiyor çünkü toplantılarda. Bizim çizelgelerimiz var. Toplantılarda işte şu kişiyle toplantı olacak, işte bu kişiyle toplantı olacak diye bizim Word'de çizelgelerimiz oluyor ve bunlara göre biz program yapıyoruz.
Kazım Yiğit Akalın: Tamam Başkanım, işte anladınız demek istediğimi. Teşekkür ederim.
Baver Kaya: Hüseyin Köksal'ı hayatınız boyunca kaç kere görmüşünüzdür?
Orhan Cevahiroğlu: Hüseyin Köksal'ı 5-6 kere görmüşümdür.
Baver Kaya: Bu Beylikdüzü'ndeki tekstil firmasına kaç kere gitmişsinizdir?
Orhan Cevahiroğlu: 4 ya da 5 kere gitmişimdir.
Baver Kaya: Başka birileri de gidiyor muydu oraya?
Orhan Cevahiroğlu: Şimdi Hüseyin Köksal'ın Servet Bey bir... Servet Bey vardı. Servet Bey hatta Hüseyin Köksal'ın makam şoförüydü.
Baver Kaya: Hayır yok sorumuz o değil. İfadenizde şimdi şey anlamında söylüyorum geçmiş olsun, söylediğiniz şeyle zaptta geçen şey birbiriyle aynı değil. Netleştirmek için soruyorum. İfadenizde demişsiniz ki Murat Ongun da vardı, Murat Kapki de vardı, Ekrem İmamoğlu da vardı. Başka gördünüz mü yoksa Serdal Bey ile beraber gidip geliyordunuz sadece?
Orhan Cevahiroğlu: Serdal Bey ile beraber gidip geliyorduk.
Baver Kaya: Saat gece 11 ile 1 arasında mıydı peki bu?
Orhan Cevahiroğlu: Yok. Akşam saatinde de oluyordu, gündüz saatinde de oluyorduk.
Baver Kaya: Tamam, peki zaten 3-4 kere tutar. Peki bu görüşmelerde de başka herhangi bir kimsede çanta görüyor muydunuz? Hüseyin Köksal çanta sırt çantası takar mıydı?
Orhan Cevahiroğlu: Biz sadece makama yani tekstil fabrikasına Beylikdüzü'ndeki tekstil fabrikasındaki orada girip oturup, Serdal Bey çıktığında tekrar makam alıyorduk. Çantasıyla beraber gidiyorduk, yani toplantı yapıyorduk.
Ali Rıza Dizdar: Yani "Allah Allah" diyeceğim ama diyemiyorum. Yani ne bileyim Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yazar, Yargıtay içtihatlarında yazar, yeminli ifade geçerlidir. Hâlâ meslektaşlarımız dahi olmak üzere o alınan ifadenin üstünde duruyorlar. O alınan ifade de değil, imzalanmış bir beyan. Siz, geçmiş olsun size, öyle de diyeyim, merak ettim, Cevahiroğlu ailesini son derece yakından tanıdığım için sormak zorunluluğu hissediyorum. Kendiliğinden mi gittiniz siz savcılığa, sizi götürdüler mi?
Orhan Cevahiroğlu: Savcılık cuma günü, izinli günümde beni makamına çağırdı. Ben de o şekilde gittim.
Ali Rıza Dizdar: Sayın Başkan, yani kendiliğinden gitmemiş, götürülmüş. Çünkü sonunda da şöyle bir cümle eksik savcının. Bakınız, bunu söylemedik: "Devletime yardımcı olmak adına bu bilgileri sayın savcılığımıza veriyorum." Böyle bir cümle sarf ettiniz mi?
Orhan Cevahiroğlu: Sayın savcımızın sorduğu, soru-cevap üzerine zaten olan bir şey.
Ali Rıza Dizdar: Siz böyle bir cümle sarf ettiniz mi kendiliğinizden, yoksa savcı mı yazdı?
Orhan Cevahiroğlu: Hayır…
Ali Rıza Dizdar: Hayır, bitti. Şimdi Sayın Başkan, önümde Serdal Taşkın'ın ve diğerinin ifadeleri var. Burada kopyalayıp yapıştırılmış buraya konmuş... Burada da "Orhan" diye geçiyor sorularda. Yani "Orhan Cevahiroğlu" demiyor. Buraya kadar geldik, samimiyetle anlattık. Kendisinin yeminli ifadesinin doğru olduğunu, yeminli ifadenin dışında verilen ifadenin dosyadan çıkarılmasını talep ediyorum.
Ayşe Hür retweeted
Bugün, 10 yıldır cezaevinde olan eşim Evin Zapsu’yu Kayseri Bünyan Kadın Cezaevi’nde ziyaret ettim. On yıldır görüş saatlerine sığdırmaya çalıştığımız hayatımıza, şimdi bir de hastalığın kaygısı eklendi. Evin şiddetli ağrılar içinde; yanından ayrıldım ama acısına tanık olmanın çaresizliği hâlâ benimle.
Evin ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Yapılan tetkiklerin ardından kanser şüphesi nedeniyle biyopsi alındı. Sonucun üç hafta sonra çıkacağı söyleniyor. Henüz kesinleşmiş bir tanı yok; fakat bugün yaşadığı acı gerçek. Ağrıdan duramıyor.
Biyopsi sonucunu beklemek, bir insanı ağrılarıyla baş başa bırakmanın gerekçesi olamaz. Evin’in derhâl hastanede kapsamlı değerlendirmeye alınmasını, ağrılarının giderilmesini ve ihtiyaç duyduğu tedavinin gecikmeden sağlanmasını istiyoruz.
Bir insanın sağlığı, cezaevi kapısında askıya alınamaz.
Milletvekillerini, insan hakları örgütlerini, hekimleri, gazetecileri ve vicdan sahibi herkesi Evin’in sesine ses katmaya çağırıyorum. Bu çağrıyı paylaşın; Evin’in acısı duvarların ardında duyulmadan kalmasın.
#EvinZapsuyaAcilTedavi
Biri "büyük resmi" Mekke Anlaşması'nda gördü, diğeri BM Genel Sekreterliği seçiminde. Devlet partisinin sözde muhalefet şubeleri olmaktan ileri gidemiyorlar...
