MERAKLISINA BİR HAFTA SONU ARAŞTIRMA KONUSU:
ÜÇ FARKLI AYET GRUBUNDA AYNI MEKAN AYNI ZAMAN AYNI MUHATAPLAR'A YÖNELİK ANLATICI, ZAMİR, FİİL VE KRONOLOJİ ÜZERİNE BİR İNCELEME.
Uzun zamandır araştırdığım, imkanım dahilinde ulaşıp sormadığım kişi kalmadığı için zihnimi meşgul eden bu konuyu, belki buradan cevap bulurum ümidiyle yazmaya karar verdim. Niyetim bir iddiayı doğrulatmak veya bir inancı tartışmaya açmak değil; aynı olayı anlattığı kabul edilen üç ayrı Kur'an pasajını Arapçanın sentaksı, morfolojisi ve anlatı yapısı üzerinden karşılaştırarak metnin ne söylediğini tam olarak anlayabilmek.
Araştırma konum Hud Suresi 69-74, Hicr Suresi 51-56 ve Zariyat Suresi 24-30 arasındadır.
İlk olarak yaşanan diyalogların anlatıcısını belirlemek gerekiyor. Hud 69'daki "وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا / Elçilerimiz gerçekten geldiler" ifadesinde "وَ / ve" atıf harfi, "لَقَدْ / le-kad" tahkik ve tekit edatları, "جَاءَتْ / caet" üçüncü tekil dişil geçmiş zaman fiilidir. Fiilin faili, çoğul anlam taşımasına rağmen Arapçada gayri akil çoğul olduğu için dişil tekil fiille gelen "رُسُلُنَا / rusuluna / elçilerimiz" kelimesidir. Kelimenin sonundaki "نَا / na" birinci çoğul şahıs iyelik zamiridir. Hicr 51'deki "وَنَبِّئْهُمْ / ve-nebbi'hum / Onlara haber ver" emri, Hz. Muhammed'e yöneliktir. Zariyat 24'teki "هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ / hel etake hadisu / İbrahim'in misafirlerinin haberi sana ulaştı mı?" ifadesi de ilahi hitaptır. Geleneksel anlayışta üç pasajın dış anlatıcısı aynı ilahi anlatıcı kabul edilir. Ancak bu tespit, anlatıcı tarafından kullanılan birinci çoğul şahıs zamirinin her geçtiği yerde aynı konuşma düzeyinde bulunduğu anlamına gelmez.
Nitekim Hud 71'deki "فَبَشَّرْنَاهَا / fe-beşşernaha / Böylece ona müjde verdik" ifadesinde "فَ / fe" bağlama ve tertip harfi; "بَشَّرْنَا / beşşerna" birinci çoğul şahıs geçmiş zaman fiilidir. Fiile bitişen "نَا / na" merfu muttasıl fail zamiri, "هَا / ha" ise mansup muttasıl mef'ul bih, yani dişil tekil nesne zamiridir. Bu zamirin mercii Hz. İbrahim'in karısıdır. Buna karşılık olarak Hicr 53'teki "إِنَّا نُبَشِّرُكَ / inna nübeşşiruke / Biz sana müjde veriyoruz" ifadesi, öncesindeki "قَالُوا / Kalu / Onlar dediler" fiiline bağlı doğrudan konuşmadır. Buradaki "إِنَّ / inne" tekit edatı, "نَا / na" ism-i inne; "نُبَشِّرُ / nübeşşiru" birinci çoğul şahıs muzari fiil, "كَ / ke" ise mansup mef'ul bih zamiridir. Yani burada "biz" diyenler anlatıcı değil, konuşan misafirlerdir.
Olayın aktarımındaki fiil sıralamasına geçtiğimizde Hud 69'da "فَمَا لَبِثَ أَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍ / Çok geçmeden kızartılmış bir buzağı getirdi" denir. "فَمَا لَبِثَ / fe-ma lebise" gecikmeme ve kısa zaman aralığı bildiren yapıdır. Hud Suresi 70'te "فَلَمَّا رَأَىٰ أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ / Ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce" ifadesi gelir. Ardından "وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً / Onlardan dolayı içinde korku duydu" denir. Buradaki "أَوْجَسَ / evcese" gizli öznesi Hz. İbrahim olan geçmiş zaman fiilidir; "خِيفَةً / hifeten" mef'ulün bih değil, fiilin korku duyma anlamını tamamlayan mastar/nesne konumundaki isimdir.
Zariyat 26-28'de ise " فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ / Ailesinin yanına yöneldi ve semiz bir buzağı getirdi" denir. "رَاغَ / rağa" gizlice veya sessizce yönelmek, "جَاءَ / cae" getirmek anlamındadır. Sonraki "فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ / Onu onlara yaklaştırdı" cümlesinde "هُ / hu" buzağıya dönen mef'ul bih zamiridir. "قَرَّبَ / karrabe" fiilinin faili Hz. İbrahim, nesnesi buzağıdır. Ardından "قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ / Yemez misiniz?" der. Daha sonra yine "فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً / fe-evcese minhüm hifeten" gelir. Böylece Hud Suresi'nde korkunun sebebi ellerin yemeğe uzanmaması açıkça belirtilirken, Zariyat Suresi'nde yemek sunulması ve yeme davetinin ardından korku anlatılır. "حَنِيذٍ / haniz" kızartılmış, " سَمِينٍ / semin" ise semiz demektir.