🔴Kılıçdaroğlu, Mekke Anlaşması'na 'evet' dedikleri için gelen eleştirilere yanıt verdi:
💬 "Bölgesel güç olmazsanız ezilir, yok olursunuz. Belli konularda muhalefetimiz var, onu söyledik. Ama büyük resmi görmeden, yeni dünya düzenini bilmeden, bu düzende Türkiye’nin etkili bir devlet olması gerektiğini düşünmeyenler bizi anlayamaz."
🔗t24.com.tr/gundem/kilicdarog…
➡️ apps.apple.com/tr/app/t24/id…
➡️ play.google.com/store/apps/d…
KÖLECİLİK TARTIŞMALARINA KATKI
X algoritması sayesinde(!) sayfama düşen onlarca mesajdan anlıyorum ki, Batı sosyal medyasında Avrupa'nın ve ABD'nin sanayileşmesi ile köle emeğinin ilişkisi üzerine ateşli bir tartışma yürüyor. Bugün Afrikalıların Batılılara yönelik "kan davası"nın temelinde de bu asimetrik ilişkiye dair okumalar yatıyor. Dolayısıyla çok önemli bir tartışma.
Ancak, Avrupa'nın (Aydınlanmacı literatürdeki terminoloji ile) neden "geliştiği", Afrika'nın neden "geri kaldığı" meselesi öyle bir batında anlatılacak kadar basit değil. Bunu bir yana bırakırsak, mevcut tartışmalarda, Osmanlı dönemindeki kölecilik üzerine hiç konuşulmuyor. Aynen İslam ordularının 7. yüzyıldan itibaren bir taraftan Mezopotamya üzerinden Orta Asya'ya kadar nasıl gittiği ve oralarda neler yaptığı, diğer taraftan Somali, Etiyopya, Sudan üzerinden Kuzey Afrika'yı ve nihayet Endülüs'ü nasıl kolonileştirdiği, 14. yüzyıldan itibaren de Osmanlı ordularının Atlas Okyanusu'ndan Hint Okyanusu'na uzan bir coğrafyayı nasıl hegemonyası altına aldığı konuşulmuyorsa...
Aşağıdaki zincirde belirtmemişim, Afrika köle ticaretine Batılılar Portekizliler eliyle 1500 yılında başladılar ama Senegalli antropolog Tidiane N'Diaye, The Veiled Genocide (Örtülü/Peçeli Soykırım) kitabında tam 1300 yıl boyunca, yani Portekizlilerden 800 yıl öncesinden itibaren Afrika köle ticaretinin hakim unsuru Müslüman-Arap köle tacirlerini anlatır.
N'Diaye'ye göre Avrupalı tüccarlar çiftliklerinde işçi olarak güçlü yapılı genç erkeklerle ilgilenirken Arap tüccarlar daha çok haremde yaşarken seks kölesi haline getirilen kadınları ve kızları esir alan cariyeliğe odaklanmışlardı. Talep o kadar yüksekti ki, kadın kölelerin fiyatını fiyatı erkek kölelerin iki katı, kurtarılan kadınların erkeklere oranı üçte birdi. Bazı araştırmacılara göre sırf bu ticaret sekteye uğramasın diye bu tüccarlar Afrika'nın Müslümanlaştırılmasını adeta engellemişlerdi. Bu ticarette elbette Afrikalı kabile şeflerinin, krallarının büyük rolü vardı. Konu ciltler dolusu kitapta anlatılacak kadar girift...
Replying to @HurAyse
2/15 İslam'da ve Osmanlı'da kölecilik ile ilgili temel bilgileri şu zincirde vermiştim. nitter.gq/HurAyse/status/1101596… Bu yüzden doğrudan Trablusgarp ve kölecilik konusuna geçiyorum. 1829'dan sonra Osmanlı Kafkaslar ve Gürcistan’ın tamamen Rus egemenliğine girmesiyle
Ayşe Hür retweeted
İsmail Arı da, Tuğba Tekerek de yerde yatıyor, devletin istihkak olarak vermesi gereken yastık ve battaniye de parayla satılıyor!
💬 “1400 kişi kapasiteli cezaevinde 3800 kişi kalıyor; kapasitenin neredeyse üç katı. Bu yüzden koğuşlarda insanlar alt alta üst üste yatmak durumunda kalıyor. 12 kişilik koğuşlarda 30 kişi, 20 kişilik koğuşlarda 50 kişi kalıyor. Mesela İsmail Arı'nın 28 kişilik koğuşunda 63 kişi kalıyor. İsmail Arı da, Tuğba Tekerek de yerde yatıyor. Kalabalık nedeniyle normalde devletin istihkak olarak vermesi gereken yastık ve battaniye tutuklulara yetmiyor ve gazeteciler bu temel ihtiyaçlarını parayla satın almak zorunda kalıyor.”
haber.sol.org.tr/haber/bir-a…
ZAMANDA YOLCULUK: KÜRTÇE YAYIN YAPAN İLK RADYOLAR
Türkiye'de Kürtçe yayın yapan radyo var mı diye merak ettim, internet taramasında 36 radyo ismi saptadım. Bunlar da (TRT 6 Radyo dışında) muhtemelen internet üzerinden yayın yapıyor. Peki Kürtçe radyoculuğun tarihi nicedir, merak eder misiniz? Ben merak ettim. konuda yapılmış çalışmalardan derlediğim kısa bilgileri paylaşayım. Muhakkak çok eksik vardır, onları da bilenler tamamlar...
xxx
Radyo yayıncılığı Birinci Dünya Savaşı sırasında esas olarak propaganda işlevi yüzünden teşvik görmüştü. Avrupa topraklarında 1922’de özel şirket, 1927’de kamu kuruluşu olan British Broadcasting Company-BBC, Moskova Radyosu (1929), Vatikan Radyosu (1931), gibi bazı radyo istasyonları ile başlayan yayınları, SSCB ve Nazi Almanya'sı yine propaganda amaçlı radyoculuğu izledi. Özellikle Almanya bu konuda öncüydü. Öyle ki 1935’te Almanya’da satılan radyo sayısı 1.090.314 iken, bu sayı 1936’da 6.142.921 olmuş, 1937’de ise bu rakam ikiye katlanmıştı.
Sıcak ve Soğuk Savaş'ta radyoculuk
Amerika'nın Sesi (Voice of America-VOA) ilk mesajını 25 Şubat 1942'de, Japonların Pearl Harbor'a saldırısından ve Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı'na girmesinden sadece yetmiş dokuz gün sonra yayınladı. Bu nedenle, Amerika’nın Sesi İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında resmi ABD hükümet aygıtı olarak algılandı. VOA'ya "komünizmle mücadele" işlevinde Temmuz 1950'de merkezi Berlin'de, stüdyoları Münih ve Lizbon'da olan Radio Free Europe (Avrupa Özgür Radyosu RFE) destek olacaktı.
Savaş sonrasında radyoculuk kısa sürede hız kazandı, öyle ki daha 1950 yılı sonunda, haftalık olarak SSCB’nin 533 saat, ABD’nin 497 saat, Fransa’nın 198 saat, Avustralya’nın 181 saat, İtalya’nın 170 saat, Hollanda’nın 127 saat, Kanada’nın 85 saat, Polonya’nın 131 saat, Çekoslovakya’nın 119 saat, Yugoslavya’nın 80 saat, Macaristan’ın 76 saat, Bulgaristan’ın 30 saat, Romanya’nın 30 saat ve Çin’in de 66 saat dış yayın programı vardı.
Kürtçe yayıncılığın haritası
Genel tabloyu çizdikten sonra gelelim Kürtçe yayın yapan radyolara. 1923-1929 yılları arasında Sovyetler Birliği’nde, başkenti Laçin olan, Kelbecer, Kubatlı, Zangilan şehirlerini kapsayan Kızıl Kürdistan (Otonom Kürt Uyezdi) döneminde 1924'te ilk Kürtçe yayının yapıldığı bilgisi bazı yerel tarih yazımlarında geçse de bu dönemde Laçin'de gelişmiş bir radyo altyapısından ziyade telgraf/ilkel telsiz denemeleri mevcuttu.
Irak Eğitim Bakanlığı 1938’de Süleymaniye bölgesinde beş radyo istasyonu kurmuştu. Bu istasyonlar, dönemin Irak Kraliyet hükümetinin yerel isyanları yatıştırmak, merkezi otoritenin propagandasını yapmak ve eğitim yoluyla entegrasyon sağlamak amacıyla kurdurduğu küçük yerel vericilerdi. 1936 yılında İngiliz teknisyenlerin yardımıyla Irak Hükümeti tarafından kurulan Bağdat Radyosu ise özellikle 1939 yılından itibaren Arapçanın yanı sıra Kürtçe ve ilerleyen yıllarda Türkmence gibi farklı dillerde de kısıtlı yayınlar yapmaya başladı. Radyo önceleri günde 15 dakika olan Soranice yayın saatini 1949’da günde 2 saat 45 dakikaya çıkarmıştı.
Bağdat Radyosu'nun ilk programları arasında haberler, yorum ve müzik vardı. Yayın saatinin artmasıyla birlikte dini eğitim programları ve dinleyici mektupları bölümü de eklenmişti. Böylece dindarlıklarıyla meşhur Kürtlerin Irak ile entegrasyonunu sağlamak ve Sovyetlerin yaymaya çalıştığı sosyalizme karşı set çekmek hedeflenmişti.
14 Temmuz 1958’de Irak’ta General Abdülkerim Kasım'ın "cumhuriyetçi" darbesiyle monarşi kanlı biçimde yıkılıp Irak, Bağdat Paktı'ndan çekilince ve Kasım rejimi Mısır-SSCB çizgisine yaklaşınca Kürtçe yayınların içeriği de değişti, Bağdat Radyosu komşu ülkelerdeki Kürtleri de etkileyen, güçlü politik bir araca dönüştü. Ancak 1960'lara gelindiğinde yeni rejimin otoriterleşmesiyle birlikte radyo yayınlarının politik içeriği de azaldı, radyo daha çok müzik programlarına ağırlık verdi. 1961-1975 arasında muhtariyet için güçlü bir mücadele veren Kürtler kendi gizli radyo istasyonlarını kurarlarken Bağdat Radyosu da özellikle 1968’den sonra iktidardaki BAAS partisinin ideolojik propagandasının aygıtına dönüştü. Yine de oyun, öykü, tarih, Kürtçe dilbilgisi ile çocuk, çiftçi ve kadınlar için yapılan özel programlar gibi yeni programlar yayımlanmasına devam edildi.
İran coğrafyasında Kürtçe yayıncılık
İran’da ilk Kürtçe yayınlar merkezi yönetime isyan sonucunda kurulmuş olan Azerbaycan Özerk Cumhuriyeti’nin (1945-1946) Tebriz Radyosu’nda yapılmıştı. 1947-1953 yılları arasında Azerbaycan Demokrat Partisi sponsorluğunda SSBC destekli olarak bir radyo istasyonu Sorani lehçesiyle yayın yapmıştı.
Bir diğer Kürtçe yayın ise 22 Ocak 1946-31 Mart 1947 arasında varolan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başkenti Mahabad’dan yapılmıştı. Haber, yorum, müzik ve sohbetlerden oluşan radyo yayınları şehir merkezine kurulan bir hoparlör aracılığıyla halka duyuruluyordu.
ABD'nin müdahalesi
SSCB etkisiyle meydana gelen bu gelişmelerden rahatsız olan ABD, İran ile iletişime geçip, Sovyet etkisini kırmak üzere çalışmalara başladı. İran da bu işbirliğini kendi Kürtlerini dış Kürtlerden uzaklaştırmak için iyi bir fırsat olarak gördü. Ocak 1950’den sonra Amerika’nın Sesi Radyosu (VOA) ve İran Hükümeti arasında yerel yayın gerçekleştirmeye yönelik bir anlaşmaya varıldı.
İran hükümeti bu anlaşmaya göre 1951’de Senendec’de bir verici kurdu ve Kürtçe yayınlar buradan ordu tarafından yapıldı. Programlar haber, yerel müzik, şiir dinletileri, siyasi yorumlar ve eğlence yayınları içeriyordu. Senendec Radyosu günde üç saat Kürtçe yayın yapıyordu. Ayrıca Tahran Radyosu günde bir saat Kürtçe yayınla, Kirmanşah Radyosu günde iki saat, Reza'iyeh (şimdi Urmiye) Radyosu günde iki saat, Meşhed Radyosu da cumartesi, pazar ve çarşamba günleri yarımşar saat Kürtçe yayınla bu politikaya destek verdi. Bu yayınların dolaylı bir etkisi de Farsça'nın Kürtçe'ye daha fazla nüfuz etmesi oldu.