Karşımıza asıl sentaktik düğüm Hud Suresi 71. ayetinde "وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا / Karısı ayaktaydı; güldü; biz de ona müjde verdik" şeklinde çıkar. Bu lafızda yer alan "وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ / ve-mra'etühu kaimetün" cümlesi, yalnızca müstakil bir isim cümlesi olarak değil, önceki "قَالُوا / Kalu / Onlar dediler" fiilinin failine bağlı hal cümlesi olarak da çözümlenir. "قَائِمَةٌ / kaimetün / ayakta bulunan" anlamında dişil tekil ism-i faildir. Kur'an Arapçası sentaks çözümlemesinde bu cümlenin meleklerin konuşması esnasındaki durumu bildiren hal cümlesi olduğu belirtilir. "فَضَحِكَتْ / fe-dahiket" ise kadın öznesine dönen gizli faille kurulmuş geçmiş zaman fiilidir. Ardından gelen "فَبَشَّرْنَاهَا / fe-beşşernaha" ikinci bir "fa" ile bağlanır. "Fa" harfi tertip ve ta'kib, yani sıralama ve takip ilişkisi kurabilir; ancak her bağlamda saniyesi saniyesine kronolojik zaman zorunluluğu doğurmaz. Bununla birlikte cümlenin doğal lafzi okunuşu gülme eylemini müjdelemeden önce konumlandırır.
Zariyat 29'da ise "فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا / Karısı bir çığlıkla tepki gösterdi, yüzüne vurdu" denir. "أَقْبَلَتْ / akbelet" üçüncü tekil dişil geçmiş zaman fiilidir; öznesi kadındır. "فِي صَرَّةٍ / fi sarratin / bir çığlık içinde" anlamındadır; "فِي / fi" harf-i cer, "صَرَّةٍ / sarratin" mecrur isimdir. "فَصَكَّتْ / fe-sakket" fiilinde fail yine kadın, "وَجْهَهَا / vecheha" ise mef'ul bihdir; kelimenin sonundaki "هَا / ha" yüzün kadına ait olduğunu gösteren muzafun ileyh zamiridir.
Bununla birlikte Hud'daki "فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا / fe-dahiket fe-beşşernaha" sıralaması ile Zariyat'ta önce Hz. İbrahim'e müjde verilmesi, ardından kadının tepki göstermesi arasındaki zaman ilişkisi açıklanmaya muhtaçtır. Bazı müfessirler, Hud'daki sıralama için takdim-tehir yorumunu da nakleder. Buna göre önce müjde verilmiş, sonra kadın gülmüştür. Bu, ayetin açık lafzi sırasından farklı bir yorumdur.
Kadının sözleri de iki pasajda farklı biçimde aktarılır. Hud 72'de "أَأَلِدُ وَأَنَا عَجُوزٌ وَهَٰذَا بَعْلِي شَيْخًا / Ben yaşlı bir kadınken mi doğuracağım; bu kocam da yaşlı bir erkekken?" der. "أَ / hemze" istifham edatı, "أَلِدُ / eledü" birinci tekil şahıs muzari fiildir. "أَنَا / ena" mübteda, "عَجُوزٌ / acuzün" haberdir. "هَٰذَا / haza" işaret ismi, "بَعْلِي / ba'li / kocam" anlamında muzaf ve mütekellim yasına muzaf isim, "شَيْخًا / şeyhan" ise hal olarak değerlendirilir. Zariyat 29'daki "وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ / Ben yaşlı ve kısır bir kadınım" ifadesinde ise hazfedilmiş birinci tekil şahıs zamiri takdir edilip "Ben yaşlı ve kısırım" şeklindedir. "عَجُوزٌ / acuzün" ve "عَقِيمٌ / akim" bu takdir edilen mübtedanın haberleridir. Bir pasajda kocanın yaşlılığı, diğerinde kadının kısırlığı vurgulanır.
Meleklerin/elçilerin/misafirlerin kadına cevabı da aynı değildir. Hud 73'te "أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ / Allah'ın emrine mi şaşıyorsun?" denir. "أَتَعْجَبِينَ / e-te'cebine" dişil tekil muhataba yöneltilmiş muzari fiildir; başındaki hemze soru edatıdır. Zariyat Suresi 30'da ise "كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكِ / Rabbin böyle buyurdu" ifadesi kullanılır. "رَبُّكِ / rabbuki" kelimesindeki "كِ / ki" dişil tekil muhatap zamiridir. İki cevap aynı muhataba yöneltilmiş olsa da lafız ve vurgu bakımından farklıdır.
Hicr pasajında ise Hz. İbrahim'in tepkisi ayrıca aktarılarak "أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَىٰ أَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ / Yaşlılık bana dokunmuşken beni mi müjdeliyorsunuz?" şeklindedir. Buradaki "تُمْ / tüm" ikinci çoğul şahıs fail zamiri, "نِي / ni" birinci tekil şahıs mef'ul bih zamiridir. Ardından melekler "بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ / Sana gerçeği müjdeledik" der. Bu diyalog, Hud'daki kadın merkezli konuşmanın aynısı değildir, farklı bir muhatap ve farklı bir konuşma dizisi sunar.
Son olarak Hud 71'deki "وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَاقَ يَعْقُوبَ / İshak'tan sonra Yakub" ifadesinde kıraat ve i'rab farklılığı da önemlidir. Yaygın kıraatte "يَعْقُوبُ / Ya'kubu" merfu okunur ve yeni bir isim cümlesinin haberi/öğesi olarak değerlendirilir; bazı kıraatlerde "يَعْقُوبَ / Ya'kube" mansup okunması, hazfedilmiş bir fiile veya önceki müjde fiilinin anlamına bağlanmasıyla açıklanır. Bu farklılık, müjdenin kapsamının sentaktik olarak nasıl kurulduğunu etkiler.
Detaylı şekilde yaptığım tüm bu açıklamaların ardından uzun zamandır cevaplanmasını beklediğim sorularım şunlardır.
1- Hud'da kadının gülmesi, müjde verilmesinden önce mi gerçekleşmiştir?