İran'da İran Kürtlerine yönelik yayın yapan "gizli" radyo istasyonları da vardı. Örneğin 1959'da yayına başlayan ve Sorani lehçesiyle yayın yapan Seday-ı Milliye-i İran Radyosu, 1961-1976 yılları arasında Doğu Almanya'dan İran Kürtlerine Sorani lehçesinde günde yarım saat yayın yapan Radyo Peyk-i İran Radyosu, 1963-1984 arasında İran Kürdistanı'ndan Sorani ve Kurmanci lehçelerinden yayın yapan Deng-i Kürdistan Radyosu, 1973-1975 arasında Bağdat'tan yayın yapan İran Kürdistanı’nın Sesi Sorani lehçesiyle yayın yaptı. 1983 yılında yine İran Kürdistanı’ndan Sorani ve Kurmanci lehçeleriyle yayın yapan ve İran Kürdistanı Demokrat Partisi'ne (PDKI) ait olan Dengê Kurdistanâ Îranê radyosu günümüzde analog yayınlarını büyük oranda tamamlamış olsa da dijital/uydu ve internet üzerinden yayıncılık mirasını sürdürmekte.
Lübnan ve Mısır'da Kürtçe radyolar
Bunun dışında tali radyo istasyonları da vardı. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında, Beyrut’ta Fransız Hükümeti tarafından işletilen Levant Radyosu'nun 5 Mart 1941’de yayına başladığını ve haftada iki kez olmak üzere yarım saat Kurmancı haber ve müzik yayını yaptığını biliyoruz. İstasyon 1 Nisan 1946’da son Fransız birlikleri çekilirken Lübnan hükümetine devredilince bu yayınlar sona erdirildi.
İngilizlerin Filistin-Yafa'da kurduğu Şarkü’l Ednâ (Yakın Doğu Arap Radyo İstasyonu) da her gün bir saat, Sorani lehçesinde Kürtçe Radyo yayını yapmıştı. Bu istasyonun yayınları da savaşın bitmesi ile sona erecekti.
Mısır, 1957’de Kahire Radyosu'nda başlattığı 45 dakikalık Kürtçe programla Irak'taki monarşi yönetimine ve Bağdat Paktı'na karşı propaganda savaşına başlamıştı. Radyoda milliyetçi Kürt şiirleri, Ey Reqîp (Ey Düşman) ile Ey Kurdîne (Ey Kürtler) gibi marşlar, Kürtçe stranlar yayımlanıyordu. Bu yayınlar Abdülkerim Kasım darbesinden sonra bitirildi ve Kürtçe yayın tekeli fiiliyatta Bağdat Radyosu'na devredildi.
Ve Türkiye'de malum tavır!
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra İsmet İnönü başbakanlığında ilk koalisyon hükümeti kurulup, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-67) yapılmış ve planlı ekonomi dönemi başlamış, ABD de Sovyetler Birliği’nin Irak, Suriye ve Mısır’daki yapılanmasına karşılık olarak Türkiye ve İran’da benzeri bir yapılanmaya girişmişti. İran’da Kirmanşah Radyosu’nun kurulması için gerekli teknolojik ve ekonomik desteği veren ABD, bütün masraflarını kendisinin karşılayacağı bir Kürtçe Radyo kurulması hususunda hükümeti ikna etti ve gerekli çalışmalara başlandı. ABD’nin amacı Kürtlerin, Sovyet bloğunda yer almasını engellemekti. Çünkü Sovyetlerin etkisiyle kurulan Kürtçe radyolarda bol miktarda Komünizm propagandası yapılmaktaydı. Ancak malum çevreler derhal harekete geçti ve İnönü dâhil herkes geri çekildi, proje akim kaldı.
Bitirirken
Yukarda saydığım yayınlar hem saat olarak hem de içerik olarak çok zayıftı elbette. "Kürt aydınlanması" esas olarak Ermenistan Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkenti Erivan'dan yayın yapan Erivan Radyosu sayesinde oldu. Erivan Radyosu'nun resmi serüveninden önce, 1930-1937 yılları arasında Erivan'dan Kürtçe yayın yapan bir Sovyet radyosu bulunuyordu. Başkanlığını Heciye Cindi'nin üstlendiği bu ilk radyo, her gün yarım saat boyunca haber ve müzik yayını yapmaktaydı. Ancak bugün bildiğimiz anlamda Erivan Radyosu’nun temelleri, 1954 yılında Mele Mustafa Barzani’nin Kruşçev’i ziyareti sonrasında atıldı. Onun hikayesini de bir başka yazıda anlatırım...
Fotoğraf: Celile Celil Arşivi.
ZAMANDA YOLCULUK: KÜRTÇE YAYIN YAPAN İLK RADYOLAR
Türkiye'de Kürtçe yayın yapan radyo var mı diye merak ettim, internet taramasında 36 radyo ismi saptadım. Bunlar da (TRT 6 Radyo dışında) muhtemelen internet üzerinden yayın yapıyor. Peki Kürtçe radyoculuğun tarihi nicedir, merak eder misiniz? Ben merak ettim. konuda yapılmış çalışmalardan derlediğim kısa bilgileri paylaşayım. Muhakkak çok eksik vardır, onları da bilenler tamamlar...
xxx
Radyo yayıncılığı Birinci Dünya Savaşı sırasında esas olarak propaganda işlevi yüzünden teşvik görmüştü. Avrupa topraklarında 1922’de özel şirket, 1927’de kamu kuruluşu olan British Broadcasting Company-BBC, Moskova Radyosu (1929), Vatikan Radyosu (1931), gibi bazı radyo istasyonları ile başlayan yayınları, SSCB ve Nazi Almanya'sı yine propaganda amaçlı radyoculuğu izledi. Özellikle Almanya bu konuda öncüydü. Öyle ki 1935’te Almanya’da satılan radyo sayısı 1.090.314 iken, bu sayı 1936’da 6.142.921 olmuş, 1937’de ise bu rakam ikiye katlanmıştı.
Sıcak ve Soğuk Savaş'ta radyoculuk
Amerika'nın Sesi (Voice of America-VOA) ilk mesajını 25 Şubat 1942'de, Japonların Pearl Harbor'a saldırısından ve Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı'na girmesinden sadece yetmiş dokuz gün sonra yayınladı. Bu nedenle, Amerika’nın Sesi İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında resmi ABD hükümet aygıtı olarak algılandı. VOA'ya "komünizmle mücadele" işlevinde Temmuz 1950'de merkezi Berlin'de, stüdyoları Münih ve Lizbon'da olan Radio Free Europe (Avrupa Özgür Radyosu RFE) destek olacaktı.
Savaş sonrasında radyoculuk kısa sürede hız kazandı, öyle ki daha 1950 yılı sonunda, haftalık olarak SSCB’nin 533 saat, ABD’nin 497 saat, Fransa’nın 198 saat, Avustralya’nın 181 saat, İtalya’nın 170 saat, Hollanda’nın 127 saat, Kanada’nın 85 saat, Polonya’nın 131 saat, Çekoslovakya’nın 119 saat, Yugoslavya’nın 80 saat, Macaristan’ın 76 saat, Bulgaristan’ın 30 saat, Romanya’nın 30 saat ve Çin’in de 66 saat dış yayın programı vardı.
Kürtçe yayıncılığın haritası
Genel tabloyu çizdikten sonra gelelim Kürtçe yayın yapan radyolara. 1923-1929 yılları arasında Sovyetler Birliği’nde, başkenti Laçin olan, Kelbecer, Kubatlı, Zangilan şehirlerini kapsayan Kızıl Kürdistan (Otonom Kürt Uyezdi) döneminde 1924'te ilk Kürtçe yayının yapıldığı bilgisi bazı yerel tarih yazımlarında geçse de bu dönemde Laçin'de gelişmiş bir radyo altyapısından ziyade telgraf/ilkel telsiz denemeleri mevcuttu.
Irak Eğitim Bakanlığı 1938’de Süleymaniye bölgesinde beş radyo istasyonu kurmuştu. Bu istasyonlar, dönemin Irak Kraliyet hükümetinin yerel isyanları yatıştırmak, merkezi otoritenin propagandasını yapmak ve eğitim yoluyla entegrasyon sağlamak amacıyla kurdurduğu küçük yerel vericilerdi. 1936 yılında İngiliz teknisyenlerin yardımıyla Irak Hükümeti tarafından kurulan Bağdat Radyosu ise özellikle 1939 yılından itibaren Arapçanın yanı sıra Kürtçe ve ilerleyen yıllarda Türkmence gibi farklı dillerde de kısıtlı yayınlar yapmaya başladı. Radyo önceleri günde 15 dakika olan Soranice yayın saatini 1949’da günde 2 saat 45 dakikaya çıkarmıştı.
Bağdat Radyosu'nun ilk programları arasında haberler, yorum ve müzik vardı. Yayın saatinin artmasıyla birlikte dini eğitim programları ve dinleyici mektupları bölümü de eklenmişti. Böylece dindarlıklarıyla meşhur Kürtlerin Irak ile entegrasyonunu sağlamak ve Sovyetlerin yaymaya çalıştığı sosyalizme karşı set çekmek hedeflenmişti.
14 Temmuz 1958’de Irak’ta General Abdülkerim Kasım'ın "cumhuriyetçi" darbesiyle monarşi kanlı biçimde yıkılıp Irak, Bağdat Paktı'ndan çekilince ve Kasım rejimi Mısır-SSCB çizgisine yaklaşınca Kürtçe yayınların içeriği de değişti, Bağdat Radyosu komşu ülkelerdeki Kürtleri de etkileyen, güçlü politik bir araca dönüştü. Ancak 1960'lara gelindiğinde yeni rejimin otoriterleşmesiyle birlikte radyo yayınlarının politik içeriği de azaldı, radyo daha çok müzik programlarına ağırlık verdi. 1961-1975 arasında muhtariyet için güçlü bir mücadele veren Kürtler kendi gizli radyo istasyonlarını kurarlarken Bağdat Radyosu da özellikle 1968’den sonra iktidardaki BAAS partisinin ideolojik propagandasının aygıtına dönüştü. Yine de oyun, öykü, tarih, Kürtçe dilbilgisi ile çocuk, çiftçi ve kadınlar için yapılan özel programlar gibi yeni programlar yayımlanmasına devam edildi.
İran coğrafyasında Kürtçe yayıncılık
İran’da ilk Kürtçe yayınlar merkezi yönetime isyan sonucunda kurulmuş olan Azerbaycan Özerk Cumhuriyeti’nin (1945-1946) Tebriz Radyosu’nda yapılmıştı. 1947-1953 yılları arasında Azerbaycan Demokrat Partisi sponsorluğunda SSBC destekli olarak bir radyo istasyonu Sorani lehçesiyle yayın yapmıştı.
Bir diğer Kürtçe yayın ise 22 Ocak 1946-31 Mart 1947 arasında varolan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başkenti Mahabad’dan yapılmıştı. Haber, yorum, müzik ve sohbetlerden oluşan radyo yayınları şehir merkezine kurulan bir hoparlör aracılığıyla halka duyuruluyordu.
ABD'nin müdahalesi
SSCB etkisiyle meydana gelen bu gelişmelerden rahatsız olan ABD, İran ile iletişime geçip, Sovyet etkisini kırmak üzere çalışmalara başladı. İran da bu işbirliğini kendi Kürtlerini dış Kürtlerden uzaklaştırmak için iyi bir fırsat olarak gördü. Ocak 1950’den sonra Amerika’nın Sesi Radyosu (VOA) ve İran Hükümeti arasında yerel yayın gerçekleştirmeye yönelik bir anlaşmaya varıldı.
İran hükümeti bu anlaşmaya göre 1951’de Senendec’de bir verici kurdu ve Kürtçe yayınlar buradan ordu tarafından yapıldı. Programlar haber, yerel müzik, şiir dinletileri, siyasi yorumlar ve eğlence yayınları içeriyordu. Senendec Radyosu günde üç saat Kürtçe yayın yapıyordu. Ayrıca Tahran Radyosu günde bir saat Kürtçe yayınla, Kirmanşah Radyosu günde iki saat, Reza'iyeh (şimdi Urmiye) Radyosu günde iki saat, Meşhed Radyosu da cumartesi, pazar ve çarşamba günleri yarımşar saat Kürtçe yayınla bu politikaya destek verdi. Bu yayınların dolaylı bir etkisi de Farsça'nın Kürtçe'ye daha fazla nüfuz etmesi oldu.