2- Zariyat'ta yüzüne vurma, aynı tepkinin başka bir anlatımı mı, yoksa ikinci bir tepki midir?
3- Hz. İbrahim'e ve karısına verilen müjdeler aynı konuşmanın farklı muhataplara aktarılması mıdır, yoksa farklı zamanlarda gerçekleşen iki ayrı bildirim midir?
4- Hicr'deki diyalog bu olay çizelgesinde nereye yerleştirilmelidir?
5- Hud'daki hal cümlesi ve fa harfleriyle kurulan sentaktik sıra, Zariyat'taki fiil dizisiyle nasıl ilişkilendirilmelidir?
Aradığım cevap, bu farklılıkları peşinen uzlaştıran bir yorum şeklinde değil her bir fiilin, zamirin, bağlacın ve cümle kuruluşunun Arapça dil bilgisi bakımından taşıdığı anlamı esas alan, metnin bütününe uygulanabilir tutarlı bir açıklamadır.
Yayında işlenen konu çok yanlış işleniyor. Mustafa Çelik'in ifadesinin asıl önemi gözden kaçırılıyor.
Mesele yalnızca şirketlerin kime ait olduğu değil; bu şirketlerle örgütsel yapı arasındaki bağın kurulup kurulamayacağı.
Örgüt, bazı avukatlar aracılığıyla şüphelilere talimat göndererek şirketlerin cemaatle herhangi bir bağlantısının bulunmadığı, bunların kendi şahsi şirketleri olduğu yönünde ifade vermeleri için baskı yapıyor.
Bu yöntemin arkasındaki temel nedenlerin başında da örgütle ilişkili bazı avukatların, şirketler üzerinden usulsüz işlemler yürütüldüğünden haberdar olmaları. Böylece örgütsel faaliyetlere ve maddi delillere ilişkin sorumluluğun, bütün sürecin arkasındaki isimler yerine bir muhasebecinin üzerine yıkılması hedefleniyor.
Mustafa Çelik'in ifadesi tam da bu savunma hattını bozabilecek önemde. Şirketlerle örgütsel yapı arasındaki bu ilişki zinciri; Alihan Kuriş'e ve ticari işleyişteki rolü nedeniyle Hilmi Tuna Kuriş'e kadar uzanıyor.
Kısacası Mustafa Çelik'in ifadesi, yalnızca soruşturmaya eklenen bir beyan değil; şirketleri örgütsel yapıdan kopararak sorumluluğu alt kademelere yıkma stratejisini boşa çıkarabilecek kritik bir delil niteliği taşıyor.
📌"Kasa" konuştu örgütün şeması çıktı.
📌Alihan Kuriş Örgütü'nün "kasası" konuştu.
📌Kuriş suç örgütünde FETÖ benzeri yapılanma.
📌Örgütün eski yöneticisi itirafçı oldu.
#HabertürkManşet'te @ZulfikarAliAydn sordu; Hukukçu @hadidundar ve Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü @kaanarslanKA anlattı.
ALİHAN KURİŞ ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ SORUŞTURMASINDA İLK İTİRAFÇI VE İLK TAHLİYE.
Alihan Kuriş liderliğindeki suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında şuana kadar 205 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 121 kişi tutuklandı.
Dün, yani 23 Ekim 2026'da etkin pişmanlık kapsamında ifade veren M.Ç. tahliye edildi.
İfadesinde, Süleymancılara ve Eylül 2016 sonrası Alihan Kuriş'in kontrolüne geçen 25 farklı işletmede yöneticilik yaptığını söyleyen M.Ç., şirketlerin kendisine ait olmadığını, cemaat adına emanetçi olarak yönetimde bulunduğunu belirtti.
M.Ç., şirket yönetimine Arif Denizolgun döneminde getirildiğini, Alihan Kuriş'in liderliğe geçmesinin ardından ise baş sekreterya Fahri Candemir tarafından istifasının istendiğini anlattı.
M.Ç.'nin etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadenin soruşturmaya nasıl yansıyacağı ve soruşturmanın seyrini nasıl etkileyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.
38 MİLYON DOLARLIK NEVADA BİLMECESİ: PARAYI KİM ALDI, HAKLAR KİMDEN ALINDI?
14 Ekim 2022'de Nevco Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Narinç, Nevada Coffee'nin dünya çapındaki haklarının 38 MİLYON dolara satın alındığını duyurdu. Haber birçok yayın organında yer aldı; ancak kamuya açık haberlerde satıcı şirketin tam ticaret unvanı, satın alma sözleşmesi, ödeme belgeleri ve devredilen hakların ülke bazındaki kapsamı açıklanmadı. Dolayısıyla ortada kamuoyuna duyurulmuş büyük bir satın alma iddiası var; fakat bu bedelin kime, hangi haklar karşılığında ve hangi finansman kaynağından ödendiği sorusuna verilmiş somut bir cevap söz konusu değil.
Üstelik Nevada adı Türkiye'de 2022'den çok önce kullanılıyordu. Google harita arşivinde yer alan 2018 tarihli görselde hem Nevada Steakhouse hem de Ercan Steakhouse adı görülüyor. Görselde yer alan bina şuan adını "Ercan" olarak değiştirirken hem Nevco Holding'in merkez binası olarak hem de Ercan Steakhouse'un merkezi olarak faaliyet yürütüyor. Mart 2015'te Andelib Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak kurulan, Kasım 2017'de adını Nevada Restorant Gıda Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak değiştiren şirket, ilk olarak Nevada Steakhouse adıyla hizmet vermeye başladı ve 2018 yılında adını Ercan Steakhouse olarak değiştirdi.