İran'da İran Kürtlerine yönelik yayın yapan "gizli" radyo istasyonları da vardı. Örneğin 1959'da yayına başlayan ve Sorani lehçesiyle yayın yapan Seday-ı Milliye-i İran Radyosu, 1961-1976 yılları arasında Doğu Almanya'dan İran Kürtlerine Sorani lehçesinde günde yarım saat yayın yapan Radyo Peyk-i İran Radyosu, 1963-1984 arasında İran Kürdistanı'ndan Sorani ve Kurmanci lehçelerinden yayın yapan Deng-i Kürdistan Radyosu, 1973-1975 arasında Bağdat'tan yayın yapan İran Kürdistanı’nın Sesi Sorani lehçesiyle yayın yaptı. 1983 yılında yine İran Kürdistanı’ndan Sorani ve Kurmanci lehçeleriyle yayın yapan ve İran Kürdistanı Demokrat Partisi'ne (PDKI) ait olan Dengê Kurdistanâ Îranê radyosu günümüzde analog yayınlarını büyük oranda tamamlamış olsa da dijital/uydu ve internet üzerinden yayıncılık mirasını sürdürmekte.
Lübnan ve Mısır'da Kürtçe radyolar
Bunun dışında tali radyo istasyonları da vardı. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında, Beyrut’ta Fransız Hükümeti tarafından işletilen Levant Radyosu'nun 5 Mart 1941’de yayına başladığını ve haftada iki kez olmak üzere yarım saat Kurmancı haber ve müzik yayını yaptığını biliyoruz. İstasyon 1 Nisan 1946’da son Fransız birlikleri çekilirken Lübnan hükümetine devredilince bu yayınlar sona erdirildi.
İngilizlerin Filistin-Yafa'da kurduğu Şarkü’l Ednâ (Yakın Doğu Arap Radyo İstasyonu) da her gün bir saat, Sorani lehçesinde Kürtçe Radyo yayını yapmıştı. Bu istasyonun yayınları da savaşın bitmesi ile sona erecekti.
Mısır, 1957’de Kahire Radyosu'nda başlattığı 45 dakikalık Kürtçe programla Irak'taki monarşi yönetimine ve Bağdat Paktı'na karşı propaganda savaşına başlamıştı. Radyoda milliyetçi Kürt şiirleri, Ey Reqîp (Ey Düşman) ile Ey Kurdîne (Ey Kürtler) gibi marşlar, Kürtçe stranlar yayımlanıyordu. Bu yayınlar Abdülkerim Kasım darbesinden sonra bitirildi ve Kürtçe yayın tekeli fiiliyatta Bağdat Radyosu'na devredildi.
Ve Türkiye'de malum tavır!
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra İsmet İnönü başbakanlığında ilk koalisyon hükümeti kurulup, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-67) yapılmış ve planlı ekonomi dönemi başlamış, ABD de Sovyetler Birliği’nin Irak, Suriye ve Mısır’daki yapılanmasına karşılık olarak Türkiye ve İran’da benzeri bir yapılanmaya girişmişti. İran’da Kirmanşah Radyosu’nun kurulması için gerekli teknolojik ve ekonomik desteği veren ABD, bütün masraflarını kendisinin karşılayacağı bir Kürtçe Radyo kurulması hususunda hükümeti ikna etti ve gerekli çalışmalara başlandı. ABD’nin amacı Kürtlerin, Sovyet bloğunda yer almasını engellemekti. Çünkü Sovyetlerin etkisiyle kurulan Kürtçe radyolarda bol miktarda Komünizm propagandası yapılmaktaydı. Ancak malum çevreler derhal harekete geçti ve İnönü dâhil herkes geri çekildi, proje akim kaldı.
Bitirirken
Yukarda saydığım yayınlar hem saat olarak hem de içerik olarak çok zayıftı elbette. "Kürt aydınlanması" esas olarak Ermenistan Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkenti Erivan'dan yayın yapan Erivan Radyosu sayesinde oldu. Erivan Radyosu'nun resmi serüveninden önce, 1930-1937 yılları arasında Erivan'dan Kürtçe yayın yapan bir Sovyet radyosu bulunuyordu. Başkanlığını Heciye Cindi'nin üstlendiği bu ilk radyo, her gün yarım saat boyunca haber ve müzik yayını yapmaktaydı. Ancak bugün bildiğimiz anlamda Erivan Radyosu’nun temelleri, 1954 yılında Mele Mustafa Barzani’nin Kruşçev’i ziyareti sonrasında atıldı. Onun hikayesini de bir başka yazıda anlatırım...
Fotoğraf: Celile Celil Arşivi.
Ayşe Hür retweeted
Neyin peşindesin acaba ya, Sinirlioğlu BM genel sekreteri olsa Ekrem İmamoğlu’nun hapisten yüzde 1 çıkma ihtimali varsa o da kalmaz! Hemen işte reisin diplomasi gücü” edebiyatı başlar, “dünya beşten büyüktür” palavraları unutulur, hepsi en büyük BM’ci olur. Kimse de demez ki işte Özgür Özel’in çabası, gerçekten akıl fikir diliyorum @eczozgurozel
♦️Özgür Özel, Türkiye’nin BM Genel Sekreter adayı Feridun Sinirlioğlu’nu telefonla arayarak tebrik etti
♦️Özel, Sinirlioğlu'nun seçilmesi için BM üyesi ülkelerin hükümet, hükümet ortağı ya da muhalefette bulunan tüm sol, sosyal demokrat ve sosyalist kardeş parti liderlerine mektup yazarak destek isteyeceklerini iletti
birgun.net/haber/ozgur-ozel-…
Ayşe Hür retweeted
🔴Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara 'cuma namazı' formu gönderdi
🔺Kasım 2026 tarihli formda okullara cuma namazı kılınıp kılınmadığı, nerede kılındığı, hangi öğretim yılında kılınmaya başlandığı ve kılınmıyorsa bunun nedenleri soruldu
🔺Okul bazında toplanan bilgilerin ilçe düzeyinde birleştirilerek Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletilmesi istendi
birgun.net/haber/bursa-il-mi…
Ayşe Hür retweeted
Turkey: In the city of Bingöl, the Directorate of Religious Affairs held a certificate awarding ceremony for 96 Quran memorizers, male and female.
"On paper," a legitimate event, but take note of how Erdoğan's regime, as the leader of the Muslim Brotherhood, aligns with Hamas's needs: on the scarf is a map of Israel, in the colors of the Palestinian flag. Presented as food for thought... 🇹🇷
Turkey educates a whole generation to hate and want the destruction of Israel ! How not to take notice ?
#Türkiye #Erdoğan #TerrorSponsor
Ayşe Hür retweeted
Ali Polat- Bir DGM Celbinden Vefa Ödülüne: Ehmedê Xanî
nerinaazad2.com/tr/ali-polat…
📌
GELECEK GELDİ GELİYOR...
Dünya genelinde eğitim olanakları, gelir dağılımı, yoksullukla mücadele ve sağlık hizmetleri gibi insani gelişmişlik ölçütleri açısından en gelişmiş kıta olan Avrupa'daki kalkışmayı genelde kaynak paylaşımı, gençlerin gelecek kaygıları veya özelde Filistinlilere yapılan haksızlıklara tepki merkezli okuyan yanılır.
Bir zamanlar ABD'nin SSCB'yi boğmak için finanse ettiği, eğittiği, palazlandırdığı Yeşil Kuşak artık sadece çeperlerde değil artık Avrupa'nın tam içinde...
Çoktandır doğal tabanını kaybetmiş olan olan Avrupa solunun teveccühünü kazanan Afrikalı ve Ortadoğulu İslamcı hareketlerin Avrupa'da uyguladığı strateji bir yandan Müslüman Kardeşler tarzı gettolaşma ve yüksek nüfus çarpanıyla gri alanları yok etmek, bir yandan İslami Cihat/El Kaide tarzı terör eylemleriyle (Naomi Klein'in hakim sınıflar cephesinden tarif ettiği Şok Doktrini'nin asimetriği olarak) toplumsal fay hatlarını sarsmak, nihayet Batı'nın kendi değerlerini, kendi yasalarını, kendi kurumlarını kullanarak hegemonya kurma hedefine adım adım yaklaşıyor.
"İslamcı Enternasyonali"n gücünü küçümseyen, "hele bu çürümüş sistemi yıkalım, onları nasılsa ehlileştiririz" diye düşünen solcular İran, Afganistan, Lübnan, Suriye, Yemen, Pakistan, Malezya, Sudan... ve Türkiye'de yaşananları unutmasın... Bizler elimizi verdik, gövdemizi kurtaramayacak haldeyiz. 📌
😂
Fatih Altaylı’dan Hacıosmanoğlu için UEFA iddiası:
• İbrahim Hacıosmanoğlu da UEFA’ya zıplamak isterken akıllıca bir taktik uyguluyor ve UEFA Başkanı Čeferin üzerinden değil, eşi Barbara Čeferin üzerinden ilerliyor.
• UEFA Başkanı'nın eşi Barbara Čeferin bir sanatçı. Aynı zamanda Slovenya'da genç sanatçıları destekleyen bir sanat galerisi bulunuyor: Galerija Fotografija
• İbrahim Hacıosmanoğlu, UEFA Başkanı’nı eşi üzerinden etkilemeyi hedefliyor.
• Bu yüzden de Bayan Čeferin’i İstanbullu “sanatseverlerle” buluşturdu.
• Büyük bir sanatsever olduğu her halinden belli olan Hacıosmanoğlu, Contemporary Istanbul’da Bayan Čeferin’in galerisinin de yer almasını sağladı. İddialara göre, tüm masrafları cebinden karşıladı ve Galerija Fotografija hem galeri sahibinin hem de genç sanatçılarının eserlerini burada sergiledi.
• Ve Hacıosmanoğlu’nun yakınları tüm eserleri, ederlerinin birkaç katına satın aldı.
• Barbara Čeferin, muhtemelen hayatının en başarılı fuar performansını Hacıosmanoğlu sayesinde İstanbul'da sergiledi.
• Allah aşkına söyleyin, şimdi Aleksander Čeferin böyle bir jesti karşılıksız bırakır mı!
• Hacıosmanoğlu UEFA’da bir koltuğu hak etmemiş mi!
Ayşe Hür retweeted
Aya (Hagia) Sofya (Sophia) Yunanca Kutsal Bilgelik anlamına gelir ve Ortodoks inancında Tanrı’nın bir niteliğini temsil eder. Camiye çevirdiklerinizin adını değiştirmediniz hadi de Japonya’ya bu adla cami açmak nasıl bir kafanın ürünüdür!!
EHMEDÊ XANÎ "KARTI"
2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nden "Vefa Ödülü", Ehmedê Xanî'ye verilmiş.
Kürt kamuoyunu ne zaman afakanlar bassa, devletimiz sandıktan Ehmedê Xanî'yi çıkarır, ağırlaşan havayı bir güzel ferahlatır...
1919’da Ehmedê Xanî'nin ünlü mesnevisi Mem u Zîn'in ilk Osmanlıca baskısının yapılması; 1968'de Mehmet Emin Bozarslan'ın eserin ilk Türkçe çevirisini yayımlaması; 2010'da bu kitabın yeniden basılması, Aralık 2010'da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "ilk kez" duyurusuyla eserin orijinal basımını ve Latin harfleriyle Kürtçe ve Türkçe çevirisini yayımlaması; "Birinci Çözüm Süreci" şerefine 2014 yılında CB Erdoğan'ın çeşitli ortamlarda bu kitaptan övünerek bahsetmesi hep bu fasıldandı.
2015'te "Masa" devrilince kitaba yasak getirilmedi ama 2017 yılında Ağrı Doğubeyazıt Belediyesi kayyımı Ehmedê Xanî'nin heykelini yıkarak "resmi görüşü" teyit etti.
Şimdi de "Sürecek" kapsamında "kanallardaki tıkanmayı" açmak üzere 2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nden "Vefa Ödülü", Ehmedê Xanî'ye verilmiş.
Kürtçe yayıncılığın medarı iftiharı Avesta Yayınları'nın Twitter sayfasında Muhsin Kızıkaya'nın Habertürk yazısına referansla "Aralık ayının ortalarında yapılacak olan ödül töreninde; yıllardan beri Xanî'nin kitaplarını yayımlayan ve her türlü zorluğa rağmen anısına sadık bir yayıncılık faaliyeti yürüten Avesta Yayınları’nın sahibi Abdullah Keskin, Ehmedê Xanî Vefa Ödülü’nü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alacak; bu da hem Kürt dili hem de Kürtçe yayıncılık için muazzam bir gelişmedir" ifadelerini okudum.
Abdullah Keskin ve Avesta Yayınları her türlü takdire layıktır ama ben yukardaki kronolojiden hareketle ortada "muazzam bir gelişme" göremedim. Olsa olsa mehter adımlarından "iki ileri" kısmına gelinmiş yine. Malum "Terörsüz Ortadoğu" projesi için Kürt kamuoyunu devlete bağlı tutmak gerekiyor.