İşte tam bu noktada "Nevada adı ve ticari kullanım geçmişi zaten Türkiye'de mevcutken, 2022'de satın alındığı açıklanan 'tüm dünya hakları' tam olarak hangi varlıkları kapsıyor?" sorusu akıllara geliyor. Kahve markasının uluslararası hakları mı, daha önce kullanılan Nevada adının hakları mı, yoksa bunların tamamı mı?
Türk Patent ve Marka Kurumu'na ait bilgilere göre, "nevada coffee co." markasının 27 Nisan 2022'de, 2022/061103 numarasıyla, Nevada Kahve Restoran İşletmeciliği A.Ş. adına başvurulduğu görülüyor. Başvuruda bulunan şirket 10 Ocak 2025'te Selma Turan tarafından kuruluyor.
Bu kronoloji, yetkili makamlar tarafından mutlaka açıklığa kavuşturulmalı.
2022 tarihli marka başvurusu, 2025'te kurulduğu görülen şirketle hangi hukuki işlem üzerinden ilişkilendirildi? Başvuru tarihinde hak sahibi kimdi, daha sonra bir devir veya şirket unvanı değişikliği yapıldı mı?
ABD ayağında, NEVCO GROUP INC. Florida siciline 23 Mayıs 2025'te kaydedildi. Sicilde Ercan Narinç ile Aleyna Narinç Vural şirket yöneticileri olarak listeleniyor. Şirketin yıllık rapor sunmadığı ve 25 Eylül 2026'da idari fesih statüsüne geçtiği de kayıtlarda yer alıyor. Bu şirket 2022'deki satın almadan sonra kurulmuş olduğundan, satın almanın o tarihte doğrudan tarafı olduğu varsayılamaz. Ancak sonradan marka, lisans, gelir veya başka varlık devri yapılıp yapılmadığı mutlaka araştırılmalı.
Dikkat çekici bir diğer kayıt, ABD'de NEVADA COFFEE CO. markası için 2 Haziran 2025'te yapılan 79438102 numaralı başvurunun Nevada Restorant Gıda Hizmetleri adına görünmesi. Başvuru henüz kesin tescil değil; 2026'da inceleme yazışmaları ve itiraz niteliğinde işlem kayıtları bulunmakta. Peki 2022'de tüm dünya haklarının satın alındığı açıklanmışken neden ABD'de marka başvurusu 2025'te yapıldı? Bu, satın alınan hakların kapsamı ve devir zinciriyle açıklanması gereken temel bir soru olarak şimdilik burada yer alsın.
Mali tablo da bu soruların dışında tutulamaz. Nevada Restorant'ın beyan edilen matrahı 2019'da 528 BİN TL, 2020'de 1.81 MİLYON TL, 2021'de 2.10 MİLYON TL; 2023'te 22.34 MİLYON TL, 2024'te 60.81 MİLYON TL ve 2025'te 42.54 MİLYON TL.
38 MİLYON dolarlık alımın gerçekleştiği tarihin öncesi ve sonrasındaki yıllarda beyan edilen matrah bedelleri göz önüne alındığında şayet 38 MİLYON dolarlık hayali bir satın alım değil de gerçek bir satın alım söz konusuysa bu satın alma bedelinin kaynağı, muhasebe kaydı, sözleşmesi ve satıcısı açıklanmalıdır.
Ercan Narinç'in yanıtlaması gereken temel soru şudur!
38 MİLYON dolara hangi haklar, hangi şirketten, hangi sözleşmeyle ve hangi ödeme belgeleri karşılığında satın alındı?
Şu komutu bot hesaba yazdıran şerefsiz, Allah, eşini, anneni, çocuklarını senin gibi namussuz heriften korusun.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu sabah gerçekleştirilen Alihan Kuriş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü operasyonunda arama yapılan Fazilet Kuyumculukta, FETÖ için hem sembolik hem de haberleşme yöntemi olarak kullanıldığı düşünülen ve bizzat FETÖ lideri tarafından belli şahıslara yollanan 2 adet F Seri 1 Dolar bulundu.
Emre Ercis retweeted
BDDK ESKİ BAŞKANI MEHMET ALİ AKBEN'İN OĞLU GRAİNTURK YÖNETİMİNE NASIL GİRDİ, TERA İLE ÖZOVA ARASINDA NELER YAŞANDI?
Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki kararlar, oğlu Ahmet Emir Akben'in Grainturk Holding yönetimindeki görevi ve şirketin Tera Grubu ile gerçekleştirdiği finansman görüşmeleri, cevap bekleyen soruları beraberinde getiriyor.
Ahmet Emir Akben, 25 Ekim 2022'de Grainturk Holding yönetim kuruluna seçildi. Şirketin KAP kayıtlarına göre bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı; Denetim Komitesi ile Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlıklarını üstlendi. 2025 tarihli genel kurul belgelerinde de bağımsız üyeliğe aday gösterildi. Özgeçmişinde hukuk eğitimi, avukatlık deneyimi ve Vakıfbank'ın New York şubesindeki uyum departmanı görevi yer alıyor.
Asıl dikkat çekici bağlantılardan biri Tera Yatırım Bankası. BDDK, bankaya 27 Ekim 2021'de kuruluş, 7 Nisan 2023'te faaliyet izni verdi. Mehmet Ali Akben bu dönemde BDDK başkanıydı.
1 Ekim 2025'te Grainturk'ün %100 iştiraki Özova Tarım ile Tera Yatırım Holding arasında, Tera'nın Özova'da %10 pay edinmesini öngören bir anlaşma imzalandı. 3 Şubat 2026'da anlaşma karşılıklı fesih protokolüyle sona erdi. Aynı şirketin Oasis Prime FZCO ile yürüttüğü finansman sürecinde de 2025 üçüncü çeyrek bilançosunda 150.17 MİLYON TL sermaye avansı kaydedildi; aynı bilançoda ortaklardan 354.15 MİLYON TL alacak kalemi de yer aldı. Bu kayıtların işlem tarafları, sözleşmeler, değerlemeler ve para hareketleri bakımından ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.
Ahmet Emir Akben'in Grainturk yönetimine adaylığını kim önerdi ve hangi değerlendirmeler yapıldı? Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki Tera faaliyet izni sürecinde hangi Kurul üyeleri hangi değerlendirmeleri yaptı? Tera Yatırım Holding ile Özova Tarım arasındaki anlaşma neden imzalandı ve dört ay sonra neden feshedildi? Oasis Prime finansmanının gerçek kaynakları, nihai yararlanıcıları ve ödeme koşulları nelerdir? Ortaklardan alacak kaleminin karşı tarafları kimlerdir; bu tutarlar hangi sözleşmelere dayanıyor ve nasıl tasfiye edildi?
Son olarak, bu işlemler bağımsız denetim ve düzenleyici kurumlar tarafından hangi kapsamda incelendi?
NOT: Bu twiti seküler yaşayan ama 15 yıldan fazla Tanah'ı İbranice, Yeni Ahit'i Süryanice ve Mushaf'ı Arapça dil bilgisi kurallarıyla araştıran birisi olarak yazıyorum.
28 Şubat'ta Türkiye'de tartışılan konu bugün Azerbaycan'da tartışılıyor.
"Kur'an'da kadının örtünmesiyle ilgili bir emir yok"
Bu hüküm saçmalıktır, cehalettir. Mushaf/Kur'an'da emredilen örtünme biçiminin lafız ve mana olarak bugünkü karşılığı ÇARŞAFTIR.
BDDK ESKİ BAŞKANI MEHMET ALİ AKBEN'İN OĞLU GRAİNTURK YÖNETİMİNE NASIL GİRDİ, TERA İLE ÖZOVA ARASINDA NELER YAŞANDI?
Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki kararlar, oğlu Ahmet Emir Akben'in Grainturk Holding yönetimindeki görevi ve şirketin Tera Grubu ile gerçekleştirdiği finansman görüşmeleri, cevap bekleyen soruları beraberinde getiriyor.
Ahmet Emir Akben, 25 Ekim 2022'de Grainturk Holding yönetim kuruluna seçildi. Şirketin KAP kayıtlarına göre bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı; Denetim Komitesi ile Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlıklarını üstlendi. 2025 tarihli genel kurul belgelerinde de bağımsız üyeliğe aday gösterildi. Özgeçmişinde hukuk eğitimi, avukatlık deneyimi ve Vakıfbank'ın New York şubesindeki uyum departmanı görevi yer alıyor.
Asıl dikkat çekici bağlantılardan biri Tera Yatırım Bankası. BDDK, bankaya 27 Ekim 2021'de kuruluş, 7 Nisan 2023'te faaliyet izni verdi. Mehmet Ali Akben bu dönemde BDDK başkanıydı.
1 Ekim 2025'te Grainturk'ün %100 iştiraki Özova Tarım ile Tera Yatırım Holding arasında, Tera'nın Özova'da %10 pay edinmesini öngören bir anlaşma imzalandı. 3 Şubat 2026'da anlaşma karşılıklı fesih protokolüyle sona erdi. Aynı şirketin Oasis Prime FZCO ile yürüttüğü finansman sürecinde de 2025 üçüncü çeyrek bilançosunda 150.17 MİLYON TL sermaye avansı kaydedildi; aynı bilançoda ortaklardan 354.15 MİLYON TL alacak kalemi de yer aldı. Bu kayıtların işlem tarafları, sözleşmeler, değerlemeler ve para hareketleri bakımından ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.
Ahmet Emir Akben'in Grainturk yönetimine adaylığını kim önerdi ve hangi değerlendirmeler yapıldı? Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki Tera faaliyet izni sürecinde hangi Kurul üyeleri hangi değerlendirmeleri yaptı? Tera Yatırım Holding ile Özova Tarım arasındaki anlaşma neden imzalandı ve dört ay sonra neden feshedildi? Oasis Prime finansmanının gerçek kaynakları, nihai yararlanıcıları ve ödeme koşulları nelerdir? Ortaklardan alacak kaleminin karşı tarafları kimlerdir; bu tutarlar hangi sözleşmelere dayanıyor ve nasıl tasfiye edildi?
Son olarak, bu işlemler bağımsız denetim ve düzenleyici kurumlar tarafından hangi kapsamda incelendi?
MAHİROĞLU-KARABAT-YADOĞLU İLİŞKİSİNDEN HALK TV'YE KAYYUM ATANMASINA UZANAN SÜREÇ.
Cafer Mahiroğlu, Halk TV'ye kayyum atanmasının ardından yaptığı açıklamada operasyonu siyasi saiklerle gerçekleştirilen bir müdahale olarak nitelendirdi. MASAK raporlarına dayandırılan iddiaların asılsız olduğunu savundu, yedi aile ferdinin gözaltına alınmasını öne çıkardı ve kamuoyunu Halk TV'ye sahip çıkmaya çağırdı. Açıklamasında soruşturmanın merkezindeki şirket ilişkileri, belediye ihaleleri ve para hareketleri hakkındaki iddialara ayrıntılı cevap vermedi.