Ödül töreni günü geldiğinde Abdullah Keskin'in "bizim Sartre'ımız" olmayı seçmesi dileğimle, sizleri Ehmedê Xanî'nin aşağıdaki dizeleriyle başbaşa bırakıyorum...
KARDEŞLİK ÜZERİNE
"Ben Kürdüm, dağlıyım, kenardanım.
Derlediğim şu birkaç sözü, iyiliklerinden,
Lütuflarımdan imzalasınlar,
Ve dinlesinler insaf kulağıyla.
Garaz sahipleri de dinlesinler,
Varsa kusurlarım örtsünler.
Ozanın yüzü suyunu dökmesinler.
Mümkünse bir iyisini söylesinler.
Yanlışlıklara ve unutkanlıklara şaşmasınlar.
Hamiyet için doğruya yorumlasınlar.
(...)
"Dostluk, ahbaplık ve kardeşlik,
İkiyüzlülükle ve lâfla olmaz,
Dostluk kolay değil, zordur.
Dostluktan maksat da vefadır.
Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer
Başlangıçta göze alma o cefalı işi."
(...)
"Sakın ha, inanmayasın onlara sen!
Baba, evlât ve kardeş bile olsa."
(...)
"Kısacası: Dünya kılıçIa ve iyilikle
İnsana ram olur, boyun eğer.
Ben Allahın hikmetinde şaşakaldım:
Kürtler dünya devletinde.
Acep ne sebeple kalmışlar boynubükük.
Hepsi birden niçin olmuş mahkûm?
Onlar kılıçIa şöhret şehrini fethetmişler,
Himmet ülkesine boyun eğdirmişler.
Onların her bir beyi Hâtem cömertliğinde.
Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği.
Bak, Arabistan'dan Gürcistan'a kadar
Kürtlüktür olmuş kaleler gibi.
Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş,
Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş.
Her iki taraf, Kürt kabilelerini,
İmha oklarına hedef yapmışlar.
Sanki Kürtler sınır başlarında kilitmişler,
Her kabile sağlam bir set gibidir..."
Sene 1695. Ehmedé Xani, Mem û Zîn, Türkçesi Mehmet Emin Bozarslan, Gün Yayınları, 1968.
bnk.institutkurde.org/images…
XXX
"Türk devlet ideolojisinde ve Öcalancı siyasal teolojide 'kardeşlik' söylemi masum bir barış dili değildir. Burada kardeşlik, etik bir dayanışma çağrısı değil, patriyarkal iktidarın tarihsel olarak katılaşmış bir egemenlik formudur. Derrida’nın fraternokrasi teşhisi tam da bunu açığa çıkarır: siyaset 'kardeş' figürü etrafında örgütlenir; aidiyetin, meşruiyetin ve tanınmanın dili kardeşlik olur. Fakat bu 'kardeş' hiçbir zaman nötr değildir. Kardeşlik, hegemonik merkezin sadakat, suskunluk ve itaat şartlarını dayatan erkek-merkezli bir tahakküm cemaatidir. Bu yüzden 'halkların kardeşliği' hiyerarşiyi yeniden üreten ideolojik bir aygıttır. Ulus-devlet çağında hukuki bağımsızlığa ve siyasal eşitliğe dayanmayan her kardeşlik, fiilen küçük kardeşin özerkliğini reddetmek demektir. Kolonyal ilişki burada tankla değil, akrabalık diliyle meşrulaştırılır: eşitlik vaat edilmez, itaat 'doğal birlik' diye pazarlanır. Kardeşlik, barış değil; tahakkümün aile metaforlarıyla evcilleştirilmesidir."
8 Şubat 2026, Prof. Kamal Soleimani, İslam Tarihi ve Ortadoğu Siyaseti uzmanı, El Colegio de Mexico.
nitter.gq/soleimani_41315/status…
XXX
"Raporda dikkat çeken bir husus da Kürt-Türk kardeşliğine, kaderdaşlığına yapılan vurgudur. Geçen yüzyılda tarifsiz acılar yaşandı. Sonuçta ilk kez resmi bir raporda Kürt-Türk kardeşliğine vurgu yapılması önemli bir adımdır. Bundan sonra siyasetin temel uğraşı, hukuki düzenlemelerin de yapılmasına yönelik olacaktır."
2 Mart 2026, Abdullah Öcalan, TBMM Raporu'na ilişkin değerlendirmesinden 2 Mart 2026, demparti.org.tr/tr/ocalanin-…
XXX
Sözü yine Ehmedé Xani bağlasın:
"Hayır... Kürtler o kadar kemalsiz değil.
Fakat öksüz ve mecalsizdir.
Hep birden bilgisiz ve cahil değil
Sadece sefil ve sahipsizdir.
Olsaydı bizim bir sahibimiz
Yüksek himmetli, incelikleri bilen bir sahibimiz,
İlim, kabiliyet, kemal, iz'an
Şiir, gazel, kitap divan.
Bu çeşitler onun yanında geçerli.
Bu paralar onun yanında makbul olsaydı;
Ben o zaman manzum sözlerin bayrağını,
Dünya damının üstüne asardım."
Ayşe Hür retweeted
Bu sabah Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı olan Ağabeyim Abdülhamit Pehlivan tutuklandı.
17 aydır devam eden tutukluluğumda beni her ziyaretinde, ona bu yargı iklimini, hiç ilgisi olmayan, hatta hiç hukuka da aykırı olmayan bir konu nedeniyle kapısının çalınabileceğini anlatıyordum.
Her ne kadar kardeşinin masumiyetine inanıyor olsa da yaşamının yarısını devlet memuru olarak geçirdiğinden içten içe devletin bunları yapacağını kabullenemiyordu. Kamucu anlayışa adından bile daha çok sahip çıktığı için gönlü rahattı.
Nihayetinde hiç ilgisi olmadığı konularla alakalı kapısı çalındı. Sorular soruldu. Her soruya kanunla, yönetmelikle cevap verdi. Hoş, kapısını çalanlar da o cevapları biliyordu. Zaten meseleleri ne sorulardı ne de cevaplarıydı.
Tutukladılar.
Ağabeyim, kanser hastası anne ve babamın bakımıyla ilgileniyordu. İki küçük çocuğuna baktığı gibi 17 aydır benim kızımın ihtiyaçlarına da koşuyordu. Onu tutukladınız.
Kimsemiz kalmadı.
“Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.”
Av. Mehmet Pehlivan
Silivri Cezaevi



