İlişkiler ağının geriye doğru izlenmesi, 2021'deki İETT Ayazağa Garajı meselesini gündeme getiriyor. Yusuf Yadoğlu savcılık ifadesinde, garaj işletme sözleşmesinin 31 Mart 2021'de sona ermesi üzerine içerideki malzemelerin devri için Remzi Baka'yla görüştüğü, teklifin düşük olduğunu düşününce Cafer Mahiroğlu'nu aradığını anlattı. Yadoğlu'nun beyanına göre Mahiroğlu, Özgür Karabat ve Remzi Baka'yla Halk TV'nin Bakırköy'deki binasında bir görüşme ayarladı; görüşmede malzemelerin devri konuşuldu ve sonrasında protokol düzenlendi. Yadoğlu, Aziz İhsan Aktaş'ın dosyaya sunduğu protokolden de söz etti. Aktaş'ın Karabat'ın 2024 seçimleri öncesinde kendisinden 5 MİLYON lira istediği yönündeki iddiası da gündeme gelmişti. Mahiroğlu, yalnızca medya yöneticisi olarak değil, Yadoğlu'nun ticari anlaşmazlığında tarafları buluşturan kişi olarak soruşturma dosyasında yerini aldı.
Yadoğlu'nun adı Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturmasında da karşımıza çıkıyor. Yadoğlu, Muhittin Böcek'in oğlu Mustafa Gökhan Böcek'in 2024 yerel seçimlerinden önce kendisinden 25 MİLYON lira istediğini ileri sürdü; ayrıca taşınmaz alımıyla bağlantılı ödemeler yaptığını iddia etti.
İzmir ayağında ise şirket sicili ve ihale kayıtları öne çıkıyor. BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ'nin Fatih Yadoğlu adına kurulduğu ve YST Otomotiv'le taşeronluk ilişkisi bulunduğu yönündeki iddialar, belediye meclisi tartışmalarına da yansıdı. İzmir Büyükşehir Belediyesinin resmi kayıtlarında BUSTECH'in 28 Mart 2025 tarihli pazarlık usulü ihaleyi 164.72 MİLYON liraya, 20 Haziran 2025 tarihli açık ihaleyi ise 332.6 MİLYON liraya aldığı görülüyor. Ağustos 2026'da 126.66 MİLYON liralık bir başka sözleşme de kayıtlara geçti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddiaları kapsamında 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Savcılık, BUSTECH'in kuruluş ve yönetim sürecine ilişkin bulgular bulunduğunu; ihale süreçleriyle bağlantılı 14 MİLYON 464 BİN liralık kayıtsız rüşvet ödendiği, bazı işlerde ihale bedellerinin üzerinde ödemeler yapıldığı ve gelirlerin Mahiroğlu'yla bağlantılı olduğu değerlendirilen şirketlere aktarıldığı belirlendi.
2021'deki Ayazağa malzeme devrinden, 2024 seçim dönemi iddialarına, 2025'te Yadoğlu'nun ifadelerine ve 2025–2026 İzmir ihalelerine ve oradan da bu sabah gerçekleşen operasyona uzanan bir network söz konusu.
Mahiroğlu, bu iddialara cevap vermek yerine, "Basın Özgürlüğü" sloganı atarak hem soruşturmayı manipüle ediyor hem de okumaktan ve araştırmaktan aciz, önlerine ne konulursa ona inanan muhalif kitleyi yapmış olduğu manipülasyon üzerinden kullanmaya çalışıyor.
HALK TV'YE KAYYUM ATANMASINI "GAZETECİLİK SANSÜRLENİYOR" DİYE SUNMAK, AÇIK ŞEKİLDE DEZENFORMASYON YAPMAKTIR.
Halk TV'ye kayyum atanması üzerinden "Gazetecilik sansürleniyor" sloganları atılmaya başlandı. Oysa kayyum atanmasına neden olan soruşturmanın merkezinde kanalın haberleri değil; Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu'nun ticari ilişkileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi bağlantılı ihale süreçleri ve şirketler arasındaki para hareketleri bulunuyor. Bu ayrımı görmezden gelerek meseleyi yalnızca basın özgürlüğü tartışmasına indirgemeye çalışanlar, soruşturmanın asıl konusunu ikinci plana itiyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamaları yeralıyor. Mahiroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ'nin kurulmasını sağladığı, şirketin yönetimini belirlediği kişilere devrettiği ve belediye ihaleleri üzerinden haksız menfaat elde ettiği yönünde deliller söz konusu.
Savcılığın iddialarına göre BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ üzerinden yürütülen ihale süreçlerinde usulsüzlükler yaşandı ve 14 MİLYON 464 BİN TL tutarında rüşvet ödemesi yapıldı. Ayrıca şirketlerin toplam işlem hacminin 30 MİLYAR 352 MİLYON TL olduğu, Mahiroğlu'nun şahsi hesaplarında yaklaşık 1 MİLYAR 62 MİLYON TL giriş ve 1 MİLYAR 119 MİLYON TL çıkış gerçekleştiği tespit edildi. Yurt dışı transferleri ve malvarlığı hareketleri de incelemeye alındı.
Bu tespitlerin ardından aralarında Halk TV'nin de bulunduğu Mahiroğlu'yla bağlantılı şirketlere el konuldu ve TMSF kayyum olarak atandı.
Muhalefet yine her zaman yaptığı gibi BUSTECH şirketini ve milyarlarca liralık para hareketlerini tartışmak yerine konuyu baştan sona "gazetecilik sansürleniyor" söylemine indirgeyerek, kamuoyunun dikkatini dosyanın esasından uzaklaştırmaya çalışıyor.
YENİ PARTİLİ @UmitOzlale BİR MAŞA...PEKİ ONU TUTAN EL KİMİN?
Aile Bakanı'nın babasının bir vatandaşla isim benzerliği üzerinden hedef alınması, çok daha önemli bir meseleyi ortaya çıkarıyor.
İddiayı gündeme getiren @UmitOzlale 'nin burada bir "maşa" olarak kullanıldığı açıktır. Ancak asıl mesele, bu algı operasyonunda kullanılan MKK numaralarının nereden ve nasıl temin edildiğidir.
Ulusal güvenlik açısından sorgulanması gereken; bu bilgileri kimlerin servis ettiği, @UmitOzlale 'yi kimlerin kullandığı ve nihayetinde "maşayı tutan elin" kim olduğudur.
Bu mesele artık yalnızca bir isim benzerliği değil, finansal bilgilerin nasıl ele geçirildiği ve hangi amaçla operasyonel olarak kullanıldığıdır.
Babası ve Bartınlı bir vatandaşın isim benzerliği üzerinden Aile Bakanı'na yönelik itibar suikastı gerçekleştiren @UmitOzlale, aslında çok önemli bir ifşada bulundu.
@UmitOzlale kullanılarak algı operasyonu yürütmek amacıyla servis edilen MKK numaraları, yalnızca fon soruşturması üzerinden dezenformasyon yapıldığını değil, aynı zamanda birileri tarafından ele geçirilen bazı bilgilerin operasyonel amaçlarla kullanıldığını da ortaya koydu.
İnsanın biraz yüzü kızarmalı. Daha geçen hafta kendisine isim benzerliği üzerinden iftira atıldığını söyleyen @UmitOzlale , TCKN son iki hanesi 18 ile biten Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın babasına isim benzerliği ve TCKN son iki hanesi 92 olan vatandaş üzerinden itibar suikastı yapıyor.
Bugün Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü davasının görüldüğü duruşmada yaşanan bu diyaloğu ne muhalif medyada ne OnlarTV'de göremeyeceksiniz.
"Ve hatta ben o zaman Murat Ongun'a da gittim. Dedim ki böyle böyle bir durum varmış Murat Bey, siz bunu tanıyor musunuz? Ve çok üzgünüm şu an. Hayır tanımıyorum dedi bana kendisi. Halbuki sizi tanıyormuş... Biz burada 19 aydır yatıyoruz... Şimdi burada gerçekten gönül koyuyorum Murat Bey.. Arkada siz böyle iş yapıyordunuz diyorsunuz. Bizim bundan haberimiz yok. Ayıp değil mi bu bize?"
Bu cümleleri kuran Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker. Mesela siyasi ahlakı ve namusu olduğuna inandığım @gunaydingokhan , bakalım o ahlak ve namusunun gereğini yaparak Türker'in Murat Ongun'a bu sitemi hakkında tek bir twit atabilecek mi göreceğiz...
21 KİŞİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ODINE VE KARANLIK ODASI NEDEN SPK, KGK VE BORSA İSTANBUL TARAFINDAN AYDINLATILMADI?
SPK, 7 Ekim 2026 tarihli 2026/69 sayılı bülteninde ODINE pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 21 kişi hakkında 6362 sayılı Kanun'un 107/1'inci maddesi kapsamında suç duyurusunda bulundu; tamamına iki yıl işlem yasağı getirdi, 16 kişinin sermaye piyasası lisanslarını iptal etti. Listede ODINE'in %8.54 ortağı Cengiz Avcı'nın yanı sıra Muhammed Yarız da bulunuyor.
Fakat asıl sorulması gereken soru, "SPK'nın ODINE hisselerindeki 21 kişilik piyasa dosyası ile şirketin bilançoları hiç karşılaştırıldı mı? Kimlerin hangi tarihte hisse alıp sattığı, o sırada ODINE'in karı, zararı, alacakları ve finansal durumu neydi? Bu iki tablo yan yana konulduğunda ortaya nasıl bir ilişki çıkıyor?" olmalı.
Bugün ODINE'in %33 ortağı Alper Tunğa Sağu Burak, A grubu imtiyazlı paylar sayesinde oyların %52.62'sini kontrol ediyor. Şirketin Çekya'daki Odine Engineering iştirakinin de %25'i doğrudan Burak'a ait. ODINE ayrıca Dubai, ABD, Türkiye, Güney Afrika, İngiltere ve Karadağ'da iştiraklere sahip.
Karadağ'daki Logate D.O.O şirketinin satın alımı ise karanlık odanın ayrı bir kapısı. ODINE %53.03 hisse için 5.83 MİLYON Euro ödedi; bağımsız değerleme raporu düzenlenmedi, işlem pazarlık yöntemiyle yapıldı. Satın alma muhasebesinde yaklaşık 273.5 MİLYON TL bedel karşılığında yalnızca 67.9 MİLYON TL tanımlanabilir net varlık belirlendi ve 254.6 MİLYON TL geçici şerefiye oluştu.
Aynı dönemde ODINE'in cirosu %57 artarken brüt karı yaklaşık %51 düştü; esas faaliyet karı 367 MİLYON TL'den 143 MİLYON TL zarara döndü. Bilançoda 1.27 MİLYAR TL maddi olmayan duran varlık, 1.02 MİLYAR TL civarında net geliştirme maliyeti ve 1.08 MİLYAR TL ticari alacak bulunuyor.
Üstelik Pusula'nın yönettiği fonlar Nisan ve Mayıs 2026'da ODINE'de milyonlarca lotluk alım yaptı ve fonların ODINE sermayesindeki payı %10.47 seviyesine kadar çıktı. Güncel tabloda Pusula fonunun payı %9.93.
ODINE'i denetleyen BDO 2025 finansallarına olumlu görüş verdi. Ancak finansal tabloları SPK, bağımsız denetim kuruluşunu ise kamu gözetimi bakımından KGK; piyasa işlemlerini de Borsa İstanbul ve SPK gözetliyor.
Dolayısıyla mesele "denetçi raporu olumlu, dosya kapanmıştır" denilebilecek kadar basit değil. SPK'nın 21 kişilik suç duyurusu piyasa işlemlerini işaret ediyor. Şimdi aynı kişilerin işlem kayıtları ile ODINE'in müşteri, tedarikçi, alacak, fon, iştirak, Logate D.O.O. satın alımı ve aktifleştirilen geliştirme maliyetlerinin aynı zaman çizelgesinde karşılaştırılması gerekiyor.
SPK, ODINE hisselerinde işlem yapan 21 kişi hakkında piyasa manipülasyonu suçlamasıyla harekete geçti. Ancak aynı dönemde ODINE'nin karlılığı sert düşerken milyarlarca liralık geliştirme maliyeti ve ticari alacak oluştu, yüksek bedelli Logate D.O.O. satın alımı yapıldı ve fonların hissedeki pozisyonu hızla arttı. Bu olağandışı hisse hareketleri ile şirketin finansal tablolarındaki büyük değişimler gerçekleşirken SPK, KGK ve Borsa İstanbul yetkilileri ne yapıyordu?
BU HABER, "ALGI OPERASYONU NASIL YAPILIR?" SORUSUNUN CEVABI OLARAK OKUTULMALI.
Bu haberde sinsice yapılan manipülasyon, sermaye artırımının niteliği ile ortaklık yapısının kamuoyuna nasıl sunulduğu noktasındadır.
Önce Üsame Erdoğan meselesini netleştirelim. Üsame Erdoğan'ın Bin Ulaşım'da doğrudan payı bulunmuyor. 1000 Yatırımlar Holding'deki %18.37'lik ortaklığı ve 1000 Yatırımlar Holding'in Bin Ulaşım'daki %75.02'lik payı birlikte dikkate alındığında, Üsame Erdoğan'ın Bin Ulaşım üzerindeki dolaylı ekonomik payı yaklaşık %13.78'e karşılık geliyor. Bu oran 112 MİLYON TL çıkarılmış sermaye üzerinden yaklaşık 15.4 MİLYON TL nominal ekonomik paya denk geliyor. Aynı şirkette Mustafa Saim Birpınar da %18.37; Lydia Holding %8.97; Hüseyin Ardan Küçük ve Haris Pojata ise ayrı ayrı %8.20 pay sahibi.
Dolayısıyla Üsame Erdoğan, Bin Ulaşım'ın doğrudan %13.78 ortağı değil 1000 Yatırımlar Holding'deki %13.78'lik ortaklığı üzerinden dolaylı şekilde Bin Ulaşım'ın ortağıdır.
Bin Ulaşım'ın 1000 Yatırımlar Holding dışında diğer ortakları ise KAP'ta "Diğer" başlığı altında toplam 27.979.296 TL ve %24.98 olarak görünmektedir. Şirketin güncel çıkarılmış sermayesi 112 MİLYON TL'dir; 125 MİLYON TL değildir.
Haber içeriğinde algı yönetimi amacıyla öne çıkarılan "sermaye artırımı" kavramının ne anlama geldiği özellikle önemlidir. Sermaye artırımı, şirketin kayıtlı/çıkarılmış sermayesinin yükseltilmesidir. Fakat her sermaye artışı şirket kasasına aynı miktarda yeni nakit girdiği anlamına gelmez. İç kaynaklardan yapılan bedelsiz sermaye artışlarında şirketin mevcut özkaynak kalemleri sermayeye dönüştürülür.
Bin Ulaşım'ın bilançosundaki "paylara ilişkin primler" tam da böyle bir özkaynak kalemidir. Payların nominal değerlerinin üzerinde ihraç edilmesiyle oluşan bu primler şirket özkaynaklarında birikir. Şirketin 2024 raporunda 2023 başındaki paylara ilişkin primler 792.37 MİLYON TL, 2024 sonunda ise 2.307 MİLYAR TL olarak gösterilmektedir.
Dolayısıyla 6.6 MİLYON TL'den 75 MİLYON TL'ye çıkan sermayeyi "şirkete 68 milyon TL nakit sokuldu" algısı oluşacak şeklinde servis etmek, kasıtlı bir alt metin mesajı oluşturmaktır. Üstelik halka arz aşamasında da KAP açıkça, 100 MİLYON TL sermayenin 12 MİLYON TL artırılarak 112 MİLYON TL'ye çıkarıldığını bildiriyor.
Bu haberin manipülasyon tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeğeni, doğrudan şirket sahibiymiş gibi öne çıkarılıyor; dolaylı ortaklık yapısı sadeleştiriliyor; sermaye artışlarının niteliği açıklanmıyor ve resmi kayıtlardaki 112 MİLYON TL yerine 125 MİLYON TL rakamı iddia ediliyor.
Sonuç olarak bu haber metni tamamen manipülasyona dayalı algı oluşturmak amacıyla hazırlanarak, finansal gerçekliğin bir kısmını anlatmış ve en önemli kısmını gizlemiş bir metindir.
'Yeğen' sermayeyi katladı
▪️Fon skandalı tartışmalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeğeni Üsame Erdoğan’a ait Bin Ulaşım A.Ş. de gündeme geldi. Özgür Özel, şirketin skandalla bağlantılı olduğunu öne sürerken Bin Ulaşım, fon soruşturmalarıyla herhangi bir bağı bulunmadığını açıkladı. Şirket ayrıca Bulls Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı’nın yüzde 2,8 pay sahibi olduğunu bildirdi.
▪️Tartışmalar sürerken şirketin sermaye yapısındaki hızlı büyüme dikkat çekti. Şubat 2021’de 5 milyon TL olan sermaye, Ocak 2024’te 75 milyon TL’ye, Şubat 2024’te ise 100 milyon TL’ye yükseldi.
▪️Resmi ticaret sicili kayıtlarına göre Bin Ulaşım’ın sermayesi 2024 sonunda 125 milyon TL’ye ulaştı. Böylece şirketin sermayesi yaklaşık dört yılda 25 katına çıktı
Haberin tamamı: birgun.net/haber/yegen-serma…












